Rêber Apo, yeni paradigmanın temeline hakikati koyar. Ona göre hakikate ulaşmadan, hakikati bulmadan, onunla doğru temelde buluşmadan gerçekleştirmek istenilen ütopyaya varılması asla mümkün değildir. Bu nedenle doğru yaşamı kurmanın da anahtarı hakikati koyar. Rêber Apo, “bir yaşam kurabilirsiniz, bir yaşamı inşa edebilirsiniz, ama eğer bu yaşamın özünü hakikatle doldurmazsanız kurmak, inşa etmek istediğiniz yaşam herhangi bir yaşam olur, yani yanlış bir yaşamı kurmuş olursunuz” der.

Hakikat Rêber Apo’nun olmazsa olmazı olarak aynı zamanda ahlaki-politik toplumun da özünü oluşturmaktadır. Ahlaki-politik toplum, Demokratik Konfederal sistemin yaşamsal formu olarak gören Rêber Apo, hakikati da bu formun özü olarak ele alır. Rêber Apo bu doğruyu başka bir ifadeyle de dile getiriyor. Ahlaki-politik toplumun kalıbı, onun bedeni inşa etmek istediği yeni yaşamın formu, hakikat ise bu formun ruhu olarak görür.

Rêber Apo, “Hakikat rejimiyle kastettiğimiz husus, ‘yaşamın’ anlamına en iyi nasıl ulaşabileceğimizdir” der ve devam eder, “kendi yorumumu HAKİKAT REJİMİ kavramı olarak sunmak durumundayım. Bir alternatif yöntem arayışından ziyade, yanılgılarla yüklenmiş ve özgürlük değerinden uzaklaştırılmış yaşamın yol açtığı ağır sorunlardan çıkış yolu aranmaktadır.”

Şunu vurgulamak gerekir ki gerçek, hakikatin ifadesi, onu tamamlayan hali değildir. Hakikat gerçekten farklı bir durumu ifade eder. Varolan bir durumun düşünsel ve bilinçsel halidir. Maddi hayatın, olay ve olguların bilince yansımış hali olarak yorumlanır. Bu anlamda gerçekler tasarlanmış her yaşamın ütopyası ile özdeşleşmez. Her gerçek iyi, güzel ve doğru ile izah edilemez. Bir taşın, bir avuç toprağın, bir ağacın, bir hayvan veya insanın varoluş hali onların gerçek halidir. Bu anlamda gerçek olarak ifade edilen birçok şey doğru yaşamın karşılığı da değildir.

Peki, doğru yaşamın anlamını zayıflatan sorunlar ve buna yol açan yöntemlere hakikat diyebilir miyiz?

O zaman hakikat nedir?

Sözün kullanım şekliyle hakikati, gerçek ve yaşamla bağlantısını nasıl kuracağız? Eğer hakikat doğru yaşamın anlamını açıklama bilinci olarak özetlenirse, o zaman yaşamı tanımlayan her bilinç biçimi hakikat olarak ifade etmek mümkün mü? Ya da hakikat olarak sunulan fakat yaşamın anlamını zayıflatan paradigmaları nasıl değerlendirmeliyiz?

Bu sorulardan hareketle hakikati şöyle tarif etmek mümkündür:

Maddi varlığın, daha doğru bir deyişle ‘gerçekler’in veya olay ve olguların bilinçteki varoluş hali, onların düşünsel ve tasarımsal yanı, ama aynı zamanda konseptsel olarak tasarlanan maddi bir dünyanın veya sistemin ruhta, düşüncede ve bilinçte anlam bulma durumu olan hakikat Rêber Apo’nun yeni paradigmada ulaştığı en temel argümanlardan birisidir. Rêber Apo kendi sistemini doğrulara, gerçeklere ve reel maddi zemine bağlarken bütün bunların özünü de HAKİKAT veya HAKİKAT REJİMİ’nin sistematize edilmiş haline oturtmaktadır. Bu bağlamda Rêber Apo demokratik toplum veya ahlaki-politik toplum paradigmasıyla, sunduğu hakikat rejiminin hem tanımını ve hem de ona ulaşmanın yöntemini açıklıyor.

Bu bağlamda Rêber Apo’ya göre hakikat “doğru yaşamın anlam bulmasıdır” der ve devam eder: “Hakikat, esasta çağlar boyunca gelişen toplumsal anlamlılığın insan bilincine çıkmış halidir. Kendini mitolojik, dinsel, felsefi, sanatsal ve bilimsel yollarla ifadeye kavuşturma işine hakikati araştırma, dile getirme işi diyebiliriz.”

“Eğer toplumlar tarihsel varlıklar ise o zaman anlamları da tarihseldir. Anlam ise toplumsal yaşamın özüdür; toplumsal yaşamın amacı, ruhu ve zihni olarak da tanımlanabilir. Hakikat ise bu tarihsel toplum varlığının teşkil ettiği anlamlılığın mitolojik, dinsel, sanatsal, bilgelik ve bilimsellik olarak dile, ifadeye ve biçime kavuşturulmasıdır.”

