“Hak Âşıkları’na baktığımda diyorum demek ki burada çok güçlü bir felsefik yaklaşım var, çok derin bir düşünce var ki bunlarla tanışan her sanatkar, her ozan her şairin de eserleri mükemmel bir şekilde derinleşti, büyüdü.’’
İBRAHİM BULAK
Birkaç gün önce Mikail Aslan ve Erdem Pancarcı, Hakikatçi Alevilik olarak tanımlanan geleneğin âşıklarından Âşık Gedaî’nin (Ali Haki Edna) "Aşıklara Sor" adlı deyişini yeniden yorumladılar. Mikail Aslan, Hakikatçi Alevilik geleneğinin icracı âşıkları, ozanları üzerine araştırmalar yaptıktan sonra bu alandan etkilendiğini ve bu ortak çalışma vesilesiyle Hak Âşıkları’nın derinlemesine incelenmesi gerektiğine dikkat çekmek istediğini aktardı.
Mikail Aslan daha önce de Dersim’deki unutulmaya yüz tutmuş birçok Kirmanckî ezgiyi, yeniden seslendirerek, onları kayıt altına almıştı. Son olarak sanatçı, Erdem Pancarcı ile birlikte ikinci müzik videolarını yayımladılar. İlk çalış̧malarında tutsak müzisyen Âş̧ık Veli’nin (Resul Sarıgül) "Zerenca Wanena“ (Ötüyor Keklik) parçasını yorumlayan ikili, bu kez az bilinen 'Hakikatçi Aleviler'den Gedaî’nin (Ali Haki Edna) "Âş̧ıklara Sor“ adlı deyişini Perişan Güzel’in yorumuyla seslendirdiler. Mikail Aslan, Hakikatçi Alevilik geleneğinden gelen ozan ve şairleri "Hak Âşıkları" olarak tanımlıyor ve bu alanda çalışma yaptıktan sonra bu gelenekten oldukça etkilendiğini belirtiyor. Hak Âşıkları’nı ''küllerin derinlerindeki kor ateş''e benzeten sanatçı, ''O kor ateşi arayıp yeniden yakmak gerekiyor, o ateş sönmemiş daha, küllerin arasına bir yerde korunuyordur.” diyerek bu âşıkların incelenmeye değer olduğunu söylüyor.
İnsanı merkeze koyuyorlar
Mikail Aslan, Hakikatçi Alevilik ve Hak Âşıkları hakkında şunları belirtiyor: ''Hakikatçı Alevilik geleneğinden gelen ozan ve şairlerin, şiirlerine baktığımızda onlarda dinin ve o zamanki dinsel algının dışına çıkan bir mantık gördüm, çok evrenseller. Mezheplerin ve dinin ötesinde insana yakın, insanı merkeze koyuyorlar. Hakiki insanı, ideal insanı anlatmaya çalışmışlar. Ve şiirleri de gerçekten çok derin. Aslında fark ettim ki bu yeni değilmiş, sadece keşfedilmemiş. Her dönem dinler içerisinde, yol içerisinde daralmalar meydana geliyor. İnsana varma, Hakk'a varma, hakikate varma arayışında tıkanmalar yaşanıyor. Bunlar da bu yolla bu tıkanmayı aşmaya çalışmışlar.
Beni ateşe çeken bir şey oluyordu
O bölgeleri gezdiğimde, orda Hak âşıklarının, ozanlarının geleneğinden gelen bazı insanlarla oturup muhabbet ettiğimde, onlarda başka bir âlem gördüm, hissettim. Sanki onlarla konuşurken, derinleşirken o muhabbet sırasında beni ateşe çeken bir şey oluyordu, sanki gözümün önünde bir ateş var ve o ateş ısrarla beni kendine çekiyor. O an standart, bildiğimiz Alevi geleneği dışında başka bir şeyin olduğunu orda hissettim. Sonra bu insanların, bu muhabbet sırasında o derin âleme nasıl girdiklerini, bu aşamaya nasıl geldiklerini, bunun bir geleneğe mi tekabül ettiğini yoksa bireysel bir şey mi olduğunu merak ettim, araştırmaya başladım. Ardından Arapoğ̆lu tarafından kurulmuş bir geleneğin devamcıları olarak bu insanları gördüm. Orda Aleviliğin bir hâl olduğunu, felsefik bir bakış açısı, yaşam olduğunu fark ettim. Yani bizim bildiğimiz standart Alevilik, standart derken kimseyi ötekileştirmek anlamında söylemiyorum ama bir dönem Şii dünyasının etkisi altında kalan Alevilik var ve bunlar şiirlerini işlerken daha çok 12 İmamlar'a kadar sayıyorlar, bu biraz sloganvari. Diyelim o dönemki sistem daha çok Sünni ideolojisiyle kurulan devletlerden oluşur. Bunlar da bu devletsel yapıya karşı Ehlibeyt ve Şiiliği biraz daha ön plana çıkarmışlar. Lakin şiirlerinde böyle bir âlem, çok güçlü bir derinlik yok, daha çok protest amaçlı."
