Ağırlıklı olarak tutsak yazarların eserlerini yayınlayan Aryen Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Roj Agir çalışmalarını, “Bizimki, binbir emekle oluşturulan bir hakikati biraz da görünür kılma çabası” diye anlatıyor.
ZABEL MİRKAN İSTANBUL Aryen Yayınları, nitelikli Kürtçe kitaplar basmalarının yanı sıra, kendi deyimleriyle “düşüncelerinden ötürü zindanda olan tutsakların eserlerini basarak, onların düşüncelerinin-seslerinin dışarıya-topluma ulaşmasını sağlamak”ı en büyük isteği olarak ifade ediyor. Kürtçe kitaplarla birlikte, Türkçe ve henüz yok edilememiş dillerde de eserler basmayı amaçlayan yayıneviyle Kürtçe kitaplara yönelik okurun ilgisini, Kürtçe kitaplar basan muhalif bir yayınevi olmayı, tutsak yazarları ve ekonomik krizin yayıncılığa nasıl yansıdığını konuştuk. Aryen Yayınları ne zaman kuruldu ve yayınevi kurulurken hangi ilkeler gözetildi, bize biraz sürecinizi anlatabilir misiniz? Roj Agir (Genel Yayın Yönetmeni): Yayınevini 2016’nın Ekim ayında Ankara’da kurduk. Yayıncılığa başlamadan evvel, Roza Komünü olarak Roza dergisini çıkarıyorduk. OHAL koşullarında dergiyi çıkarma imkânımız kalmayınca, Roza emekçisi kimi arkadaşlarla yayınevi fikri üzerine yoğunlaştık. Ve sonuçta Aryen, Roza dergisinin birikimi üzerine kuruldu. Roza dergisini çıkarırken, “Huner lêgerîna heqîqetê ye/Sanat hakikat arayışıdır” sözünü kendimize rehber edinmiştik. Yayınevi de aynı arayışın bir sonucu olarak doğdu. Büyük hakikatin bir parçası olma gayemiz var. Bu sebeple, yayınlayacağımız kitapların da bu hakikati beslemesi gerektiğine inanıyoruz. Ve bu temelde eserler basmaya çalışıyoruz. Bizimki, binbir emekle oluşturulan bir hakikati biraz da görünür kılma çabası. Çünkü üretimin ana yaratıcıları yazarlardır ve onlar da elbette ki hakikatin ana kaynağından besleniyorlar ve yaratılan değerler üzerinden eserler üretip hakikat hazinesine katıyorlar. Her yayınevi gibi bizim de temel ilkelerimiz ve bir çizgimiz var. İlkelerimizi şekillendiren; toplumsal gerçekliğimiz ve halkımızın özgürlük mücadelesidir. Yayınevi olarak biz de, bu mücadeleye gücümüz oranında katkı sunmaya, bu mücadelenin bir parçası olmaya çalışıyoruz. Bu temelde eserler basmaya özen gösteriyoruz. Bu güne değin yayınladığımız kitapların da yayın çizgimizi yansıttığını söyleyebilirim. Bunun yanında daha geniş bir kitleye ulaşma isteğimiz var. Belli bir çevreyle sınırlı kalmak istemiyoruz. Elimizden geldikçe farklı çevrelere hitap edecek ürünler de basmaya gayret ediyoruz. Bu noktada, özgürlük mücadelesi veren halkların değerlerine saygı gösteren her yazar adayı ya da yazara kapımız açıktır. Kitaplarınıza yönelik ilgi ne durumda? Hebûn Stembar (Editör): Mevcut siyasi atmosferde ve yaşanan ekonomik kriz ortamında kitap okuma düzeyinde büyük bir düşüşün yaşandığı bilinmekte. Ülke gündeminin sansasyonel gelişmelerle sürekli hareketli olması, siyasi ve ekonomik krizin yarattığı buhranlı yaşam koşullarının insanları okumaktan alıkoyduğu bir gerçek. Bu durumdan Aryen Yayınları olarak bizler de nasibimizi aldığımızı ve Kürt yayıncılığına olan ilginin Aryen için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Yine de, mevcut koşulları göz önüne bulundurduğumuzda, kitaplarımıza yönelik ilgiden memnun olduğumuzu söyleyebiliriz. Yayımladığınız kitapların Kürtçe ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Özel olarak Kürtçe kitaplara okurun ilgisi nasıl? Bugüne dek en çok hangi Kürtçe kitabınız ilgi gördü? Hebûn Stembar: Kürtçe kitaplar, Türkçe kitaplara nazaran her zaman daha