Tarih hep tekerrürden ibaret midir? Bu gerçeği böyle kabul etmek ne kadar gerçekçidir? Eğer öyle ise "kimsenin daha iyi bir geleceğe dönük çaba vermesi gerekmez" demek yerinde olmaz mı? O halde 1930'lar Almanya'sının bugün Türkiye'de canlanmasını normal mi görmeli?

Tabii ki tarihi tekerrürden ibaret sayamayız. Bu tanımlama toplumlara kanıksattılarak peşinen ön kabul yaratmayı amaçlasa da, insanlar tarih boyunca daha iyi bir gelecek için mücadele etmekten hiç vazgeçmedi, geçmeyecek.

Kürt basını da böylesi bir inancın mücadelesini yıllardır veriyor. 1898’den günümüze kadar Kürdistan'ı sömürgeleştiren zihniyetlerin saldırılarına karşı ayakta kalma mücadelesinden hiç vazgeçmedi. Gazeteleri, dergileri, radyoları, Tv'leri kapatıldı. Kendi sınırlarında inkara doymayanlar, sınır ötesi saldırılarını sürdürdü. Avrupa'da yayın yapan Kürt medyası da Türk devletinin sınır ötesi saldırıları altında yıllarca yayın hayatını sürdürmeye çalıştı. Kendi topraklarında yayın yapan, hitap ettiği kitleye dokunabilen hiçbir gazeteci, hiç bir medya kuruluşu sürgünde yayının nasıl bir psikoloji olduğunu anlayamaz. Bir kareye, görüntüye, sese dokunarak yayınını sürdürmekle, bizzat içinden bakmak tabii ki aynı şey olmuyor. Buna rağmen Avrupa'da yayın yapan Kürt medyasına hayat veren, en küçük bir ayrıntıda topluma dokunabilme, hissetme çabasıdır. Dolayısıyla başta Kürtler olmak üzere muhalif kesimler için bir nefes borusudur. Hakikat damarıdır.  

Türk devleti bu hakikat damarını ısrarla kesmek istiyor. İnkarcı devlet geleneği her iktidarda uygulandı. AKP bunu zirveye çıkardı. İçerde '158 basın kurumunu kapattı, 151 gazeteci halen cezaevinde. Binlerce gazeteci işsiz kaldı'.(Avrupa Konseyi, Türkiye'de basın ve ifade özgürlüğü raporu). AKP, ülke sınırları ile yetinemedi. Geçen yıl Ekim ayında Eutelsat, RTÜK'in isteği üzerine Med Nûçe ve Newroz Tv'yi mahkeme kararına rağmen kapattı. Şimdi ise yine RTÜK'in isteği üzerine Ronahî Tv, Sterk Tv, News Channel’i kapatmak istiyor. 

16 Nisan referandumuna kadar AB kamuoyu, basını hatta hükümetler düzeyinde Erdoğan ve AKP’ye dönük ciddi eleştiriler yapıldı. AKP yetkililerinin AB ülkelerine gelmeleri engellendi. Eleştirilerin merkezinde basına karşı gelişen baskılar yer alıyordu. Referandumdan sonra Avrupa Konseyi Türkiye’yi tekrar denetime alma kararı aldı. Aradan iki hafta geçmeden RTÜK bir mektupla Eutelsat’tan Ronahî Tv, Sterk Tv, News Channel’in kapatılmasını istedi. Şimdi her üç Kürt kanalı RTÜK’ün talebi üzerine Hotbird uydusunda yayınlarının durdurulması ile karşı karşıya. 

Fransa da Eutelsat'a dönük açılan davayı Med Nûçe ve Newroz TV kazanmasına rağmen Eutelsat nasıl oluyor da hukuka rağmen tekrar böylesi bir girişimde bulunabiliyor? Bu danışıklı bir durum mudur? Sadece ticari bir şirketin pragmatizmi olarak ele alınabilinir mi?

Acaba Eutelsat yaratacağı sonuçlardan gerçekten bihaber midir?

Erdoğan'ın anti demokratik-faşist politikalarının en çok eleştirildiği bir dönemde faşizmin medya üzerindeki baskılarına bu denli gözü kapalı mıdır? Ya da Avrupa tarihinden gerçekten bihaber mi varlığını sürdürmek istiyor?

Nazi faşizminin en belirgin özelliklerinden biri medyayı denetlemesiydi. Nazi faşizmi film, müzik ve hatta tarihsel kostümlere kadar herşeyin, kendi ideolojisine hizmet etmesini sağlamış, bütün medyayı tek merkezden yönetmişti. Şimdi yaşanan bundan farklı mıdır? Türkiye toplumu havuz medyası dışında hiç bir kaynaktan bilgi alamazken, Kürt televizyonlarının kapatılması ile tümden tek renge bürünecek. Farklı hiçbir kaynaktan haber alma imkanı kalmayacak, gerçekler sadece havuz medyasının sunduğu tekçi yayına kalacak. 

Eutelsat yetkililerinin bu gerçeğe sırtını dönmesi tarihi vebali ağır sonuçlar yaratacaktır. Dolayısıyla bu kararından vazgeçmesi lazım. Yine Avrupa Konseyi'nin kendi raporlarına, eleştirilerine ve yaptırımlarına sahip çıkması ve bu karar karşısında tavır geliştirmesi gerekmektedir. 

Kürt medyasının, var olma mücadelesini sürdüreceği kesin. Kürt halkı da kendi sesinin, sözünün kesilmesine göz yummayacak, tarihin tekerürüne izin vermeyecektir. Hakikati susturmayacaktır.