
Dünya sistemi son iki yüzyıldır ilacın dozunu artırırcasına bilinç çarpıklığını toplumsal doğaya egemen kılmaya çalışır. Gök kubbenin altında tekerrür değil kaos var! Bio-iktidar, dayanağını uzun soluklu kılmak için her yolu mubah sayar. Kaosu lehine çevirmede insan faktörü sarf edilen “amortisman” olur. Özne robotik varlığa indirgenir. İktidar güçlendirilirken toplum siniri alınmış ete dönüşür. Akabinde hakikatten-anlamdan yoksunlaştırılmış birey olgusuyla karşı karşıya kalınır. İnsan insandan, insan toplumdan, sorumluluktan, özünden, çözümden… Gerçeklikten kaçar. Ha bire yalıtır kendini. Yalıtım omurgasızlaşmayı getirir. Sanal aleme bırakılan avdan farkı kalmaz. Her şey sisteme entegre edilir. Yaratılan anlamsızlık spontane sunumundadır. Bu husus muktedirler açısından rasyonel bir edimdir. Yeter ki pürüzsüz idame edilsin düzenekleri. Bunun için teşvik edilen “kaçış” olgusudur. Böylelikle tehdit olmaktan çıkmış olunur.
Özellikle endüstriyalizm ile ivme kazanan yabancılaşma “Akıl tutulması”ndan hallicedir. Daha fazla kar elde etme uğruna her şey nesneleştirilir, ötekileştirilir…
İnsan özünden azade kılındığında pelte haline gelir. Ötesinde kıvamı tutturma kalır iktidara. Kaybettirilen insan hiçlikte hapsolur ve istemin sunduğu “tüketim toplumu” furyasında sahte-sanal tatmin duygularıyla ‘mutlu’ olduğunu, mutluluğa erdiğini, ötesinin yalan olduğunu vecde varan esrimeyle beyan eder. Oysa çevresine çizilen çemberin ayırdında değildir. Bunalımdadır! Bunalımın içinde debelenen insan, hakikatten uzaklaşan bir halet-i ruhiyededir. Arayış ve sorgulama yetileri dumura uğrar. Önüne sürülenleri sorgusuz kabul eder. Biat kişiliğinin şekillenmesi de böyle başlar. Toplumsal hakikatten ıraksandıkça asimilasyonlarla yaşar kılınır… Tatminsizdir! Çabuk sıkılır. Tükettikçe yeni hazlar arar. Bu çarpık arayış makul ölçülerde sürdürüldüğünde teşvik edilir. Yapısal kodlar tanımlanamaz olur. Anlam bulmada, kör sapaklarda kaybettirilir. Sürdürülebilir sistem bünyesinde algılanan böylesi duruşlar işlenmiş mamul ürün piyasasında orta yere saçılır. Kalıplara sığdırılmada bireysel kurtuluş efsanelerine sığınırlar.
Yaratılan her değer anlamından kopartılır
Tatminsizlik ve bunalımdan sıyrılmanın yol ve yöntemini egzotik öğretilerde bulmaya çalışırlar. Bu, kaçışın yarattığıUEÜT sonuçtur. Kültür endüstrisine malzeme gerek! ‘Kişisel Gelişim Liderliği’ diye allanıp pullanır her şey, kimisi “Ferrarisini Satan Bilge”ye dönüşür. Kimisi “Secret” diye sırlar kapısını araladığını sanır. Bir başkası kuantal düşünme, NLP vb. envai çeşit sularda hamlıktan nasıl da olgunluğa eriştiğinin altın anahtarıyla muammayı görünür kıldığının fetvasını verir.