az ilgi görse de Kürtçe kitaplarımıza okurun ilgisinin oldukça iyi olduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra okurlarımızın, tutsak yazarlarımız tarafından yazılan kitaplara daha çok ilgi gösterdiğini ifade edebiliriz. Özellikle de roman ve şiir türündeki Kürtçe kitaplarımıza ilgi daha fazla. Özel olarak daha fazla ilgi gören, ön plana çıkan birkaç Kürtçe kitabımız var ama isim vererek diğer yazarlarımıza-kitaplarımıza haksızlık etmek istemeyiz. İlgi ya da okunma oranı her vakit kitabın niteliği ile doğru orantılı değil. Daha fazla ilgi gören kitaplarımızın diğer kitaplarımızdan daha iyi ya da kötü! olduğunu söyleyemeyiz. Bazı koşullar, kimi kitapların daha fazla ön plana çıkmasını sağlayabiliyor ya da tersinden, kimi kitabı görünür olmaktan alıkoyuyor. Yayın politikanızla ilgili “Düşüncelerinden ötürü zindanda olan insanların eserlerini basarak, onların düşüncelerinin-seslerinin dışarıya-topluma ulaşmasını sağlamak en büyük çabamız olacaktır,” diyorsunuz. Hapishane edebiyatı sizin için neden bu kadar önemli? Roj Agir: Başta da belirttiğim üzere, yayınevinden önce dergi çalışması yürütüyorduk. Roza’da yazan yazarların yarısı zindandaki arkadaşlardı. Dergi de en çok zindandaki arkadaşlar tarafından sahipleniliyordu. En çok zorlandığımız ve çalışmayı bitirmeyi düşündüğümüz koşullarda bile, zindanlardan gelen mektuplardan güç alıyorduk ve zindandaki arkadaşların manevi desteği ile çalışmayı sürdürme kararlılığını gösteriyorduk. Dergiyi neredeyse tüm zindanlara ulaştırıyorduk. Bu sayede onlarca zindandan yüzlerce arkadaş ile mektuplaşıyorduk. Güçlü bir bağ oluştu. Yayınevi kurulduktan sonra da bu bağımız devam etti. “Hapishane edebiyatı” terimi ne kadar uygun düşer bilmiyorum. Çünkü zindanda yazılan ürünler salt zindana dair değil ve çoğu arkadaş da bu terimi doğru bulmuyor. Bir de hapishanede üretilen ürünler de, dışarıdakiler tarafından “içeriye” itiliyor. Maalesef “değersiz” görme yaklaşımı var. Nasılsa zindanda vakitleri var ve yazıyorlar, deniliyor. Yine salt zindandaki yaşama dair yazdıklarına dair bir düşünce var. Bütün bunlar elbette ki doğru bir yaklaşım değil ve bunun hakikatle de uzaktan-yakından bir ilgisi yok. Ne var ki, son süreçlerde tutuklanan kimi siyasetçilerin zindana girdikleri gibi kitap çıkarmaları da “Zindana giren herkes yazıyor,” algısını güçlendirdi biraz… Doğru ya da yanlış, bu algıya karşı durmak adına, yirmi beş yılın üzerinde zindanda olup da, ürünlerini kitap halinde çıkarmayan arkadaşlar da var. Öncelikle, bir halkın özgürlük mücadelesi içerisinde bulunup da tutsak düşen insanlar bizim için değerlidir. Bu insanların üretimleri de aynı şekilde değerli ve önemlidir. Bu insanlar, dışarıda olduğu gibi içeride de tüm enerjileri ile bu halk için emek veriyorlar. Üretimleri de bireysel kaygılardan uzak, toplumsallığa güç katmak üzerinedir. Çabaları bu yöndedir. “Özgürlük” arayışları var ve yazmak bu arayışın en büyük parçalarından biri. Bu sebeple üretimlerinin “dışarıdaki” insanlara ulaşması önemli. Yine çoğu tutsak, ürettiklerinin dışarıya ulaşması ile kendisini özgür hissettiğini söylüyor. Bir kitabımız dışarıya çıkıp da insanlarla buluştuğunda biz de dışarı çıkmış gibi oluyoruz, diyorlar. Bu çoğu tutsak yazarın ortak duygusu. Bu özgürleşme eylemlerinde küçük de olsa bir katkımızın olması bizi de mutlu ediyor. Ve bu, zindanlardaki yazınsal üretime daha fazla değer vermemizi de sağlıyor. Yayınevini kurma gerekçelerimizden biri de, kimi Kürt yayınevlerinin tutsak yazarların ürünlerine karşı