O tiranların gücüne yaklaştıkça amelleri de onlarınkinden farklı olmuyor. “Yoksul halka yöneltilen en ağır işkenceler ortaçağda gerçekleştirildi. Ortaçağ zalimlerinin karanlık kafalarını ve düzenlerini kabul etmeyen birçok insan diri diri yakıldı.” [1] O gün Engizisyon Mahkemelerini kuranlar bugün Özel Yetkili Mahkemeleri yönetiyorlar. Dünyanın ortaçağda yaşadığını Kürtlere 21. yüzyılda yaşatıyorlar.
Tarihler değişse/ilerlese de zalimlerin zulmü aynı sistematikle işliyor. Şimdilerde yapılanlar/yaşatılanlar Nazi Almanya’sının sistemli politikalarıyla da benzerlik gösteriyor. Nazi Almanya’sı tarafından yeryüzünden silinen ilk yerleşim alanı, çoğunluğu Çek ve Moravya asıllı yoksul Avusturyalı köylülerin yaşadığı küçük bir köy olmuştu. “Sonraki yıllarda Naziler böyle küçük köylerle yetinmeyip koskoca kentleri de tanklarıyla dümdüz ettiler, haritan sildiler. 2. Dünya Savaşı süresince Almanların saldırganlığı o denli vahşice olmuştu ki hiç kimse yoksul Döllersheim’ın hazin akıbetini düşünecek lükse sahip olamamıştı.” [2] O gün Döllersheim’ı yerle bir edip yakanlar bugün Roboskî Katliamı’nı yapanlar ile aynı kişiler. Kürtlerin gözden ırak köylerini yakıp-yıkıp boşaltanlarla, köylerle yetinmeyip şehirleri yaşayanlara dar edenler aynı zihnin ortakları. Döllersheim’ın hazin akıbeti bugün Kürtlere yaşatılıyor ve hiç kimse Kürtlere bu yapılanları düşünecek lükse sahip değil!
H. Hüseyin Korkmazgil, “Haziran’da ölme zor” diyordu Orhan Kemal için, Kürt’e kolaydı, “Sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler” zordu, yasaktı! Daha birkaç gün önce bir sabah (06.06.2012), doktor olmak için geldikleri üniversitelerin kapılarında yüzlerce öğrenci gözaltına alındı, “azılı terörist” olma şüphesine dayanılarak! Şimdiye kadar alınanlar yetmemişti Bolu Beylerimize ve Cezaevi Üniversitelerinin (!) kontenjanları bir türlü dolmak bilmiyordu. Aynı günün akşam saatlerinde Hakkari-Yüksekova’da PKK’li Cengiz Özek’in cenaze töreni sonrası güvenlik güçlerinin halka gaz bombası ve basınçlı su ile müdahale edip, ateş açması sonucu 2 kişi yaralandı. 17 yaşındaki Özgür Taşar göğsüne isabet eden kurşunla hayatını kaybetti. Daha bir mezar kapatılmadan yanına bir tane daha kazıldı, sonra bir tane daha… 07.06.2012’nin sabahında Van ve ilçe belediye başkanlarının evlerinde ve makam odalarında aramalar yapılarak belediye başkanları gözaltına alınıyordu. Ülkede binlerce belediye başkanlığı olmasına rağmen toplu halde operasyona tabi olan BDP’li belediyelerdi. Ülkede yüzlerce milletvekili vardı ama düzenlenen fezlekeler yine BDP’li milletvekilleri hakkındaydı… Anlıyoruz ki ülkedeki tek sorun Kürtler! Kürtler her şeyin başıydı! Bu çözülmesi gereken bir mesele/sorun değil, başı ezilesi bir çıbandı ve ülkenin zalimleri ile dostları el ele verip ellerinden geleni artlarına koymuyorlardı!
Dursun diye bu ortaçağ karanlığının mezalimi ne yapmalı? Kürt Sorunu’nun çözümü için bir araya gelen liderlerin zirvesinden çıkan sonuç Kürtleri bu karanlıkta boğmak mı? Selahattin Demirtaş’ın dediği üzere, “İçinde Kürt sözcüğü geçmeyen açıklamalarla Kürt Sorunu’nu nasıl çözeceksiniz?” Nasıl? Milattan önce 500’lü yılların sonlarına doğru Konfüçyüs yaşanılabilir bir dünya ve ideal bir toplum için insanların “dostça, sevecen, ılımlı, güvenilir, dürüst davranışlar” göstermesi gerektiğine vurgu yapmıştı. Çin ile yarıştığını söyleyenler biraz da Konfüçyüs’ün öğretisine kulak verseler çözüme katkısı daha fazla olmaz mıydı? Coğrafyamızı ortaçağın karanlığından çıkarmak, bir cehennem yerine bir cennete dönüştürmek daha mümkün olmaz mıydı?
Canları tenlerinden alınan o gencecik insanlar, bir daha “anne ben geldim” deyip o kapının eşiğine dikilemeyecekler… Tüm imkânlarınızı seferber edip bir insanı yaşatamıyorsunuz ama öldürmekte pek mahirsiniz! Sizler gece karanlığını seviyor olabilirsiniz ama Kürtler, Alman filozofu Goethe’nin dediği gibi “ışık, biraz daha ışık” diye çırpınıp duruyorlar o karanlığı yırtmak için! Sizler ne Konfüçyüs’ten ne de başka bir filozoftan zerre feyz almıyor olabilirsiniz ama Kürtler “bir gün mutlaka” deyip inadına o öğretilerden yeni sistemlere kafa yoruyorlar!
Sonuçta “Kürtler tatmin, Türkler ikna edilmelidir” klişesi tersyüz edilmelidir! Çünkü Kürtler tatmin edilmek değil, bir daha bir tek çocuklarının dahi öldürülmeyeceği ortaçağ karanlığından uzakta eşit ve özgür bir yaşama ikna edilmek istiyorlar.
[1] Erbil Tuşalp, İnsan Hakları Dosyası “Bin İnsan”, Tekin Yayınları, İstanbul, s. 127.
[2] Aytunç Altındal, Bilinmeyen Hitler, Yeni Avrasya Yayınları, Ankara, s.21.
HAKAN TUNÇ: Ortaçağın karanlığında KÜRTLER!