Siyaset kürsüsü hakikat kürsüsü olmadan barış, adalet, eşitlik, özgürlük gibi değerlerin yaşam bulması mümkün değildir.

Siyaseti, hükümetin veya parlamentonun icraatlarından ibaret görmek siyasete yapılacak en büyük kötülüktür. Ehil olanla cahil olanın mücadelesidir siyaset.
Mücadelemizin erdemi önce Hakka ve hakikate sonra da bu değerleri yaşamı uğruna savunan ehil insanlara sahip olmaktır. Bu yazdıklarımın muhatabı toplumun geneli değildir. "Solcuyum, Sosyalistim, Devrimciyim!" diyenler ve bu değerleri bir iki sloganla, bir iki afişte yansıtmaya çalışan mekanik düşüncelilerdir!
Ne kadar zenginiz de zenginliğimizin farkında değiliz. Hani Hasan Hüseyin Korkmazgil diyor ya "Puf desem toz ederim bu kenti!"
Mesele erdemler üzerine söz söylemek, yazmak olunca "Geç bunları esasa gel!" diyen ve dudak bükenlerin olacağı muhakkak! Bu tavır yılgınlığın, iktidarın gücü karşısında kendini "Hiç" görmenin bezginliğidir. Oysa iktidarın ve zalimlerin en çok korktuğu şey erdemler ve hakikattir.
Nasıl olacak da sahte siyasetin günlük oyunlarından kurtulacağız? Nasıl olacak da hakikatin farkına varacağız?... Bir tek çare var! Sahtekarlığı teşhir etmek, erdemlerin peşinden gitmek.
Toplumun kutsal değerlerini kullanarak, hiçbir emek, çaba göstermeden, bedel ödemeden iktidar olanların sahte görüntülerine hayran olmak en hafif tabiri ile günahtır!
Özellikle Aleviler artık Alevi olmalı! Pirlerin, mürşitlerin, Hak ve hakikat aşıklarının yaşadıklarını ve anlattıkları anlamak yerine, kirletilmiş siyasetin diliyle olayları ve olguları tartışmak cehalettir. İnanılır gibi değil!!! İnançla siyasetin, siyasetle hakikatin ilişkisini, buluşup ayrıştıkları yeri göremeyecek, anlayamayacak kadar basiretsizlik yaşıyoruz!
Sistemin dilinden ezberlediğimiz birkaç kısır cümle ile Alevilik tartışması yapmak bu Hak ve hakikat yoluna hakarettir. Başbakan durup durup cahilliğin çürümüş defterinden ezberlediği sözleri sarf ediyor. Alevi Dünyası ise; bu ezberler üzerinden bir Alevilik ve siyaset tartışması yapıyor. Ocak zadeler Yolun gereğini unutmuş! Örgüt yöneticileri siyasi ezberlerini terennüm ederek Aleviliği kurtaracağını sanıyorlar. Başbakan ve zihniyet ortakları kirli siyasetini inançların üzerine bina ediyor, biz inancımızın toplumsallığını, eşitlik ve adalet arayışını siyasetin paslanmış kilidini açmak için anahtar olarak değerlendiremiyoruz.  
Alevilik tarihin derinlerinde yaşanıp orada kalmış da günün ihtiyacı sol refleksle "DÖNEN DÖNSÜN BEN DÖNMEZEM YOLUMDAN!" demek değildir. Ya da Alevi olduğunu söyleyip "Mücadeleyi Hükümet karşıtlığına" indirgemek ve bunun adını da "Devrimcilik" koymak!...
Alevi inancı, insanı kamillerin, aşıkların, mürşitlerin yaratımı ve üretimidir. Kilitlenmiş yaşamın anahtarı aşıkların yaşamlarında ve deyişlerindedir. Aşıkları, mürşitleri, insanı kamilleri güncel hakikatlerin ışığında anlamak gerekir.
Tam da bu günlerde birbirinden koparılmış hakikatler deryasını buluşturmanın zamanıdır. Bunu ancak siyaseti çoğul düşünce ile yorumlayarak anlayabiliriz. Çoğul düşünce kitabi ezberlerden sıyrılmak, tarihi, halkı, halkın değerlerini esas almak ve bu esas üzerine bir siyaset kültürü üretmekle olanaklıdır.
Türkiye Solu Aleviliği yeterince anlamadığı gibi 1960’lardan bu yana üretilen değerleri tüketiyor. "Denizler, Mahirler, İbarahimler…" Onlar tarihe bir hakikat destanı yazıp gittiler. Onların ürettiğini tüketiyorsunuz! Farkında mısınız? Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin… Pir Sultan Abdallarla, Hacıbektaşlarla, Pir Seyit Rızalarla bağını anlayamadınız! Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin… Mazlum Doğanlarla, Kemal Pirlerle, Hayri Durmuşlarla, Mahsun Korkmazlarla ilişkisini kuramadınız! Alevilik çoğul bir algıdır. Duyargalarınız hakikate kapalı olmayacak. Denizi, Mahiri, İbrahimi görüp Kemal Piri görmemek, anlamamak kör cahilliktir!...