
Dört ay boyunca devam eden amansız işgal saldırılarına rağmen Sur direnişini kıramayan AKP hükümeti, Master Planı’nın bir gereği olarak ‘kamulaştırma’ adı altında ilçeye el koymaya hazırlanıyor. Kararın tarihi dokunun yerle bir edilmesinin yanısıra, demografik yapının değiştirilmesi, kültürel hafızanın silinmesine yönelik olduğuna dikkat çeken KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, “Sur bir kültürdür; o kültür, ruh ortadan kaldırılmak isteniyor” dedi.
ANF’ye konuşan Karasu, Sur’un 7 bin yıllık bir tarihi olduğunu hatırlatarak, “Bütün uygarlıkların bütün yaşanmış kuşakların orada ruhu, emeği, kültürü var. Kültür Sur’dur, Sur’un yarattıklarıdır, Sur’da bir yaşam vardır. Amed Sur’dur, bütün mahallelerin beslendiği yer Sur’dur. Amed kültürü Sur’dan besleniyor. O Amed kültürünü yaratıyor. Şimdi Amed’in ruhu ortadan kaldırılmak isteniyor. Amed ruhsuz, değeri, kültürü olmayan bir yere dönüştürülmek isteniyor” ifadesini kullandı.
Sur’a bakın yeter
“AKP hükümetinin zihniyetini, politikasını, Kürt’e yaklaşımını anlamak için Sur’a yaklaşımına bakmak yeterlidir” diyen Karasu, AKP’nin “Kürdün topraklarında, şehirlerinde istediğim uygulamayı yaparım, Kürt sesinin çıkaramaz” yaklaşımında olduğunu belirtti. Karasu, Türk devletinin politikalarına karşı direnmenin en meşru hak olduğu vurgusunda bulunarak, “Direniş hakkımızdır. Kimse bizim Türk devletinin soykırımcı politikalarına teslim olmamızı isteyemez. Sur’daki yaklaşımı kim kabul eder? Bu bile başlı başına bir savaş nedenidir” diye belirtti.
Modernlik değil barbarlık
Sur’un dar sokaklarının, avlulu evlerinin toplumsal bir kültür yarattığını kaydeden Karasu modernlik adı altında bir kültür katliamı yaşandığını ekledi. Karasu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Her gün yan yana oturan, bütün işlerini ortak yapan, toplumsallığı yaratan bir Sur vardır. Bu çok önemlidir. O sokakların bir ruhu vardır. Diyorlar, modernleştirilecekmiş. Bu modernlik değildir; zalimliktir, barbarlıktır, suçtur, katliamdır. ‘Modernlik’ Sur’u korumaktır. O değerleri korumaktır.
Oraya vurulan her kazma; Kürdün beynine, vücuduna vurulmuş bir kazmadır. Sur’a o kazma ve dozerlerin girmesini insan düşünemiyor. Fırat Anlı güzel bir söz söyledi; ‘O yıkıntılar içinde o taşları bulacağız, o taşlarla yine gelip o evleri yapacağız’ dedi. Evet, yaklaşım bu olmalıdır.”
Sen kim oluyorsun?
Gasp kararına karşı Amed başta olmak üzere Kürt halkına örgütlenme ve yıkıma izin vermeme çağrısında bulunan Karasu, “Sur bize aittir, Amed bize aittir. ‘Sen kim oluyorsun, Sur hakkında karar verme hakkın yoktur’ denilmelidir. Hiçbir Kürt orada müteahhit olmamalı, hiçbir Kürt orada işçi olmamalı, hiç bir Kürt esnafı orada çalışanlara hiç bir şey satmamalıdır. Böyle bir yaklaşım sergilenmelidir. Silopi’deki, Cizre’deki, Sur’daki halkımız yalnız bırakılmamalıdır. Kürt halkının gücü oradaki bütün tahribatları ortadan kaldırabilir. Demokrasi güçlerinin buna gücü vardır” dedi. Karasu, UNESCO’yu da Sur’daki tarihi ve kültürel mirasa sahip çıkmaya davet etti.
