
Zagroslarda savaş gerçeği - 2
Gerilla eylemleri karşısında zorlanan ve hedefine varamayan Türk ordusu; eğer büyük kayıp vermişse, hemen Medya Savunma Alanlarına bağlı Kandil, Xakurke, Xinere gibi bölgelere hava saldırısı düzenliyor. Köylere, köylerin arazilerine bombardımanlar yapıyor. Çoğu kez tanık olduğumuz Türk uçaklarının bu rastgele bombardımanlarda siviller büyük zarar görüyor.
Gerillalar ve gerilla komutanları ile yaptığımız sohbetlerde, öne çıkan konu doğal olarak son eylemler oluyor. Gerillalar AKP iktidarına öfkelerini de dile getiriyorlar. Eylül ayının sonlarından itibaren Ekim ayının ilk iki haftasında Çarçela ve Cilo bölgesindeki yoğun operasyon, çatışma ve savaş uçaklarının bombardımanını anımsatıyorlar. Suriye’deki iç savaşta bile bu kadar hareketlilik yokken, Türkiye devleti Suriye’yi gündemde tutuyor. Kendi savaşını ise gizleme telaşında. AKP iktidarı gerillanın alan hakimiyeti karşısında zorlanıyor. Karakollar gerilla kuşatmasında. Karakollara gitmesi gereken erzak, cephane ve yeni askerlere izin verilmiyor. Askeri yollardaki köprüler imha edilmiş. Karakolların elektrik ve telefon şebekeleri işlevsiz hale getirilmiş. Karakollar çaresiz kalmış. Bazı karakollar köylüleri kendilerine kalkan olarak kullandığını öğreniyoruz. Hatta bazı köylerde köylüler vasıtasıyla alandaki gerilla komutanlarına haber gönderip elektrik ve telefon hatlarının yapılması için izin isteyenler bile var. Bu istekleri reddeden gerillalar, Türk ordusunun askeri üslerinin meşru olmadığını söylüyorlar.
Evet savaşın gerçeği böyle. Biz bile bu gerçeğin çok küçük bir bölümüne ancak tanık olabiliyor ve size aktarıyoruz. Örneğin Oramar (Dağlıca) Karakolu’nda gerillar bir tankı imha ediyor. Tankın içerisinden asker cenazeleri çıkarılıyor. Gerillanın eylemi ile yanan tanklar, büyük paralar ve reklamlarla Türk ordusuna satılan zırhlı araçların nasıl işlevsiz hale gelip parçalandıklarını görüyoruz. Askerlerin sahip olduğu üstün teknolojiye karşı gerillalar da teknikler geliştirerek Türk ordusunun kullandığı tekniği işlevsiz hale getirebiliyor.
BMC’nin ‘Kirpi’leri parçalanıyor
Bunun en çarpıcı örneğine yine Zagros alanındaki bir dağ doruğundaki gerilla mevzsinde tanık oluyoruz. Bir gerilla komutanı Çukurova Holding’e bağlı BMC firmasının ürettiği ve Türk ordusuna sağladığı zırhlı araçlardan “Kirpi” olarak tanımlanan araçların nasıl parça parça haline geldiğini anlatıyor. Bunun görüntüsünün olduğunu ve yakında basına vereceklerini de sözlerine ekliyor. Bize de bazı görüntüler gösteriyor. Bu görüntülerin her biri eylem ve çatışma görüntüsü. HPG bu eylemlerle ilgili açıklamalar yapmış. Ancak Türk ordusu, hükümeti ve medyası bizim gözümüzle gördüğümüz bu yaşanmışlıkların hiçbirini kamuoyuna duyurmadı. Yaşanan bu çatışmalar, asker ölümleri, parçalanan askeri araçlar ve dahası sanki hiç olmamış gibi. Ama bunların yaşandığına ilişkin belgeler ise oldukça açık.
