Her insan hakları haftasının rutinidir; insan hakları ihlalleri alt alta sıralanır, tablo kötüdür ama yeni yılda daha iyiye umut bağlanır ve mücadele çağrısı yapılır. Tam 25 yıldır birebir tanıklığım var ki umutlarımız yerini bulmadı. Hep yine yeniden ölmekle kalmak arasında sıkışık yaşıyoruz. Her dakika silahların bombaların patladığı, devletin askeriyle polisiyle halka savaş ilan ettiği bugün barış hakkından, kültürel varlığımızı koruma hakkından, eğitim-sağlık- barınma haklarından, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkından, çocuk haklarından ve daha bilcümle haklarımızdan ancak umut edebiliriz bugün de. Yaşam hakkımızı dahi koruyabildiğimiz tek yer umutlarımız çünkü ama biliyoruz ve inatla diyoruz ki insan haklarıyla insandır ve haklarımızı alana kadar durmak yok!

 İHD ve TİHV 1 Aralık 2015 tarihine kadarki yani 11 aylık hak ihlalleri bilançosunu hazırladı. Kısa bir özet yaparsak, 11 ayda: 19 kişi faili meçhul siyasi cinayete kurban gitti. 171'i asker, polis, korucu, 195'i militan, 157'si sivil olmak üzere toplam 523 kişi çatışmalarda yaşamını yitirdi. 6 bin 744 kişi gözaltına alındı, 1285 kişi tutuklandı. Canlı bomba eylemlerinde 138 kişi yaşamını yitirdi, 929 kişi yaralandı. 282 kadın cinayeti işlendi. 17 belediye başkanı tutuklandı, 9'u tutuklu olmak üzere 15 belediye başkanı görevden alındı. 4 kişi gözaltında ve 28 kişi cezaevlerinde doğal olmayan nedenlerle yaşamını yitirdi. Zorunlu askerlik hizmeti sırasında şüpheli olarak yaşamını yitirenlerin sayısı 33. Mayın ve sahipsiz bomba patlaması nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı 5, yaralanan sayısı 22. Nefret cinayetleri ve ırkçı saldırılarda 4 kişi yaşamını yitirdi. İş cinayetlerine kurban gidenlerin sayısı 1593. En az 16 mülteci geçiş yolunda can verdi, 160 ı silahla yaralandı. 417'si HDP, 11'i AKP, 4'ü CHP olmak üzere 432 parti binasına saldırı oldu...

Her yıl yaptığımız gibi bu yıl da bu bilançonun buzdağının görünen kısmı olduğunu bilerek, bu farkındalığın ağırlığı altında umutlu mücadele çağrılarımızı yineleyeceğiz. Ancak yine bileceğiz ki insan hakları ihlallerine neden olan devlet bu ihlalleri önlemek yerine ihlal üretme kararlılığını sürdürüyor. 

Ezbere suçlamıyoruz devleti. Ölçü aldığımız tek şey, iddia edildiği gibi Kürt meselesi de değil. Nitekim devletin aklı da eli de gitmiyor insan haklarını gerçekleştirmeye. Geçen hafta basına da yansıyan bir kampanya vardı örneğin. Hazırlanan haberlere göre; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü vesilesi ile engellilere ilişkin farkındalık yaratılması, bilinç düzeyinin artırılması, engelli bireylerin toplumsal yaşama katılımlarını sağlamak, ayrımcılığa maruz kalmayan, fırsat eşitliğinden yararlanan, insan haklarını kullanabilen bireyler olmalarına olanak tanımak amacıyla çalışmalarını sürdürüyormuş. Bu kapsamda bir kısa film hazırlatmışlar, adı; Farkındalık, sloganı ise oldukça garip "Farklı değil eşitiz, biz ötekisiz yaşayabiliriz". Devlet aklı bu işte; engellileri bile farklılıklarını yok sayarak, aynılaştırarak eşitleyebilen, ötekileştirmemenin yolunu farklılıklarını yok saymakta bulan. 

 Ya da ne demişler "Gönülsüz yenen aş ya karın ağrıtır ya baş". Nitekim aynı tarihlerde değişik engelli örgütleri ve Konak Belediyesinin yaptığı etkinliklerin sloganı ise "farklıyız ama eşitiz" olmuş. Yani, Bakanlık sloganını "engellilere rağmen engelliler için" olarak belirlese daha yerinde olurmuş. 

Biliyorsunuzdur, UNESCO'nun korunması gerekenler listesinde yer alan Amed'in tarihi eserlerinin korunması için bir imza kampanyası başlatılmış. Okurken, Dört ayaklı minare'nin dibinde, elinde "insanlığın mirasıyım mirasıma sahip çık" dövizi ile upuzun yatan insan hakları savunucusu Tahir Elçi geldi oturdu karşıma. Hain bir kurşunla katledilmemiş olsaydı bu imza kampanyasını kendisi duyuracaktı belki de...Bir yanda taş yapılar tarihe meydan okuyan, bir yanda bir can dibinde yitip giden diyeceğim ama Elçi'nin elindeki dövize takılıyor aklım. O, onlar, onların mücadelesi insanlığın mirası... Tahir Elçi'yi, onları hangi kurşun öldürebilir... "İnsan haklarıyla insandır". Tamamını alana kadar mücadeleye devam, durmak yok!