Post-modern zamanlardayız. Yaratılan her değer anlamından kopartılır. Bilinç çarpıklığından mustarip birey kaçar. Yüzleşmek istemez hakikatle. İnsanlığın maddi ve manevi kültür birikimlerini çıkarı doğrultusunda kullanmakta üstüne yoktur. Seyreltilmiş bilgi kırıntılarıyla nasıl da zengin, mutlu ve stoik dinginliğe ulaşıldığını muştular. Değersizliğin değer diye sunulduğu kitaplar “best-seller” olup çıkıyor. Ne yazık, yanlışlar doğruluk kılıfına bürünmüş. Büyük bir sektöre ulaşan böylesi teşebbüsler sermaye birikiminin hizmetinde! Durmadan pompalanan safsatadır. Ortada insanın imi-timi bırakılmaz. ‘Nirvana’ya erme’, kurtuluş arayışı yönelimlerinin altında kaçış öğretileri yatar. Nitekim teşvik de edilir. Zira sistem tarafından öğütülen insan ve toplum normlarının saptayıcıları onlardır…
Guru, Kişisel Gelişim Liderliği, Karma, Yoğa, Kabala… Oryantal Sufilik, Tasavvuf vb. mistifike yönü başat şekillendirmeler “mal bulmuş Mağribi” cihetinde yeniden ve yeniden çiğnenip durulur. “Sade suya tirit” yutturulur. Kapitalizm budur işte! Her şeyi metaya dönüştürür. “Kar” marjını en üst seviyeye çıkarma amaçlarıdır. Boşluk bırakmaz. Eğer varsa -ki var- bir boşluk hiçleştirilmek istenen insanın manevi dünyasından kaynaklanır. Ereğine uygun olarak ‘hayırlı evlatlar’ yaratmak için ellerinden geleni yaparlar. Kaçışlardır kaybettiren anlamı! Güruhlaştırılanlar bio-iktidarın miadını doldurana değil kullandığı araçlardır. Kapitalist modernizmin ideolojik hegemonyasında naturasından soyutlanan hakikat arayışı ipotek altına alınmıştır. Tedavülde olanlar çarpık zihniyeti yaygınlaştırmaya dönüktür. Sorun var! Dünyanın orta yerine fırlatılmada cevaplanmayı bekleyen sorular yumağını doğru temelde irdelenmeyi bekler. Çözülmeli ki bizleri ışığa çıkartsın…
Bilgeliğin doğuş kaynağı Verimli Hilal...
Nereden başlamalı, nasıl yaşamalı, ne yapmalı soruları yolu tarif eder. Yolculuğa çıkma tanımlama ardından başlar. Bilinmeli! Yol, sisteme karşıtlık ekseninde görünür kılınacaktır. An, geçmiş ve gelecek bütünselliği içerisinde bulunan anlam, hakikat arayıcılarını utkuya kavuşturur. “Gong” sesi çoktan verildi! Kapitalist modernitenin biçtiği deli gömleğini çıkarıp atmalı. Arınmalı! Beden ve zihnen sıyrılmalı kirden. Bilinçli ve organize bir pratiğin sahibi olunmalı. Sonrası bizi hakikatin kaybedildiği doğrultuya yöneltecektir. Kaybedilmiş-kirletilmiş bir dünyayı yeniden kazanıp inşa etmenin gizil gücü iradelerin açığa çıkmasında olduğu kavranmalı. Kavrayış bilgelik ve hakikati bulmayı gerektirir…
Kaybedilmiş bilgelik ve hakikatin cevheri toplumun üretken direniş yatağında parıldar. Tarihin derinliklerinde hüzünlü bir gülümsemede göz kırpar. Bilinir, her coğrafyada tarihsel-toplumsal gerçeklik havzasında bilgi ve bilgelik bulunur. Çin’de Konfüçyüs, Hint’te Buda, Zagroslarda Zerdüşt ve Greklerde Sokrates Antik Çağ’da en fazla bilinenler ola gelmiştir. Bilgeliğin doğuş kaynağı Verimli Hilal’i teşkil eden kadim coğrafyadır. Ön plana çıkışında hiyerarşik-devletçi yapılanma içerisinde, boyunduruğa vurulan insanlığın, Aden Bahçesi’yle özdeşleşen Neolitik Devrim sürecindeki özgürlük özlemlerini dillendirmeyle vücuda gelmiştir.
Zulmün cenderesinde inildeyen topluma manevi direnç gerek. “Kudret Helvası”nı sunarak takat aşılayan bilgelik olmuştur. Akışın başlatıcılarıdır onlar! Bireysel mutluluk toplum-doğa-evren ahenginde arandığında bir olmanın, birlik olmanın erdemine haiz olunur. Hakikat felsefesiyle donanma, oluş içerisinde tamamlanma çabasının gerektiğinin bilincine varmaktır. Kolay değil. Yürünmeli durmadan. Yüründükçe pişilecektir. Pişildikçe de bütünselliğin muazzam gücü hücrelerdeki enerjiye dönüşecektir. Biçimsel değil özel değişimin sağlanmasıdır bilgelik!
