Gülseren YOLERİ

Bugün, 3 Ağustos Êzîdî Soykırımını Anma Günü. 2014 yılında Êzîdîlerin 73. Ferman olarak tanımladıkları katliam gerçekleşmiş ve IŞİD Şengal’de yaşayan Êzîdîlere saldırarak yaklaşık 5 binini öldürmüş, binlercesini esir almış, binlercesini mülteci olmak zorunda bırakmıştı. Irak ve BM katliamı soykırım olarak nitelemişti ve katliamdan sonra yapılan tespitlere göre, Şengal’de en az 46 toplu mezar var.

Katliamın üzerinden dört yıl geçti ama halen esir tutulan binlerce Êzîdî olduğu söyleniyor. Êzîdî kadınlar ve çocuklar fuhuşa zorlanıyor, köle pazarlarında alınıp satılıyorlar.

Katliamdan kaçarak Irak ve Türkiye’ye gelen Êzîdîlerin insanca bir hayata erişemedikleri de malum. Buralarda da mülteci olmanın yanında Müslüman olmamanın, IŞİD’i destekleyen bir otoritenin inisiyatifi altında yaşamanın zorluklarıyla baş başa bırakıldılar. Özellikle bölge belediyelerinin kayyuma devredilmesi sonrasında belediyelere ait kampların kapatılması ve kamplarda kalan Êzîdîlerin AFAD kamplarına gönderilmeleri, yaşadıkları sorunların katlanarak artması demek oldu. Kampta hiç yer bulamayan ya da kamptan çıkmaya zorlananların yaşadıkları da cabası.

Êzîdîler bu katliama “73. Ferman” diyorlar. Uğradıkları soykırımların 73'sü bu. 3 Ağustos 2014 tarihinde başlayan ama halen yaraları sarılmamış ama onlar 74’üncüsü olmasın diye dua ediyorlar şimdiden.

Katliamdan kurtulan Êzîdîlerin anlatımlarında, “sadece IŞİD değil komşularımız da katliama katıldı” cümlesini duyarsınız sıklıkla. Saldırgan farklı olsa da soykırıma uğrayan Ermenilerin, 6/7 Eylül de İstanbul’da katledilen gayrimüslimlerin anlatımlarında da vardır benzer cümleler.

Düne kadar beraber yaşadığı komşusu birdenbire düşmanı oluvermiş, canına, malına göz koyanların yanında yer almıştır. Bu yüzden anlatı, “En acısı da buydu” diye noktalanır çoğu kere.

Birkaç gündür aynı tehlike besleniyor Türkiye’de. 31 Temmuz’da Hakkari Yüksekova’da yola döşenmiş mayının patlaması nedeniyle hayatını kaybeden anne ve çocuk üzerinden, HDP ve 6 milyon seçmeni ve yakınları açıktan hedef gösteriliyor.

Tabii ki yaşam hakkına yönelik hiçbir saldırıyı hoş göremeyiz ve bugün nasıl ki katledilen Êzîdîler için ah çekiyorsak mayın patlamasında hayatını kaybeden Nurcan Karakaya ve Bedirhan bebek için de içimiz acıyor. Ancak sanki mayın hedef gözeterek patlatılmış, anne ve çocuğun öldürülmesi planlanmış ve bunu da HDP yapmış gibi bir algı oluşturularak, toplumun neredeyse 20 milyonluk bir kesimine karşı kin, nefret ve düşmanlık tohumları büyütülmesindeki tehlikeli art niyet çok ürkütücü.

HDP ile bu olay arasında ilişki kurmak sadece gerçek dışı, akla ziyan bir durum değil, aynı zamanda toplumu kaosa ve iç çatışmaya çekmek isteyen hasta beyinlerin iş başında olduklarının göstergesi çünkü.

Belli ki saklanamaz hale gelen ekonomik ve siyasi krizi iç çatışmayı körükleyerek maskeleme çabasına düşmüş ülkeyi yönetenler. Kürtler başta olmak üzere ötekileştirdiklerini ateşe atmaya hazırlar.

Bu asılsız, haksız, art niyetli hedef gösterme nedeniyle bir kişinin bile burnu kanasa vebali ağır olur tabii ki. Ama vicdanı olmayanın veballe işi olmaz. Bu yüzden bu tür saldırıları tamamen önlemek zor olsa da tahriklere malzeme vermemek için azami özen göstermek önemli ve bunu başarabiliriz.