hoyratlıklarıydı. Bu konuya da kısa da olsa değinmek gerektiğini düşünüyorum. Bu yayınevleri tutsak yazarların ürünlerine karşı çok çirkin bir yaklaşım içerisindeler. Bu “tüccar” yayınevlerinden birinden çıkan tutsak bir yazarın kitabına baktığınızda, bu yaklaşımın bütün çirkinliğini, seviyesizliğini, kirliliğini görmek mümkün. En basitinden, insanın gözüne, ruhuna, duygularına hitap edecek bir kapakla karşılaşamıyor insan. Daha kitabın ilk sayfalarında onlarca yazım-imla yanlışı vs. Redaksiyon hiç yapılmıyor. Hatta çoğu kez şahit olduk ki, yayınevinden hiç kimse, o kitap basılmadan evvel o kitabı okumamış bile. Zindandaki bir insanın üretimine bu şekilde yaklaşmak, bence büyük bir ahlaksızlıktır. Bir dosyanın hangi süreçlerden, zorluklardan geçerek ellerine ulaştığını bilip de, ona rağmen bu şekilde yaklaşmak başka nasıl adlandırılır bilmiyorum. Zindanlardaki yazarların ürünlerine bu şekilde yaklaşılmasını doğru bulmadığımız için daha yayınevini kurduğumuz ilk günden bu konu üzerinde özellikle durduk. Tutsak yazarların ürünlerine daha büyük özen gösteriyoruz. Çünkü bir dosyanın her aşamasında ne denli büyük bir emeğin, fedakârlığın olduğunu biliyoruz. Bu sebeple de, verilen emeğe denk bir yaklaşım içinde olmaya çalışıyoruz. Hapishanedeki yazarlardan kimlerin kitaplarını yayımladınız? Buradaki kriterleriniz neler, örneğin hangi tür kitaplara “Bunu kesinlikle yayımlamalıyız,” diyorsunuz? Roj Agir: İçeriden ya dışarıdan, bize ulaşan her dosyaya değer veriyoruz. Bunun yanında bir dosyayı basmak için elbette ki temel kriterlerimiz var. Bu nedenle geri çevirmek durumunda kaldığımız nice dosya oluyor. Yayınevinin ortaya koyduğu bir çizgi ve temel ilkelerimiz var, bunun yanında bir dosyayı basmamız için aradığımız temel kriter niteliktir. Bir dosya belli bir niteliğe sahip değilse, basmıyoruz. İçeriden gelen dosyalara karşı ne kadar hassasiyetli olsak da, yayın kurulumuzun onaylamadığı bir dosyayı hiçbir şekilde basmıyoruz. Aslında bu tür dosyaları basmamamız da yine hassasiyetimizden kaynaklanıyor. İyi (bu ne kadar göreceli bir kavram olsa da) olmayan bir dosyayı basmak bizce bir yazara en büyük haksızlıktır. Kimseye bu haksızlığı etmek istemiyoruz. Okuyucunun karşısına “okunmayacak” bir kitap çıkarmak en başta o kitabın yazarına hakarettir… Bir kitap basıyorsak sonuna kadar arkasında durmalıyız. Bugüne dek, hapishanede olan yazar arkadaşlardan; Fırat Can, Kerem Bîlen, Ramazan Çeper, Hecî Nehsan, Ali Koç, Erd.Agron, İsmet Taş, A.Selam Baran, Ahmedê Bilokî, Menaf Osman, A.Hekîm Kozluk, Ruşen Tutku, Necmettin Tural, A.Hamît Orbay, Cengîz Eker, Cömert Bozkurt ve Ferhan Mordeniz’in kitaplarını yayınladık. Yine önümüzdeki planlamalarda da birçok tutsak yazar arkadaşın dosyası var ve onları da basacağız. Kadın tutsak yazarların ürünlerini hiç basamadık şimdiye dek. Her ne kadar bizden kaynaklanan bir durum olmasa da, bunu yayınevi için bir eksiklik olarak görüyoruz ve bu durumu da aşma çabası içerisindeyiz. Tutsak yazarların kitaplarını yayımlamakla ilgili ne tür güçlüklerle karşılaşıyorsunuz? Hapishane yönetimlerinin keyfi uygulamaları yayıncılık faaliyetlerinize nasıl yansıyor? Bununla ilgili trajikomik bir durum yaşadınız mı? Çünkü bazen yazarların kendi kitaplarının hapishane yönetimleri tarafından onlara verilmediğini biliyoruz... Roj Agir: Hiçbir tutsak yazarın kendi eserini kendi elleriyle bilgisayara geçirme koşulu yok. Hepsi el yazısıyla deftere yazıp dışarıya ulaştırıyor. Tabii hiç ulaşamayan eserler de oluyor. Çoğu arkadaşın, el yazısını bilgisayara