‘Anlaşılan kayıpları çok ve yine çok kızmışlar’
Türk ordusunun başındaki orgeneral Necdet Özel’in bizzat gelip operasyonlara katıldığı ve denetim kurmaya çalıştığı Şemzînan, Gever ve Çelê hattında gerillanın hakimiyeti devam ediyor. Cilo, Avaşin, Zap eyaletiyle Şemzînan’ı içine alan Xakurke eyaletinden sorumlu gerilla komutanlarını görüyoruz. Gerillala komutanlarına bu alanla ilgili son bilgileri soruyoruz. Her komutan kendi alanı ile ilgili bilgiler veriyor. Gever/Şemzînan ve çevresini kuşatan Cilo Eyaleti komutanlarından Perver ve Kendal Gılord, 12 Ekim günü yapılan eylemin detaylarını bize anlatıyorlar. Türk medyasının 6 askerin hafif yaralandığını habere ilişkin gerçekleri bize anlatıyor. İşte yaşananlar:
12 Ekim günü gerillalar 3 koldan Salara tepesine giriyor. Birçok asker mevzisi imha ediliyor. Eylem 4 saat sürüyor. Eylemde gerillalar 27 asker cenazesinin üzerine gidiyor. 30’un üzerinde de yaralı asker var. Bu eylemde de BMC firmasının sattığı 1 kirpi aracı tahrip ediliyor. Gerillalar bu eylemlerde 1 adet A6 ağır makineli tüfek, 1 adet BKC tam otomatik silah, 20 şarjörüyle birlikte 1 adet HK33 melez tipi silah, 1 adet G3 silah, 3 asker raxtı, 1 Nicon dürbün, 1 gece dürbünü, 2 telsiz, 1 bilgisayar, 2 çanta, 1 yağmurluk ve ölen askerlere ait 2 kimliğe el koyuyor. Gerillalar eylemde ayrıca 2 kutu A6 ağır makineli tüfek mermisi, 1 adet BKC ve 1 adet termal cihazı da imha ediyor. Bu eylemde bir gerilla da yaşamını yitiriyor.
Biz bu eylem yerine yakınız. Savaş uçakları bulunduğumuz alanları yine rastgele bombalıyor. Bir gerilla “Anlaşılan kayıpları çok ve yine çok kızmışlar” diyor. Eylemden sonra o sırada yaralanan bir gerilla ile karşılaşıyoruz. O gerilla bütün yaşananları ayrıntıları ile aktarıyor. Yaşanılanlar net ve belgeli. Ancak AKP iktidarı, Türk ordusu ve medyası bu yaşanılanları “6 Hafif Yaralı asker” olarak geçiştiriyor. Ölü ve yaralı asker sayısı çok olmasına rağmen paralı askerlerin anlaşma gereği ölümleri açıklanmıyor. Yaralı askerlerin daha sonra ölmesi ise “intihar, kaza, şimşek çarpması, trafik kazası” altında küçük haberler olarak verilip geçiştiriliyor.
AKP’nin yalan vadisi ‘Kazan’
Devletin savaş gerçeğini gizlemesine tipik bir örnek de “Kazan Vadisi” (Geliye Tiyarre) gerçeğidir. Son iki yıldır AKP’ye yakın medyada “Kazan Vadisi” çokça yer alıyor. Devlet medyası kendilerine verilen telkinlerle Kazan Vadisini 1990’lardaki Zap, 2000’li yıllarda ise Kandil gibi sembolleştirmek istiyorlar. Kendilerine göre Kazan Vadisi’nde olan biten herşeyi önce tanımlayıp sonra da tanımladıkları gerçeği istedikleri gibi şekillendirip yorumluyorlar. Hakkari’nin Çelê (Çukurca) bölgesindeki bu alan için olmadık haberler üretildi. Gerillalar, kendi çalışmaları için her alan gibi kullandıkları ve mevzilendikleri bu vadide tabii ki de varlar. Ancak AKP medyası, Kazan vadisinde akla ve hayale sığmayan gerilla kampları kurdu. Bu kamplarda aslı ve astarı olmayan operasyonlar düzenledi. Sayısı yüzleri neredeyse binleri bulan gerillayı imha ettiklerini açıkladılar. Oysa HPG bu alana ilişkin de gerekli açıklamaları yaptı. Ancak Türk medyasında her gün “Kazan Vadisi” ile ilgili yeni bir haber çıkıyor. Son günlerde de bu haberlere sıkça yer veriliyor.
Bu alanı iyi bilen HPG yetkililerine bu durumu sorduğumuzda aldığımız yanıtlar, Türk medyasında çıkan haberlerin gerçeği yansıtmadığını ifade ediyor. Tanık olduğumuz gerçekler devletin resmi açıklamalarını da Türk medyasında yer alan haberleri de yalanlıyor.