Kimliksizleştirme operasyonu
Geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen Olağanüstü Genel Kurul’da yeniden DTK Eşbaşkanlığına seçilen Hatip Dicle de, Sur’da “Hafıza silme operasyonu” yaşandığını belirterek, herkesi Sur’u savunmaya çağırdı.
DİHA’ya konuşan Hatip Dicle, Sur meselesinin küçümsenecek bir mesele olmadığını belirterek, “7 bin yıllık bir kent, Kürt halkının esas atalarının, analarının biçimlendiği yerdir. Amed tek başına bir Kürt şehri değildir. Ermenilerin, Süryanilerin, Yahudilerin, Çerkeslerin çeşitli halkların yaşadığı kadim bir kenttir” vurgusunda bulundu. Sur’a el konulmasının Amed’i kimliksizleştirmek amacı taşıdığını kaydeden Dicle, “Sur’da bir hafıza silme operasyonu var. Sur’u yıkmak, Sur’u yok etmek Kürt halkının aslında tarihini hafızasından silmek demektir. O nedenle herkesi Sur’u savunmaya çağırıyorum. Tarihimizin, kimliğimizin hafızamızın gözümüzün önünde silinmesine engel olalım. Aksi takdirde gelecek kuşaklar bizi sorumlar görürler. Lanetli bir kuşak haline gelmememiz için duyarlılığı en üst seviyede göstermeliyiz” çağrısında bulundu.
DİHA/ŞIRNAK
Hatıralarımızı bırakamayız
Sur’un en uğrak ve sıcak sohbetlerinin yapıldığı Ulu Camii avlusunda şimdi AKP hükümetinin gasp kararı konuşuluyor.
40 yıldır tütüncülük yaparak geçimini sağlayan 60 yaşındaki Şahabet Alçı ve 70 yaşındaki Sabri Ataç, doğup büyüdükleri mahallelerden zorla çıkarılmaları ardından her gün Ulu Camii avlusundaki taburelere oturarak evlerine dönecekleri günü beklediklerini anlatıyor.
Sur Amed’in kalbi
Yasaklı Fatihpaşa Mahallesi’nden olan Şahabet Alçı, “Sur’un hepsini alsalar da ben Sur’dan vazgeçmem yine bir yolunu bulur mutlaka Sur’a gelirim. Sur Diyarbakır’ın kalbi, Diyarbakır halkı Sur’u bırakmaz. Evimiz burası bizim trilyonlar verseler de toprağını değişmem. Buralar bizimdir” diyerek kamulaştırma kararına tepki gösteriyor.
Hasırlı Mahallesi’nden Sabri Ataç ise, saldırılar boyunca günlerce çocuklarıyla aç susuz direndiklerini hatırlatarak, üç kere göçe ve talana maruz kaldığını şöyle anlattı: “Üç kere evlerimizi talan ettiler. Bir kere Hazro’da köyümüzü talan ettiler. Şimdi de Sur’a geldik buraları talan ediyorlar. Kaynartepe Mahallesi’ne taşındık ve bu sefer kurşunlarla saldırıyorlar ne kapı ne pencere bıraktılar her şeyimizi yaktılar bir şey bırakmadılar.”
Başımız da gitse
“Artık bu saatten sonra ne olursa olsun Sur’u bırakmayız” diyen Ataç, “Bütün hayallerimizi burada kurduk hatıralarımız burada çocukluğumuz buralarda geçti. Komşularımızla kardeş gibi büyüdük. Kimse birbirine kini yok çıkar ilişkileri yok herkes mutlu bir şekilde yaşıyordu. Şimdi bizi buralardan sürmeye çalışıyorlar. Bizim ve çocuklarımızın başını koparsa, kellemiz de gitse gövdeyi kan da götürse buraları terk etmeyeceğiz. Dünyanın neresinde gezsek de dünya tatlı da olsa hiçbir yeri Sur’a değişmem. Erdoğan ya bizi bitirecek ya da biz Erdoğan’ı bitireceğiz ancak öyle olur.”
DİHA/AMED