Geri planında çok güçlü bir fikir var
"Peki bu Hak Âşıkları'nın neden fazla açılamadığı, yerel kaldığı" sorusuna da Mikail Aslan şu cevabı veriyor: ''Aslında bu ozanlar, âşıklar çok yerel kalmamışlar, dışa açılmışlar. Ben de bunların etki alanlarını çok dar biliyordum ama şimdi onların etkilediği sanatkarlar var, Şêxo gibi. Bunlar çok büyük bir alanı kapsamışlar, Koçgirî’den tutun güneyde Adıyaman, Kürecik, Malatya’ya kadar bir silsile var. Mehmet Ağabey (Mehmet Bayrak) da bu konuları daha önce açıklamıştı. İşin ilginç yanı daha çok Zaza Aleviler arasında değil Kurmanc Aleviler arasında gelişen bir akım. Erzincan’a, Dersim’e gittiğinde fazla bir etkilerinin olmadığını görüyorsun. Bunu sebeblerini bilemiyorum. Her din, mezhep, dinsel yapılar içerisinde daralmalar yaşanıyor, Alevi hareketi içerisinde de bu daralmalar ve buna paralel arayışlar da var. 100, 150 yıl öncesinde de bu tür daralmalar vardı, onlar bu çıkmaz sokağa bir alternatif oluşturmaya çalışıyorlar. O yüzden bunları bir reform hareketi olarak da düşünebiliriz. Alevi toplumu içerisindeki hiyerarşik yapıyı, günümüze artık uymayan bazı şeyleri aşmak için daha çok ortaya çıkmışlar. Ve öyle derinlemesine gitmişler ki nerdeyse o ateşin yakınına gelen her kişi, her birey resmen çok büyük bir âleme giriyor ve kültür sanat anlamında da çok büyük üretkenlik oluyor. Bunu neden söylüyorum, gerçek sanat ürünlerini arkasında hep çok derin bir fikir, derin bir ifade vardır. Demek bu sanatsal ürünler, bu şiirler, bu ozanlar durup dururken böyle olmuyor, onun geri planında çok güçlü bir fikir var ki böyle güçlü sanat eserleri ortaya çıkıyor. Hak Âşıkları’na baktığımda diyorum demek ki burada çok güçlü bir felsefik yaklaşım var, çok derin bir düşünce var ki bunlarla tanışan her sanatkar, her ozan her şairin de eserleri mükemmel bir şekilde derinleşti, büyüdü.”
O âlem olsa, o derinlik olsa
Hakikatçi Aleviliğin, günümüzde Alevi hareketine "yeni bir soluk" olabileceğine de vurgu yapan Mikail Aslan bu geleneğin aynı zamanda döneminin Aleviliğinin içinde bir reform hareketi olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: ''Belki de 150 yıl önce ortaya çıkan bu reform bu arayış dikkate alınırsa belki bugün Alevi hareketi de bir çıkış yolu bulabilir diye düşünüyorum. Yeni bir soluk olabilir. Alevilik, bugün aslolan aleminden, o felsefik aleminden uzaklaştığı için resmi merkezi düşüncenin, önüne koyduğu 'İslam içi mi dışı mı?' , 'Alisiz Alevilik mi Alili Alevilik mi' gibi daha çok yüzeysel boyutta tartışmalarla, ayrıştırılıyor. Neden bu oluyor? Çünkü o gerçek hâlden, o derinlikten koptuğu zaman doğal olarak, sistemin ayrıştırması etkili olabiliyor ama o âlem olsa, o derinlik olsa belki de o sistemin ayrıştırma söylemleri onların da üzerinde hiç etkili olamayacak. O âlemden koptukları için bu kadar tezat ayrışmalar ortaya çıkıyor.
O kor ateş daha sönmemiş
Bu gelenekten etkilendiğim için bu alana bir nebze de olsa dikkat çekmek istedim. Bu vesileyle Hak Âşıkları'nın konusunda belki araştırmacılar, tarihçiler daha yoğun bir araştırma içerisine girerler diye düşündüm. Kendim de etkilendim, onların o söylem biçimlerinden, ordaki kâmillikten, olgunluktan. Çünkü orda mesela deyişte teslim olmamış, teslim olmayan bir düşünce var. Bir âlem anlatılıyor, direnişçi, ayakta olan. Boyun eğmeyen bir algı var o ezgilerin içerisinde. 'Biz ezildik, teslim olduk, bittik' değil. Bir başkaldırı hâli var, derinlik, reform var. O derinliğin bilinmesini istedim bazen şöyle bir durum var ateş sönmüştür ama üzerinde küller vardır fakat o küllerin derinlerinde bir yerlerde kor ateş vardır. Onu da arayıp yeniden yakmak gerekiyor,o ateş sönmemiş daha ,küllerin arasına bir yerde korunuyordur.’’
Alevilik içinde bir 'reform hareketi'
Özellikle Kürt Aleviler arasında yaygın olan Ehl-i Hak (Yaresan) geleneğinden etkilenen Hakikatçi Alevilik akımı, 19. yüzyılda Arapoğlu adlı bir pîr tarafından kurulmuş. Alevilik içinde bir "reform hareketi“ olarak tanımlanan akım özellikle Antep, Afşin, Elbistan ve Sarız çevrelerinde yaygın. Bu akımın Kürtçe ve Türkçe şiirler ve deyişler söyleyen şairleri ise şöyle: Ali Haqi Edna, Cafer Tan, Emekçi, Figanî, Hüdaî, İbretî, Mahsunî, Melulî, Nesimî, Perişan Güzel, Temelî vd. Söz konusu geleneğin kültürel birikimini yaşatmak amacıyla İngiltere’nin başkenti Londra’da Ali Haki Edna Vakfı adlı bir vakıf da kurulmuş.