Adalet kavramı söz konusu olduğunda zihnimizde mitolojide adına Themis denilen, adaletin ve hakkaniyetin tanrıçasının o bildik heykeli beliriyor. Bir elinde terazi, bir elinde kılıç, gözleri bağlı olan o simgeyi: Elindeki kılıç, adaletin gücünü ve cezalandırma yetkisini; gözlerindeki bağ, tarafsızlığı; diğer elindeki terazi, hukuku, hakkaniyeti koruduğunu, insanın özlem duyduğu ve olmasını istediği bağımsız, tarafsız, adaletin dengeli şekilde dağıtıldığı, caydırıcılığı olan bir hukuk düzeninin ifadesi olarak düşünüyoruz.

Ancak Türkiye gibi ülkelerde yönetim tarafından düşürülmüş tanrıça mızıkçılık yapar, gözbağının altından çaktırmadan kurbanı önce göz ucuyla keser, sonra yine başlar körebe oynamaya. Önce cezasını keser, sonra ona uygun bir sebep bulur. Terazisinin ayarı bozulmuştur, kılıcı da zalimin zulmüne amadedir.

***

Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin 9 yöneticisi ve yazarı hakkındaki iddianame geçenlerde tamamlandı. İddianamede aralarında soruşturma kapsamında tutuklu bulunan gazetenin Yayın Yönetmeni olan Bilir Kaya ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnal Kızılkaya ile Yayın Danışma Kurulu üyeleri Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’ın da bulunduğu 9 gazeteci çeşitli iddialarla suçlanıyor ve ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 17,5 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Diğer gazetecilere ve yöneticilere de bir örnek olması açısından; Farklı kesimlerden gelen ve farklı görüş açılarına sahip olan 18 avukat ve yargıçlardan müteşekkil bir ceza hukukçuları grubu Aslı Erdoğan’ın yargı sürecini değerlendirmiş; yargı ve tutukluluk sürecinin baştan aşağıya “hukuk dışı” olduğunda fikir birliğine varılmış.

18 hukukçunun 25 sayfalık yargı evrakını sayfa sayfa inceleyerek mevcut hukuk üzerinden değerlendirdikleri bu dosya neticede sadece Aslı Erdoğan’nın mağduriyetine değil, emsal olarak benzer yargı mağduriyetleri yaşayan çok sayıda tutuklu yazar ve gazetecilerin durumuna da kamuoyu önünde ayna olacaktır.

Hukukçular özet olarak bu suçlamalar ve yargılamaları hukuk, adalet ve insan hakları noktasında kaygı verici, akıl dışı bir hukuk trajedisi olarak nitelendiriyor, intikam alma, bedel ödetme aracı olarak kullanıldığına dikkat çekiyor,

Bazıları da bunu hepimize, özgürlüğe, düşünceye karşı egemenlerin mücadelesinin hangi sertlikte ve hangi seviyelere kadar inerek yürütülebileceğini gösteren bir örnek olduğuna dikkat çekiyor.(Mehmet Atak gönderisi tam metin için https://yalansz.wordpress.com/2016/11/14/dosya-18-hukukcu-asli-erdogan-yargi-dosyasini-sayfa-sayfa-inceledi-hukukcular-asli-erdoganin-tum-yargilanma-surecinin-tamamen-hukuk-disi-oldugunda-hemfikir/)

***

Bir ülkede hukukun ve adaletin egemen olması, her şeyden önce, adalet mekanizmasının, burada belirtilen anlamda "gözünün bağlı" olmasına bağlıdır. Gözbağı çözülmüş bir yargının bir davada adil karar vermesi mümkün değildir. Aynı şekilde, gözünü adalet dışı ve özellikle de kurulu egemenlik yapısının duyarlılık ve önceliklerine açan bir yargı kararından adalet çıkmayacağı gibi, bu kararın ‘vicdani' olduğu da artık söylenemez.

Başka kavramlar için söylenemez belki ama hakikat izafi değildir. Kendisinden başka hiç bir şeye göndermesi olmayan bir yetkinliktedir. Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar adaletten üstün değildir. Bir ülkede adalet yoksa sistemin diğer alanları da çürümüş demektir.