“Anlamla hakikat arasında sıkı bir ilişki vardır. Anlam bir nevi hakikatin potansiyelidir. Bu potansiyel dile geldikçe, özgürce konuşulup yapılandırıldıkça hakikat haline erişilmiş olacaktır.”

“Toplumlar sadece hakikat örgüsü değildirler, aynı zamanda açıklama gücüdürler. Hakikatini açıklayamamak en ağır kölelik, asimilasyon ve soykırım durumunu ifade eder ki, bu da bir nevi varoluştan kopma ve gerçeklik olmaktan çıkma durumuna düşmek demektir. Hakikatsiz toplum, hatta birey anlamsız kılınmış, başka öznelerin hakikati içinde erimiş ve kimliğini yitirmiş varlığa dönüşmüş, daha doğrusu anlamsızlaşmış varlık haline gelmiş demektir.”

“Peki, gerçek, hakikat nedir?’ diye sorulabilir. Bence cevap basittir. Toplum gerçeğinde doğal olan ahlaki ve politik toplum hakikati ile bunu sürekli aşındırmak isteyen uygarlık hakikati vardır. Bunun dışındaki sıfatlar, isimler hiç gerçeği temsil etmez demiyorum; özünü değil görüntüsünü, basit ve sık değişkenli formunu temsil eder diyorum.”

Hakikat ancak toplumsal olabilir

“Hakikati nerede ve nasıl bulmalıyız? Çok basit bir kuralı hatırlatarak cevabımı vermek isterim: Bir şeyi nerede kaybettiysen ancak orada arayarak bulabilirsin… Hakikat ancak toplumsal olabilir. Uygarlık sürecinde ahlaki ve politik toplum aşındırılıp sömürü ve iktidar tekelinin sıkı egemenliği altına alındığında toplumsal hakikat yitirilmiş demektir. Yitirilen, ahlaki ve politik değerlerle birlikte yitirilmiştir. Tekrar bulmak istiyorsan kaybettiğin yerde arayacaksın.”

Burada toplumsal yaşamı ve insanı tanımlamada ve bilinç oluşturmada yöntem esas bir sorun olarak karşımıza çıkar.

“Eğer hedef yaşamın anlamına varmaksa, o zaman yöntem buna aracılık etmelidir.” “İnsan düşüncesine hükmeden iki temel kalıp olan öznel-nesnel, idealist-materyalist, diyalektik-metafizik, felsefi-bilimsel, mitolojik-dinsel gibi bölünmeler anlamı zayıf kılmakta ve çarpıtmaktadır.”

“Hakikat arayıcıları bu ikilemlerdeki başarıları oranında iktidar sahiplerinin yanında ve sömürü odaklarında kendilerine hep seçkin yer bulmuşlardır. “Hakikat iktidardır, iktidar hakikattir” deyimi büyük geçerlilik kazanmıştır. Buradaki hakikat rejimi, siyasi istismar rejiminin en sağlam müttefiki konumundadır. Bu ittifakın sonucu daha çok baskı ve istismar olmuştur. Bunun sonucu ise, özgür ve anlamlı yaşamın yitimidir”

“Hakikati araştırmada ana yöntemimiz ne pozitivist nesnelcilik ne de göreci öznelcilik olabilir. İkisi de özde liberalizmin iki yüzü olup, birbirine karıştırıp bolca piyasaya sunarak entelektüel sermaye ve hamallık üretmede kullandığı yöntem enflasyonudur. Hakikati olanaksızlaştırmanın en etkili yönü bu yöntem enflasyonudur.”

“Yöntem itibariyle yapmamız gereken ilk ciddi iş bu hakikat rejimini bırakmak olmalıdır. Aslında negatif bir duruş gerekiyor: Sistemin hakikat rejimine her cepheden olumsuz davranmak!”

“Yöntemin mutlaka toplumsal doğaya, özellikle bu doğanın temel varoluş hali olan, öyle olduğuna inandığım ve emin olduğum ahlaki ve politik topluma dayanması gerektiğidir. Ahlaki ve politik toplumla bağlantısı olmayan tüm düşünce ekolleri ile bilim, felsefe ve sanat akımlarının sakat doğduklarını ve er ya da geç sakıncalara yol açacaklarını belirtmeye çalışıyorum. Bağlı kalınması gereken tüm yöntemlerin ve bilgi, etik ve estetik ürünlerinin mutlaka ahlaki ve politik toplumu esas almalarını ilk koşul olarak belirliyorum. Bu ilk koşul dışında oluşan tüm yöntem, bilgi, etik ve estetiğin güvenilmez ve sakat olduğuna, yanlışlıklarla yüklü, çirkin ve kötülüklerle dolu olacağına dikkatleri çekmek istiyorum. Bu hususların sadece şahsi kanı ve düşüncelerim olmadığını, hakikat yolunda temel norm değerinde olduklarını ısrarla açıklıyorum.”

