Bu yazı 1 Kasım’dan önce kaleme alındı. Siz okuduğunuzda seçimler sonuçlanmış olacak. Sandık bize ne söyledi bilmiyorum. Fakat sadece savaşta ısrarcı olmasından dolayı değil, aynı zamanda rantı esas aldığı ve sermaye sınıfının çıkarlarını baş tacı yaptığı için bu "hadi hadi" düzeninin suyunun ısındığına inanıyorum. Sandıktan firavun da çıksa kimsenin bu sömürü çarkını kaldıracak gücü kalmadı.
AKP döneminde uygulanan neoliberal politikalar eliyle zengin daha zengin, yoksul ise daha yoksullaştı. Son 13 yılda, servet sahipleri lehine gelir uçurumu katbekat arttı. Türkiye gelir dağılımı adaletsizliğinde dünyada 6. sırada (GINI). 2002’de yüzde 1’lik azınlık servetin yüzde 39,4’ini alabiliyordu. AKP döneminde bu oran zenginler lehine daha da arttı. Artık yüzde 1’lik zengin azınlık toplam servetin yarısından fazlasını (yüzde 54,9) alıyor. Yüzde 99’luk nüfus ise geri kalanla yetinmek zorunda (RIT). En zengin 100 kişinin serveti yıllık milli gelirin yüzde 15’ini götürüyor. AKP döneminde dolar milyarderlerinin sayısı ona katlandı. Türkiye dolar milyarderi sayısı en çok olan ülkeler arasında dünyada 7. sırada, Avrupa’da ise 2. sırada.
Servetin bir avuç azınlığın elinde birikmesini sağlayan ise sermaye sınıfının çıkarlarını ön planda tutan AKP’nin rant ve "hadi hadi" sisteminden başkası değil.
Bu süreçte kentsel alanlar, doğal varlıklar sermaye tarafından yutulurken, arkalarında betonlaşma, toplumsal ve çevreyle ilgili tahribatlar bıraktılar. AVM’ler, plazalar, özel güvenlikli siteleri yükseldikçe kent yoksulları rantçı sistemin alicengiz oyunları ile yerlerinden edilerek çeperlere sürüldüler. İnşaat projeleri ile merkezin tüketimi, ışıltısı, şaşaası ayyuka çıkarken; çevrenin yoksulluğu, yoksunluğu, umutsuzluğu da zirve yaptı. Kentin varoşlarında sadece umutsuzluk değil, toplumsal çürüme arttı. Uyuşturucu salgın halini aldı.
"Hadi hadi" sistemi son yılların en büyük işçi katliamı olan Soma’da ortaya çıkmıştı. Çünkü enerji sektöründeki yoğunlaştırılmış sömürü işçileri en ilkel teknoloji ile durmaksızın çalıştırmaya bel bağlamıştı. Bu sistem nedeniyle 301 işçi bedeli ne olursa olsun "maliyeti düşürme ve üretimi kesintisiz sürdürme" politikası nedeniyle bile bile ölüme gönderilmişti. İşsizliğin kol gezdiği ülkede, geçim için madenlerden başka kapı bulamayan işçiye ‘hadi hadi düzeni’nde çalışmaktan başka çare bırakılmıyor. Madende yerin altında bile bile ölüme gitmek ya da yeryüzünde çoluk çocuk açlıktan ölmek. Bunun bir tercih değil mahkumiyet olduğunu, ev kredisi ödeyen bir maden işçisi söylüyor.
AKP döneminde ucuz emek rejimi için geçmişten daha elverişli koşullar yaratıldı. Emek gücünün değeri düşürüldü. Kamuda, özelde sözleşmeli, taşeron işçilik yaygınlaştırıldı. Çalışma yaşamında eğretileşme yoluna gidildi. Esnek, kayıtsız güvencesiz istihdama göz yumuldu. Yoğunlaştırılmış sömürüyle döndürülen ter atölyeleri yaygınlaştı. Bu gelişmelere, çalışanların bankalara borçlandırılmasını teşvik eden promosyonlar eşlik etti. Gırtlağına kadar bankalara borçlanan işçiler iş yerlerinde gıklarını dahi çıkartmaz hale geldi. İşçiler çocuklarını, yoğun çalışma temposunda yüzlerini göremeden büyütüyorlar. Sosyal devlet imkanlarının tamamen ortadan kaldırılması özellikle kadın işçilerin sağlık, eğitim, bakım hizmetlerinde omuzlarındaki yükü katbekat artırıyor. Serapool işçilerinin röportajlarında dile getirdiği gibi; kadınlar çocuklarını eve kitleyerek işe gidiyor. Çünkü bırakabilecekleri bir kreş yok.
Sermayenin elinde onca zenginlik birikirken hala daha fazla kar, daha fazla rant için emekçilerin kanını kurutması, canına kast etmesi sömürü sisteminin doğasında var. Ancak bu gidişin sınırları da var. Ve bu sınırlara artık gelindiğinin pek çok emaresi bulunuyor.
Belki de savaş patlatılmadan önceki dönemde geçirdiğimiz çatışmasızlık dönemi emekçilerin gözünü bir nebze açtı. O nedenle böyle bir gelişmeden söz edebiliyoruz. Son süreçte barışın inşasına olan ihtiyacı paylaşanların sayısındaki artış bu yönde eğilimlere işret ediyor. Artık sadece Kürt toplumu barış istemiyor. Her yerden barış talebi yükselebiliyor.
Buna eşlik eden toplumsal hareketler ise daha güçlü itirazlar içeriyor. Gezi eylemlerinden Karadeniz’e; irili ufaklı işçi direnişlerinden, metal işçilerinin direnişine rantçı ve hadici sistemin hayatımızda yarattığı tahribata karşı çıkanlar çoğalıyor.