Aranan hep iyi-güzel ve doğruluktur
Peki, bilgeliğin ilk kıvılcımını kim yaktı? Elbette tarihin görünen boyutuna göre adlandıracağız. İnsanlık değerlerinin bileşkesinde açığa çıkmış ilk ismi Sümer mitolojisinden çıkarsarız. O da Tufan’a karşı halkını kurtarıp esenliğe kavuşturan Utnapiştim’de somutlanır. Zaman içerisinde ad değişse bile, edimsel bazda insanlığın bağrında ölümsüz oldu.
İlk yol eri Utnapiştim’den bu yana sayısız bilge-hikmet erenleri tarih sahnesinde arz-ı endam eylemişlerdir. Bilgelik hangi toplumsal yapılanmada ortaya çıkarsa çıksın, temelinde ortak paydalara sahiptirler. Özü itibariyle, kendini bilme, erdemli olma ve hakikati aramaya yönelim vardır. Aranan hep iyi-güzel ve doğruluktur. Bu idealler uğruna çekinmeden ölüme giderler. Emsal mi! İşte, Sokrates’in geçmişten günümüze mirası ortada. Bedel olarak para verme veya kaçma olanağı varken tereddütsüz içti baldıranı. “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmemektir “söyleminin derinliğinde hakikat arayışı vardır. O, hep soru sormuştur. Sorgulayarak hakikati bulmaya çalışmasını Platon’un aktardığı mağara metaforuyla izahata kavuşturmuştur.
Yazılmıştır: -kendini de dahil ederek- insanlar bir mağarada zincire vurulmuş ve başlarını sallamadan aciz halde aynı istikamete bakmaktalar. Algılarındaki hakikat, mağara duvarına akseden gölgeler olmakta. Bu yanılmayla yaşar kılınmışlardır. Yanlış yaşamaya mahkum pozisyondadırlar. Doğruluktan ıraktırlar. Sokrates’e göre, mağarada zincirlerden sıyrılmalı önce. Sonra mağaranın çıkışını aramalı. Bulup çıkıldığında güneş altında hakiki varlıkları görmeyle aklın tekamülüne nail olunacaktır. Böylelikle yanılgı ve aldanmalardan kendisini kurtararak hakikat ile hemhal kılınacaktır. Muhtevası basitleştirilecek düzeyde olamaz. Diogenes misali gün ortası fener ışığında insan aramanın zorluğunu barındırır. Hakikati tanıma sürecinde herkesten önce insanın kendisini terbiye etmesi icap eder. Bir yandan hakikat uğruna akışa geçerken öte yandan da vakti geldiğinde kendi benliğine karşı durabilmeli. Bireysel çıkar umusundan arınmalı. Maddi şeylere sahip olma hevesleri-edimlerini dizginleyebilmelidir. Zira insan için kamil olan doğruyu aramadır. Doğruluk hakikat arayışıdır. İlk merhalesi kendini tanımadır. Bu tanıma her şeyi göze almakla ilintilidir. Ölümden korkmamayı içselleştirilir. Yaşanacaksa bir hayat anlamlı yaşanmalı. Dolu dolu geçirmenin özüne vakıf kılınmayı gerektirir.
Vebalin ağırlığı hissedilmelidir
Burada her bilgeyi anlatmak yazı kapsamının aşacağından öznel sınırlandırmaya gidildi. Buna rağmen bilgelik ve hakikatin ipucu satır aralarına sızmıştır. Biz mesel vermeye bakalım.
Feridü’d-din Attar’ın Mantıku’t Tayr adlı eserinde hikaye edilmiştir: Makamca yüce bir meczup vardı. Hızır ona, “Ey Kamil er! Benim dostum olmayı ister misin?” deyince; meczup, “Benim seninle işim olmaz. Çünkü sen canın kıyamete dek kalsın diye kaç defa ab-ı hayat içtin. Ben ise canımı feda etme arzusundayım. Çünkü sevgili olmadan, o cana rağbetim ve meylim yok. Sen canını muhafaza etme sevdasındadır, ben ise her gün, her an can feda etme telaşındayım. En iyisi, kuşların tuzaktan uzak durdukları gibi, biz de birbirimizden uzak duralım, vesselam!” cevabını verdi.