aktaracak tanıdığı yok. Dışarıdaki insanlar bu sorumluluktan ölesiye kaçıyorlar. Bilgisayara geçirilen eserlerin çoğu da hatalı-eksik, özensiz ve düzensiz geçiriliyor. Elimize ulaşan eserlerin düzenlenmesi çok fazla zamanımızı alıyor. Genelde defter ile bilgisayara geçirilen halini baştan itibaren karşılaştırmak zorunda kalıyoruz. Editörlük sürecinde, editör arkadaşın yazara danışması, yazar ile kimi düzeltmeler yapması gerekiyor. Mektup üzerinden bu çok uzun zaman alıyor. Ve tabii ulaşamayan mektuplar… Baskıdan evvel eserin son halini yazara yollamamız gerekiyor, çünkü gerek redaksiyon gerekse de editörlük sürecinde fazlasıyla değişiklik yapma durumunda kalıyoruz. Ama neredeyse tüm hapishane yönetimleri, dışarıdan fotokopi-çıktı kabul etmiyorlar. Bu sebeple de yazar eserinin son halini göremiyor. Bu konuda trajikomik durumlar elbette ki bitmiyor. Misal, bir dosya-defter zindandan mektupla bize ulaşıyor. O dosya kitaplaştıktan sonra yazarına yolluyoruz ama defterin dışarı çıkmasına onay veren aynı hapishane yönetimi, kitap halini içeri almıyor. Bu şekilde, yıllardır kendi kitabını eline almamış tutsak yazar arkadaşlarımız var. Yine, kitabı kabul etmeyen kimi hapishanelere kitabın fotoğraflarını yolluyoruz ki, yazar hiç olmazsa kendi kitabının kapağını-şeklini görsün ama o fotoğrafları bile yazarlara vermeyen hapishane yönetimleri var. Peki bu dönemde yayıncı olmak nasıl bir deneyim? Örneğin Diyarbakır Kitap Fuarı artık belediye tarafından yapılamıyor, yapılsa da belediyeye kayyım atanmış durumda. Hebûn Stembar: Türkiye'de yayıncılığın her zaman birçok zorluğu vardı ama Aryen yayınlarının yayın hayatına başladığı dönem ülkede yayıncılığın en dezavantajlı ve zorlu koşullarda sürdürüldüğü dönemlerden biriydi ve bu dönem halen devam ediyor. Önceki dönemlerde belediyeler tarafından desteklenen bazı kitap fuarları da kayyımlardan nasibini aldı. HDP'li belediyeler döneminde kitap fuarları çok daha iyi koşullarda düzenlenmekteydi ve belediyelerin bu gibi organizasyonlara desteği oldukça önemliydi. O dönemlerdeki kitap fuarları halk tarafından oldukça ilgi görüyordu ve bizler bu ilgiden memnunduk. Lakin kayyımlar döneminde gerçekleştirilebilen kitap fuarlarında ilginin ve katılımın oldukça düştüğünü gözlemledik. 28 Eylül'de Diyarbakır'da başlayacak olan kitap fuarı da yine böylesi bir döneme denk geliyor. Buna rağmen okurlarımızla buluşmanın heyecanını taşıyoruz. Son olarak, ekonomik kriz ve kitap kâğıdının dolara endeksli olması yayıncılık faaliyetlerinizi nasıl etkiledi? Bu konuda okurlarınıza iletmek istediğiniz bir şey var mı? Hebûn Stembar: Ekonomik krizin en olumsuz etkilediği alanlardan biri kuşkusuz yayıncılık alanı. Doların sürekli yükselmesi ve hep yüksek seviyelerde seyretmesi matbaa/basım giderlerini oldukça etkiledi ve bu zorluklarla baş edemeyen birçok yayıncı bu süreçte kapısına kilit vurmak zorunda kaldı. Yayıncıların sürekli maaliyet artışına rağmen yapabildiği ise kitap satış fiyatlarında küçük artışlara gitmek. Aryen Yayınları olarak bu dezavantajlı süreçte de fazla fiyat artışına gitmeden ve yaptığımız kitap kampanyalarıyla okurlarımıza ulaşma çabamızın sürdüğünü söylemek isteriz. Okuyucu arkadaşlardan isteğimiz Kürtçeye, edebiyata, üretilen esere gerçek anlamda değer veren Kürt yayınevlerini yalnız bırakmamalarıdır. Bir yayınevi ancak ve ancak okuyucu desteğiyle ayakta durabilir. Son olarak, bugünlere gelmemizde emeği olan tüm okuyucu arkadaşlarımıza, dostlarımıza teşekkür ediyoruz.Hakikatin izinde bir yayınevi Aryen Yayınları