Adıyaman’lı bir hakikat aşığı Ali Sizer... Deyişlerle büyümüş bir halk ozanı. 15 yaşında tembur çalmaya başlamış. Kürtçe söyleyen Sizer’in üçüncü albümü çıkıyor.

 

SEMRA ACAR / İSMET SEFER / PİRHA / ADIYAMAN

 

Adıyaman’lı bir hakikat aşığı Ali Sizer. Küçükken katıldığı muhabbet cemlerinde öğrendiği yol geleneğini sürdürmeye çalışıyor. Hakikat geleneğinin temsilcilerinden Ali Sizer 3. albümü için kayıtlara başladı. Kayıt yaptığı stüdyoda ziyaret ettiğimiz Sizer ile albümüne yönelik koyu bir muhabbete başlıyoruz. O eserlerini seslendiriyor, biz ise o güzel deyişleri dinliyoruz.

Okuma yaparken albümün adı netleşiyor aslında ‘Güla Makamê’…  Toplamda sekiz eserden oluşuyor albüm. İkisi Türkçe, altısı Kürtçe olan eserlerin çoğu kendisine ait. Albümde iki semah deyişi de yer alıyor. Bir eser ise Alevi-Kızılbaş inancındaki kadını anlatıyor.

Adıyaman’ın merkeze bağlı Yarma Kaya köyünde yaşayan Sizer, çiftçi bir ailenin çocuğu. Bir taraftan rençberlik yapıyor, diğer taraftan müzik  yapıyor.

 

Hakikatçi geleneğin içinde büyüdüm

‘’Adıyaman’ın kendine ait, benim içinde yer aldığım Safi dedikleri bir hakikatçi gelenek, bu geleneği sürdüren bir gurubun içerisinde büyüdüm. Oda cemlerinde, muhabbetlerinde büyüdüm’’ diyen Sizer, bu gelenekten aldıklarını şimdi insanlarla paylaşıyor.

Müzik alanında akademik bir eğitim almadığını vurgulayan Sizer, ‘’Bizde usta çırak ilişkisi vardır. Oda muhabbetlerinde genelde üç telli tambur çalınırdı. Mehmet Ali amca vardı ondan feyzalırdım’’ diyor.

 

Madde değil mana bizim ehlimiz

Ali Sizer, Adıyaman’ın kendi içerisindeki özgünlüğünde kaldığını ifade etti ve ekledi:  ‘’Orada da kalmak istiyorum. Bir klamda ‘Madde değil mana bizim ehlimiz, dost cemali olur açan gülümüz. Bin bir donda ayan bizim halimiz, o sebepten giden gelen üryan da biz oluruz.’ Biz kendimizde kalmak istedik. Zaman, teknoloji, değişim, dönüşüm bir şekilde insanları bir yerlere getiriyor ama köklerimizden kopmadan çağın içerisinde yaşamaya çalışıyoruz.

 

Hak eden kişiye hak diyoruz

Sözlü gelenekte, aktarım oldukça önemli. Ne yazıkki birçok Alevi deyişi kayboldu. Sizer, gelecek kuşaklara kültürel hafızayı aktarmanın önemli olduğunu belirtiyor. Kızının müzik öğretmeni olduğunu söyleyen Sizer şunları anlattı:

‘’Bizim geleneğimizde babadan oğula diye bir şey yok. Hak eden kişiye hak diyoruz. Bizim emeğimiz varsa biz de oradan marifet almışız. Tamamen emeğe ve hizmete dayalıdır. Geçmişten ne aldıysak çocuklarla paylaşıyoruz. Özelimiz bizim halkımız, irfanımız. Alevilik kendi içinde çoğuldur. Onun için bizde kendi ailemiz dahil, kendi içimizde çoğulculuğumuzu kabul ediyoruz. Bizim inancımız özgür bir inançtır.

 

Üç telli temburda hayat buluyorum

Ali Sizer deyişlerle büyümüş bir halk ozanı. 15 yaşında tembur çalmaya başlamış. 20 yaşına geldiğinde dört ay bağlama kursuna gitmiş. Sizer, ‘’Ama klamlarımı söylerken bağlamayla söyleyemedim. Alışmıştım üç telli tembura, onu aldığımda onda hayat buluyorum. Ben türküleri söylerken, klamlarımı yaparken delil oldum. Ben bunları yazarken çoğuna diyorum ki, ‘Bu sözler benim değil.’ Çünkü hakkın verdiğidir, bizimkilerin verdiğidir’’ diyor.

 

Alevi-Kızılbaş yol geleneğinin Kürtçesidir

Yeni albümü hakkında bilgi veren Sizer şöyle dedi:

‘’Üç albümüm oldu. Biri demo gibi birşeydi. Ama iki tane profesyonel. Biri Ses Müzik’ten çıktı. ‘Sürek’. Bir tanesi de KOM Müzik’ten çıktı. Adı, ‘Sina Husên’. Şimdi üçüncü albümün çalışmasındayım.

Bu albümüm sekiz tane klamdan oluşuyor. Altı tanesi Kurmanci, iki tanesi Türkçe. Projelerim devam edecek. Bundan sonraki çalışmamda biraz dengbêjlik üzerinde yoğunlaşacağım. Yine şiir çalışmalarım olacak. Alevi-Kızılbaş yol geleneğinin Kürtçesidir. Bunlar çok bilinmiyor. Kızılbaş Alevi, Kürt Alevi olmaz diye bir algı var halk arasında. Oysa biz binlerce yıldır bu topraklarda yaşadık, yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz. Kendi dilimizle ayetlerimizi, nefeslerimizi söyledik. Onları biraz devam ettirmek istiyorum.

 

Kürtçe düşünüyorum

Önceliğim her zaman ana dilim olmuştur. Çünkü ben Kürtçe düşünüyorum, Kürtçe düşünüp Türkçe yazmaya gerek yok. Kürtçe rüya görüyorum. Kendimizi birilerine kabul ettirmek zorunda değiliz. Bunu korumamız, bulunduğumuz bölgeyi yaşatmamız gerekiyor.  O yüzden herkes kendi ana dilinde söylemeli bence. Benim yaşamımda bu vardı.

 

İSTANBUL