İşte bilgeliğin sırrı böyle bilince çıkarılmayı beklemekte. Şayet alınan her nefes hakikat ve anlamından yoksunsa varsın alınmasın! Hiçlikle özdeşleşen her soluk dünyadaki acıların artışından sorumludur. Dolayısıyla vebalin ağırlığı hissedilmelidir. Olma da, erme de ölümü yiğitçe karşılamayı gerektirir. “Işıkla bir olan kelebeğin” meseliyle zihinlere kazınan Hallac’ın ölüme gidişi tam da bu düzgüdedir. Söylene gelmiştir: Ölüme götürülen Hallac’ı seyre yüz bin fert gelmişti. Darağacına yol alırken, meydanda biriken “kitle” ellerine geçen taşları atarlar Hallac’a. Bu hengamede kalabalığın arasında dostu Şibli bir gül atar taş yerine. Rivayet bu ya, en çok da bu gül yaralamıştır Hallac-ı Mansur’u (Bu rivayet, Pir Sultan Abdal’ın idam süreci için de kullanılır). Zira arzusu feda edilmekti. Korkmuyordu! Bağdat sokaklarında, ibadethanelerde haykırdığında “Ene’l Hak!” diye…
Gene Hallac darağacına çekildiğinde, dilinden düşmedi “Ene’l Hak” kelamı. Onun Batıni özünü idrak etmeden yoksun olanlar, bir dizi işkencenin ardından el ve ayaklarını kestiler. Bedeninden oluk oluk kan aktığında benzi sarıya çaldı. Kan kaybetmekteydi. Doğaldı böylesi. O vakit, kesik elini yüzüne sürdü. Dedi ki: “Yiğidin yüzüne sürüleceği allık, kandır. Şimdi yüzümü daha da kızıllaştırdım. Kimsenin gözünde sarı benzinli olmayayım, burada durdukça benzim kırmızı kalsın. Birine benzi sararmış görünürsem, burada korktuğumdan dolayı zannetmesinler. Bir kıl ucu kadar bile korkum yoktur. Onun için burada, böyle kızıllıktan başkası işe yaramaz.”
Kapitalist modernizm her şeyin içini boşalttı
Heyhat, darağacına çekilen can başını darağacına koydu mu, aslan yürekliliği o zaman belli olur. Bilgelikten nasiplenenler her dem baş eğmemeyi böylece kazırlar yüreklerine, beyinlerine. Bir kez hak ve halk için yola çıktın mı kellen koltuğunda olur, vesselam…
“Gülistan” adlı eserinde Sadi de bilgeliğe değinir. Şöyle anlatır: Eğer ölümsüzlük suyunu, yüz kullanma suyuna karşılık verseler akıllı kimse yine almaz. Çünkü hastalıktan ölmek, alçakça yaşamaktan iyidir, derler. Uzattıkça çoğalır. Hasılı kulaklara küpe olacak bilgeliğin meselleri bitimsizdir.
Sorulup cevaplanmayı bekleyen sorunsallar çoktur elbet. Havsalaya takılan soru yanıtlanmaya muhtaç. Utnapiştim’den bu yana, tarihe damgasını vuran bilgelik ve hakikat arayışı neden kesintiye uğradı? Yanıt, toplumsal parçalanışa sebebiyet veren ideolojik hegemonyadadır. Oryantalist kuşatmaya yol açan kapitalist modernizm her şeyin içini boşalttı. Yanlış doğru diye faş eder. Bu durum yapısal gözeneklere nüfuz ederek bilgelik halkasını kopardı. Ol sebepten çıkmaz oldu bilgeler! Ortaya sürülenler de imitasyondan öteye geçemediler. Bir kısmı da “denizde boğuldular.” Labirentlerde Ariadne’nin yumağından salınan ip bulunmadığından yitiklerde hakikat! Istırap çeken insanlığın vaveylasıdır Dünyanın vicdanı. Istırap öbek öbek artmakta!
Toplumsal tarihte ne ölçüde olursa olsun yaşanan-yaşatılan sorunlar birikip, günümüzde önümüze yığılmış vaziyette yakıcılığını koruyor. Ortadoğu’da toplumsal doğanın şimdisi zayıf, tarihi çok büyük olan bir tenakuz da yaşanmaktadır. Şimdisi, muazzam kültürel değerlerinin tarihi önünde adeta bir tuzak gibi kurgulanmıştır. Nedenselliğin önemine varıp, çözümü doğru saptayalım. Doğaya, insana, topluma dair olanlara yabancı olmayan anlayışta kendini bilmeyle şekillenen bilgelikte “iyi düşün, iyi konuş, iyi yap” zaman içerisinde “Eline, diline, beline sahip ol!” mottosuyla izah edildi. Yeni zamanlarda da gölgesi kaldı yadigar. Kapitalist modernist yapılanmada kaybedilen hakikat ve bilgeliğe ulaşma simulakrlarda bulunmaz!