Çelê’de 8 noktaya gerilla baskını
Zagrosların en sarp bölgelerinden geri döndüğümüzde bu alanda yaşanan operasyon ve çatışmalara ilişkin yeni bilgiler edindik. Birlikte yolculuk yaptığımız üst düzey gerilla komutanı Çelê bölgesinde bir hareketlilik olduğunu söyledi. Biz her saat başı TRT radyosu ve fırsat bulduğumuzda izleyebildiğimiz Türk televizyonlarında Çelê (Çukurca) kırsalıyla ilgili haberlere kulak kabarttık. Türk televizyonları önce askerlerin bu bölgede operasyona çıktığı ve gerillalar ile sıcak temasın sağlandığını söyledi. Sonra 3 askerin öldüğünü haber verdi. TRT radyosu ilk haber yaptığı bu çatışmayı “Hakkari’nin Çukurca Kırsalı’nda çıkan çatışmada 3 asker şehit oldu.” cümlesiyle geçiştirdi. Biz beraberimizdeki üst düzey gerilla komutanına baktık. Gerilla komutanı “asker operasyona çıkmadı. Arkadaşlarımız birkaç koldan eylem yaptı” dedi. Biraz daha ilerledikten sonra TRT radyosu bu kez “Gerillaların 3 koldan karakollara baskın yaptığını” duyurdu. Gerilla komutanı ise bir süre sonra birliklerinden aldığı bilgileri bizimle paylaştı.
Çukurca hattında gerillalar eş zamanlı baskın eylemleri gerçekleştirmişti. Kazan Vadisi’nde 14 Ekim günü saat 20:00’de 50 araçlık bir askeri konvoya yönelik eylem yapılmış. 6 zırhlı araç imha edilmiş, 2 araç da tahrip edilmiş. İki günde meydana gelen çatışmalarda tespit edilebilen 25 asker ölmüş. 2 gerilla da çatışmalarda yaşamını yitirmiş. Haberin gerçeği böyle. Türk medyası ise gazete manşetlerinde ve tv haberlerinde “Kazan vadisi” ile ilgili yalan bir habere daha yer vermiş. HPG’nin üst düzey yetkilisinin bize anlattığı savaşın ayrıntıları daha önce haber olarak HPG sitesinde ve gazetemizde yer aldığı için tekrar etmeyeceğiz.
Gerilla komutanının aktardığı başka bir eylem ise; 16 Ekim akşamı Çelê kırsalındaki Gire Orte askeri üssüne yönelik gerillalar bir baskın geliştiriyor. Gerillalar eş zamanlı olarak Çukurca Tugayı, Sere Seve taburu, Gire, Şîkêr, Karataş karakolları ve Karataş karakolu güvenlik tepesini ateş altına alıyor. 2 koldan tepeye giren gerillalar 1 tank ve 3 mevziiyi imha ediyor. Bu kapsamlı eylemde de toplam 17 asker ölümünü tespit edebiliyor. Ölü ve yaralılar skorsky helikopterle alandan uzaklaştırılıyor.
Baskın eylemi sırasında 3 gerilla yaşamını yitiriyor. Bu bilgileri birincil elden alıyoruz. Hava hareketliliği ve yapılan bombardımanlar da gelişmeleri doğruluyor. Daha sonrasında eylem yerinden gelenleri görüyoruz. Onlar da detaylar veriyor. Yapılan eylemin kamera kaydının olduğunu ve bunu da kamuoyu ile paylaşacaklarını da sözlerine ekliyorlar.
Savaş gizlense de akan kan gizlenemiyor
Sonuç olarak Türk medyasının geniş bir alana yayılan operasyon ve çatışma alanını “Kazan Vadisi” yalanı ile gizlemesi sonuç vermiyor. Çünkü sadece bizim tanık olduğumuz, gördüğümüz, yaşadığımız ve birincil elden aldığımız bu bilgiler ve savaş gerçeğinin nasıl gizlendiğini, gizlenmeye çalışıldığını yeterince gözler önüne seriyor. Bu eylemlerin yanı sıra Ağrı, Bitlis, Van, Amed, Botan, Dersim ve diğer bölgelerdeki çatışmaların bilançosu ise Türk ordusu açısından çok daha büyük. HPG ve YJA Star gerillalarının yaptığı eylemler, bu eylemlerde yaşanan gerçekler Türk devleti tarafından gizlenmek isteniyor. Medya ölümleri “hafif yaralı” başlıkları ile geçiştirmek isterken Türk Başbakanı R.T.Erdoğan “Akan kanın durması için gereken yapılacak!” açıklamalarında bulunuyor. Bu açıklamaları yorumlayan bir gerilla, “Madem savaş ve çatışma yoksa kan nerede ve nasıl akıyor” diye soruyor.
