"Ben de kendimce Bedrettinem!" deyip Torlaklara, Abdallara, Çepnilere, Tahtacılara, Kızılbaşlara varalım niyaz olalım, muhabbeti şerbet edip lal û gevher dillerden feyiz alalım dedik. Sivas, Koçgiri’den başlayan yolculuğumuz, Mersin, Kobanê Sınırı, Antep’ten dolaşıp Adıyaman’a erdi. Dağların eteğini yurt edinen, yabanıl rüzgarlarla yarenlik edip kâinatı dağların yücesinden seyran eyleyip Hak ve hakikati yaşam bilen ocaklara, ocak zadelere, pirlere, analara niyaz olduk. Kerem eylen, himmet eylen, aşk eylen erenler darda kaldı mazlum insanlık dedik. Hakikatin nurani deryasında seyri sefer eden arifler kervanı "Hakikat hazinedir oğul, hazine arayan Hakkın habibi olsun! Aramasını bilen bulur, bakmasını bilen görür, hakikate meftun olan erer!" dedi. Kerametlerinden şek şüphe duymak düşkünlüktür. Yeter ki Hakkın ve hakikatin erbabına talip olun, yarenlik edin ışığın nuru sizi saracaktır.
Semsur/Bulam’da Üryan Xızır Ocağına, ocağın Piri Ali ve Hasari Büyükşahin dedelere niyaz olduk. Yüzyıl önce kadim mimari geleneği ahşapla işleyip "Ocakevi" yapan mürşidi kâmillerden geriye bir siyah beyaz resimler, mukaddes emanetler bir de Yolun işareti Tarik kalmış. Ensari Dede kerem eyleyip bize Tariğe niyaz etme payesi bahşetti. Avuçan Ocak zadelerinden Pir Kemal Güzel dedeye niyaz olup erenlerin diyarında Hak lokması tattık, abı zemzele serinledik, sırrı hakikatin demini lebden dile pınar eyledik.
Hacı Kureyş Ocağında Pir Naci Dede’nin nurundan nasiplendik, İmam Hüseyin tasına niyaz olup, Şahı Şehidan Kerbelayi hakikatin kutsal emanetlerine secde eyledik. Pir Naci Dede pür neşe, muhabbeti baldan tatlı! Himmet ve şefaat dileyip Çokpınar Köyünde Gıro (Mehmet Ok) canın muhabbetine müptela olduk, bir tas soğuk ayranını içtik.
Adıyaman’ın bu mevsimdeki havası için sıcak demek yetmez, yakıcı demek gerek. Adıyaman’da kadim zamanların hanları, çarşıları var. Oturakçı Pazarı dersin ki yüzyılların geleneğini hala yaşatıyor. Saraçlar, bakırcılar, yüncüler, tütüncüler, cıncık boncuk satanlar, atarlar, yazma, halı, kilim satanlar… Tuzcu Hanı atlıları karşılayıp mihman etmeye hazır ezelden ebede ne yaşanmışsa duvarlarında, çarşısında, pazarında bulabilirsiniz. Oturduğunuzda soğuk ayran mı? Demli çay mı? İçersiniz bilmeme ama mutlaka size altın sarısı Cellıkan tütününden bir boğum sigara sarıp verirler. Semsur der bizim Kürtler Adıyaman’a! Yakın tarih sayfalarında Hısn-ı Mansur diye kayıtlıdır. Helenistik dönemin uygarlıkta zirveye çıkmış Perre şehrinden geriye yağmalanmış kaya mezarları ve viran edilmiş yıkıntılar kalmış. Komagene uygarlığının başkenti Samosata/Samsat, Nemrut'taki sunağı Adıyaman’daki kadim tarihten sadece birkaç parçadır. Samosata/Kefersud Adıyamanlılar bilmese de Baba İshak ve Baba İlyas’ın da yurdudur!...
Semsur’dan, her zerresinde bir destan, her yolağında bir mestan gezen Nurhak Dağlarına tırmandık. Üryan dağların tozuyan yamaçlarından yukarı yalçın kayalıklarda kartallar yuvalanır. Billur pınarlar fışkırır ulu çınarların kökünden. Her yerinde bir kutlu nefes, zirvelerinde mukaddes ziyaretler vardır. Yüreğindeki tufanı dindirip sükûneti sağlarsan derinden derine ermişlerin gelir. Baba İshak, Şah Kalender Çelebi bu diyara himmet edeli mazlumun zalime karşı destan yazdığı diyardır Nurhak Dağları. Sinan, Kadir, Alpaslan bu destanın bitmemiş hikâyesidir. Yol kenarındaki mezarlığı gösterip "İşte orada!" dedi Mustafa Yüksel can. Vardık ki çiçekle bezenmiş kabrinde Kesk u Sor u Zer alem örtülü.
Kürdistan’ın asi ceylanı, bir nefescik özgürlük için Avrupa’da diplomasi yürüten Sakine Canın yoldaşı Fidan Doğan cana niyaz olduk. Şah Kalender’in Osmanlı paşalarını hak ile yeksan edip Baş saz Yaylasında Hak için Hakka yürüdüğü Elbistan ovasını boylayıp Kantarma Ocağına niyaz olduk. Cemde can olduk, demi muhabbetin huşusuyla esrik olup Pirilerin ışığına talip olduk. Mürşidi kâmil Tacim Dede ile torunu Kürdistan’ın özgürlük şehidi Ali Yüksel (Rızgar) Hakkın makamında yan yanalar. Semsur, Nurhak, Elbistan, Maraş uluların, velilerin, azizlerin, şehitlerin yurdudur. Hoyrat ve zulmat silinecek buradan. Muhabbet, söyleşi, siyaset derken Kantarma Pirlerinden Abuzer Dede dedi ki; Ehli harabatı hor görme sakın/ Hazine bulunur viranelerde…
Hakikatin izinde Semsur’dan Nurhak’a
Eskilerin şark, garp, cenup, şimal dediği doğu, batı, kuzey, güney tüm yöreleriyle bir sarsıntı geçiriyor! Siyasetin fay hattı çatırdıyor. Kimlikte tekçilik, yönetimde ırkçılık yapan bir avuç ırkçı talancı oligark statükocu zihniyeti yaşatıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi bu zihniyetin fay hattını kırmak ve kalenin burcunda açılan gediği aşıp kaleyi çoklukta birlikle fethetme girişimidir. Siyaset erbabı ezberini bir anlık unutup hakikat ehlini dinleme zahmetinde bulunsa neler değişecek neler!