Hakikat özgürlüğün araştırılmasıdır...

“Hakikat toplumsal varlığın özgürleşmesinin ifadesi demektir. Somutlaşması için gerekli olan, sos- yal bilimin hakikatinde (doğru ifadesinde) bilimsel inşaya yöneliştir. Hiçbir hareket, ideoloji tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de kendi hakikatinde örgütlenip özgür yaşamın vazgeçilmezliğinde yürümedikçe başarılı olamaz.”

“Yaşam farkındalığını özgürlük, hakikati özgürlük araştırması olarak yorumlayan bir sosyal bilim ahlaki ve politik toplumun vazgeçilmez aydınlanma ve gelişme kılavuzudur.”

“Toplumsal gerçeklik gerek kendi içinde gerek dışında baskı ve sömürüye alan bırakmadıkça, anlam ve hakikatinin özgür gerçekleşiminden bahsedilebilir. Bu durumda anlam ve hakikat özgürdür. Özgür olmak, anlamlı ve hakikatli olmakla mümkündür. Özgürlüğü olmayanın kimliği, dolayısıyla anlamı ve hakikati de olmaz.”

Özgür yaşamı tanımlama, Hakikat arayışı ve savaşıyla mümkündür. Özgür yaşamın anlamını çarpıtarak bin bir hile ile örten sahte hakikat rejimlerini aşacak bir anlam arayışı ve savaşı olmadan toplumsal hakikati açığa çıkartıp yaşamsal kılmak mümkün değildir. Peki o zaman hakikat arayışı ve savaşını nasıl başarmalıyız?

“Büyük özgür yaşam ütopyası olanlar için, arandığında bölgede örneği çok olan bir yaşam tarzı şartı vardır. O da şudur: Toplumsallığın mümkün kıldığı hakikat için yaşayacaksın. Hakikati buldukça yaşayacaksın. Hakikati yaydıkça ahlakî-politik toplumu kuracaksın. Bunun için karşına çıkan iç ve dış engellerle doğru mücadele edeceksin.”

“Demokratik modernitenin sistem karşısında hakikat arayışı, ideolojik duruşu ve üç temel soruya (Nasıl Yaşamalı, Ne Yapmalı ve Nereden Başlamalı?) verdiği yanıt açık ki alternatif sistem değerindedir. Toplumsal kimliği tüm yönleriyle aramak, çözümlemek ve çözümlerini sunmak hakikat savaşının özüdür.”

“İdeolojik duruş hakim modernitenin ideolojik hegemonyasını kapsamlı eleştirilerle aşmayı ifade eder. Eldeki toplumsal hakikatlerin savunulması ideolojik duruştur.”

“Sistemin içinden sisteme karşıtlık, eski bilgeler düzeyinde her an ölüm pahasına hakikat savaşçılığını gerektirir. Nasıl yaşamalı sorusunun yanıtı nereden başlamalı sorusunun yanıtı ile iç içe olacak şekilde, modernitenin bir zırh gibi giydirdiği deli gömleğini çıkarır misali modernist yaşamı terk edecek, nefret ederek bu yaşamdan vazgeçeceksin. Gerektiğinde her an kusarak mideni, beynini ve bedenini içindeki bu yaşamdan arındıracaksın. Modernist yaşam kendini sana dünya güzeli gibi sunsa bile, içindekini kusarak yanıt vereceksin. Diğer iki sorunun yanıtı ile iç içe olarak, ne yapmalı soru- suna sisteme karşı hep eylemlilik biçiminde bir karşılıkla yanıt vereceksin. Ne yapmalı sorusunun yanıtı bilinçli ve örgütlü pratiktir.”

“Fikir-zikir-eylem birbirinden asla ayrılmayan, hakikatin hep sırtta tutulması, bütünlük içinde giyilmesi ve yaşanması gereken yücelik nişaneleridir. Üçünü bir arada nasıl yaşamalı, ne yapmalı ve nereden başlamalı sorularına verilen yanıtlar temelinde temsil ede- meyen kimse hakikat savaşına çıkmamalıdır.”

“Hakikat savaşı yaşamın her anında, tüm toplumsal alanlarda, komünalist ekonomik ve ekolojik birimlerde, demokratik kentlerde, yerel, bölgesel, ulusal ve ulus-ötesi mekanlarda yürütüldükçe anlam ve başarı kazanır.”

“Ortadoğu’nun yenilenmiş kadın tanrıça bilgeliklerine, Musa, İsa ve Muhammedlere, Saint Paullara, Manilere, Veysel Karanilere, Hallac-ı Mansurlara, Sühreverdilere, Yunus Emrelere, Brunolara ihtiyacı vardır. Hakikat devrimi eskilerin eskimeyen ve yenilenen mirasına sahip olmadan başarılamaz.”