Evet savaş gerçeği gizlense de savaşta akan kanın ölçüsü gizlenemiyor. Savaş haberciliğinin “Ne, nerede, ne zaman, nasıl, neden, niçin ve kim?” sorularına yanıt olacak bilgiler böyle. Bizim tanık olduğumuz savaş gerçeği de böyle. Bu bilgilerin bir kısmı HPG’nin resmi açıklaması olarak kamuoyuna yansıdı. Hal böyle olunca insanın sorası geliyor: Peki Türk medyası komşusu Suriye ile uğraşırken ve oradaki çatışmayı manşetlere taşırken neden bu topraklardaki savaşı gündemden düşürüp gerçeği gizliyor? Neden barışçıl çözüm aklı inşa edilmiyor? Bunun önünde engel oluşturan faktörler neler?
Gizleme faktörleri ve Erdoğan’ın talimatı
Bu durumun oluşmasındaki birinci faktör Türk Başbakanı R.Tayyip Erdoğan’ın “yaşanan savaştaki kayıpları medya vermesin, görmesin” telkininin katı bir talimat olarak medya tarafından uygulanıyor olması. Erdoğan bunun için Afganistan’daki savaşta NATO üyesi ülkelerin kayıplarının medyada yer almamasını örnek olarak göstermişti.
İkinci faktör ise Türk ordusunun gerilla karşısında kullandığı gelişmiş teknik, ağır silahlar ve çok yönlü ittifaklarının inisiyatifsiz kalması ve büyük kayıplar vermesi gerçeği. Verilen asker kayıp sayısının fazla olması hem orduyu, hem de hükümeti zor durumda bırakıyor. Türk ordusunun sayısal, teknik üstünlüğüne karşın gerilla karşısında hem arazide, hem de çatışmada büyük bir gerileme yaşıyor olması savaş gerçeğini kamuoyuna yansıtmada isteksiz kılıyor.
Üçüncü faktör ise AKP iktidarının Fethullah Gülen Cemaati ile birlikte oluşturduğu ve hala sürdürdüğü siyasi soykırım operasyonların sonuçlarının da başarısız olma gerçeğini göstermesi. Çünkü siyasal alanda bütün baskı ve zulüm politikalarına rağmen gerilla/halk ilişkisindeki bağ zayıflamadı. Aksine gerilla ve halk ilişkisi daha da derinleşti. Çatışmalarda yaşamını yitiren gerillaların cenaze törenlerine kitlesel katılımı ve en önemlisi de gerillaya katılım oranının giderek artması AKP devletini fazlasıyla zorluyor.
AKP’nin savaş gerçeğini örtme ve kendine göre yansıtma çabasındaki dördüncü faktör ise “PKK’yi tasfiye planı ile Öcalan’ı etkisiz kılma politikalarının” iflas etme gerçeğidir. Çünkü AKP 2009’da başlattığı ve 2010 ve 2011 yıllarında hız kazandırdığı “oyalama siyaseti” ile PKK’yi yenilgiye uğrattığını, Öcalan’ı etkisiz kıldığını ve Kürt sorununu kendine göre çözdüğünü iddia etmişti. Ancak yaşanan gerçekler ne PKK’nin yenilgiye uğradını, ne ağır tecride rağmen Öcalan’ın etkisiz kaldığını ne de Kürt sorununun çözüldüğünü gösteriyor. PKK siyasi, toplumsal ve askeri olarak belki de tarihindeki en güçlü süreçlerden birini yaşıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ise bütün ağır tecrit koşullarına rağmen en etkili aktör konumunda. Kürt sorunu ise Kürtlerin verdikleri ağır bedellerle kazandıkları hakların bir halkın sahip olması gereken statü bağlamında hala yasal/anayasal alanda güvence altına alınamamış durumda.
AKP iktidarı kendisini kurtarmak için Kürdistan’da yaşanan gerçekleri ya görmezden geliyor ya da gerçekleri kendisine göre tersyüz ederek topluma sunuyor. Asker kayıbını gizliyor. Her gün onlarca savaş uçağını harekete geçiriyor. Onlarca karakol ve asker mevzisinden yüzlerce tank ve top bombardımanı yapıyor. Savaş helikopterleri ya asker taşıyor ya da boş araziyi bombalayıp duruyor. On binlerce askeri bir yerden bir yere geçiriyor ve operasyon yaptırmak istiyor.
2012 yılının geride kalan bütün zamanında gerilla ile Türk ordusu arasında büyük çatışmalar yaşandı. Gerilla yeni eylem strateji ve taktikleri ile Türk ordusunu ve AKP iktidarını şaşkına uğrattı. AKP’nin 2011 ve 2012 yılı kışında yürürlüğe koyduğu “PKK’yi bitirme planı” ise tasfiye olmuş durumda. Bunun en önemli göstergesi ise AKP iktidarının yaşanan gerçeği toplumdan gizlemesidir. BİTTİ
BAKİ GÜL/MEHDİ DOÐAN