Bugün hala en başta kadın şahsında bunalım yaşayan Ortadoğu, hala etnisite, din, mezhep, kent, hiyerarşi, iktidar-devlet, ahlak, demokrasi, ekonomi ve ideoloji alanlarında güncel sorunlarını yaşamaya devam ediyor. Tüm bunların ortasında toplumun kollektif hafızasının ürünü olan masallarda güncel olmaya devam ediyor. 

“Zavallıcık kuzu” masalı da bugün her anlamda iğdiş edilmiş ve içi boşaltılmış yaşama dair bir tasvire girişiyor, soru soruyor. Kadının anlatısı ile dile gelen bu hikaye, bir babanın iki liraya aldığı kuzu ile başlar. Kaotik çıkmaz ve sonun başlangıcı bir düzenbaz kedinin pusuya yatması ile cinnetin startı verilir. Zıplayıp kuzuyu yutan kedi, köpeğin kediyi boğması ile başka bir alana evrilir. Zincirleme reaksiyon misali gündelik hayatın kötülüğü ve tahammülsüzlü aynı yöntem ama farklı öznelerle sürekli değişimdedir. 

Çünkü daha sonra sopa ortaya çıkar. Köpeği öldürür. Şimdi ateş sahnededir. Ateş sopayı küle çevirir. 

Her etki bir tepki yaratır. Doğada güç gösterisi yapmak ahmaklıktır. Ateşin karşısına su dikilir. Ateşi tüm gücü ile söndürür. Daha sonra bir öküz ortaya çıkar. Suyu bir yudumda içer. Su için nihai son budur. Kuzunun kaderi onu da bulmuştur. 

Duruma bir göz atalaım. Kedi kuzuyu yedi. Kuzuyu yiyen kediyi köpek boğdu. Kuzuyu yiyen kediyi boğan sopa vurdu. Ateş sopayı ve su da ateşi yok etti. Kuzuyu yiyen kediyi boğan köpeği öldüren sopayı yakan ateşi söndüren suyu yutan öküzün sonu da gecikmedi. Bir kasap çıktı ortaya ve öküzü kesti, onu parçalara ayırdı. Görüldüğü üzere mahkum olunan diyalektik pek iyimser değil ve her şeyin kendini, kendi yaşamsallığını bir başkası üzerinden sürdürmesi ile sürüp gidiyor. Bu aynı zamanda faşizm ile özdeşleşmiş toplum gerçekliğidir. Çünkü son bir aşama kalmıştır. İnsanın temsiliyetinde bir kasap şahsında zuhur bulan son cinayet, ölüm meleğinin gelişi işe nihai finale varılır. Tarih, yıkım ve savaş halinin yani birbirini yok etmenin zeminidir. İktidarların elindeki modern oyuncaktır. Savaş ve cinayetlerle, toplum ile demokrasinin kıyımı ekseninde nefes alır. 

Masal burada son bulmaz. İnsan bu yazgısına razı değildir ve düşünme yetisi, aklı ile durumu anlamak ister. Anlatıcı sorar: Zalimin mazlum, celladın kurban ile dönüp durduğu bu dehşet çemberi, bu delilik ve akıl tutulması ne kadar sürecek böyle. Henüz bahar gelmemiştir ama soru şişeden çıkmıştır. Bu sorunun cevabı modern Ortadoğu tarihidir. Bizi bu tarihe götürdüğü için kolaydan cevap verilemiyor. Ama birşeyler değişiyor. Bu döngünün devamlılığı bu değişime bağlı. Kuzusunu kaybeden insan, masumiyetini, uysallığını kaybetmiştir. Tüm o birbirini yeme ritüeli esasında insana ve onun kimliğine, özüne, hakikatine dönemsel yapılan saldırıların fotoğrafıdır. Kuzuya her saldırı, her el değişen temsili yoketme edimi, insanı vahşi bir kurt yapmaktadır.

Anlatıcı, artık bir kaplan oldum diyor. Daha önce bir güvecin ve ceylan iken şimdi vahşi bir kaplan.

Masal, her şey “yeniden başlıyor” diyerek son bulur. Bugün Ortadoğu’da cinayet var ve onun kalbi Kürdistan’ı yemek için vahşet sürüleri sıraya dizilmiş bekliyorlar. Oysa tarih de şahittir ki, şu anki durumumuz masal değil ve sonun sonunda, her şeyin başladığı yerdeyiz.  Had Gadia şarkısının sonunda saklıyız.