Fikir-zikri ve eylemi bütünleştiren kültürel zenginlikte bulunur ancak. Bugün kendini bulmaya çalışan Ortadoğu kültür arayışı, hakikat devrimiyle kök salacağının bilinciyle hareket etmelidir. Hakikat devrimi yeni bir zihniyet ve hayat tarzıyla olur. İllaki kapitalizmin ideolojik hegemonyasından ve ideal niyetinde sunduğu sahte yaşantıdan kurtulmalı. Kurtulmayanın kurtlar sofrasında ziyafet olması olağandır.
Korku ve kaçış bitmeli...
Toplumsal dokuyu tahrip eden, belleksizleştiren, bilinç çarpıklığını egemen kılan iktidar erkine karşı durulmalı. Güçlü argümanlarla alternatif olunduğunun güveni yaygınlaştırılmalı. Katmerleşen zulüm cenderesinin toplumu mecalsiz bıraktığı demlerdeyiz. Çok geç olmadan kalkmalı ayağa. Tam da böylesi günlerde kıymet-i harbiyesi yüksek olur, arayışın. Hakikatin en çok da toplumsal sorunların kördüğüme dönüştüğünde eksikliği hissedilir. Ahir zamanın hercümercinde kalem ve eylem kendini hakikate yatırmalıdır. Dayanaktan yoksunlaştıkça vahşet ve barbarlık sıradanlaşıyor. Bu veçheden toplumsal analiz yaptığımızda, mazlum ve madunların yakarışını duymayan kulak, görmeyen göz, dile gelmeyen göz zulme ve zulmete vesile olacağını çıkarsarız. Hakikatin peşine düşmek, haksızlığın hesabını sorma anlamına gelir.
Bilgelik Kitabesi’nde şöyle yazar: “Büyük özgür yaşam ütopyası olanlar için, arandığında bölgede örneği çok olan bir yaşam tarzı şartı vardır. O da şudur: Toplumsallığın mümkün kıldığı hakikat için yaşayacaksın. Buldukça yaşayacaksın. Yaşadıkça ahlaki ve politik toplumu kuracaksın. Bunun için karşına çıkan iç ve dış engellerle doğru mücadele edeceksin. Ortadoğu da Bilgelik Akademisi hep böyle söyler. Bu söylemle özgürleşen yaşam iradesi hep böyle yapar!”
Evet, kapitalist modernitenin kriz ve kaosu derinleştirdiği dönemde roller doğru oynanmalı. Mevcut tabloyu toplumsal kategoride, ötekileştirilen ezilenler lehine döndürmek için güçlü bir çıkış yapılmayı bekler. Zulmete karşı aydınlığı gösteren Bilgelik Kitabesi’ne kulak verelim! Seçeneksiz değiliz. Çarpık zihniyetten arındırılarak felsefi-bilimsel donanımla kuşanıldığında anlamsallığını kapısı aralanacaktır. Israrla belirtmekte yarar var! Açığa çıkan ve kopuk halkayı birbirine kopmazcasına bağlayan bilgelik ve hakikat bize bilimin ideolojik tekel olmaktan, iktidar aracı olarak kullanılmaktan kurtulmasını gösterdikçe kısalacak yolculuk. Serencamında farklılıkları da barındıracak eşitlik, özgürlük ve demokratik toplum “vaat edilen topraklar” olacaktır.
Tarihsel-toplumsal akıştaki değişim ve dönüşüm, topluma reva görülen, çepeçevre yükselen duvarları yerle yeksan etmeyi imler. Hakikat için yaşamak böyle başlar. Ardı sıra, yaşadıkça ahlaki ve politik toplum kurulacaktır. Korku ve kaçış bitmeli. Zira kabusları olacak bilgelik ve hakikat arayışı çimlenen pırtlak tohumda toprakta bitmekle meşgul. Su olup büyütmeli onu. Yeter ki yüreğimizin süveydasındaki özgür yaşam ateşiyle harlayalım umutları…