150 senedir isyan ediyoruz. Sayısını bilmediğimiz, mezarları bile olmayan ölülerimizin yasını bile tutamadık. Siz sadece istihbarat zirvelerinde isyanlara numara verip saydınız. Soğuk istatistiklerle meşgulsünüz. 1,2, 3 derken size göre 29 olmuş. Hala anlamadınız.

Keyfinize göre sınırlar çekip dörde, beşe böldünüz. Aynı ulusun hatta aynı ailenin çocuklarını Türkiyeli, Suriyeli, Iraklı, İranlı yaptınız. Kuzeydekiler karda kart kurt sesi çıkaran Türklerdi. Diğerleri ise Irak'ın kuzeyindeki, Suriye'nin kuzeyindeki bir etnik grup. Kürt demeye bile korktunuz, Kürt kelimesini bile yasakladınız. Araya tel örgüler çektiniz, mayınlar döşediniz, ordular yığdınız. Halk oralarda kurşunlandı, parçalandı ama Serxet-Binxet deyip tanımadı. Anlamadınız.
İdam sehpalarında, işkencelerde, zindanlarda direndik, öldük ama gene anlamadınız. Terörist, bölücü, eşkıya, hain deyip geçtiniz.
Rojava Devrimi'yle kendi öz yönetimimizi kurduk. "Herkes Kürt'tür" gibi bir şey aklımıza bile gelmedi. Hiçbir milliyete, dine, mezhebe düşmanlık yapmak değil, hepsinin özgürlüğüne-eşitliğine dayalı demokratik bir yönetim kurduk. Sizin 100 yıldır hala yapmadığınızı iki yılda yaptık: Üç dilden eğitim başlattık. Kimsenin vatanını işgal etmedik, etmeyi de düşünmedik. Kadın özgürlüğünün nasıl olacağını gösterdik. Bölgedeki kargaşadan ve kanlı boğazlaşmalardan kaçanlar Rojava'ya sığınıyordu. Hepsine kucak açtık. Kıt imkanlarımızı Halil İbrahim sofrası deyip paylaştık. Şengal soykırımından kaçan kardeşlerimizi de bağrımıza bastık.
Bütün bu yaptıklarımızdan ötürü bizi baş düşman gördünüz, boğmak istediniz. Üç yıldır El Nusra, El Kaide gibi çetelerin kanlı saldırılarına göğüs geriyoruz. Devrimimizi canımızla kanımızla koruyoruz.
Şengal soykırımını yapan DAİŞ-IŞİD çetelerinizi üstümüze sürdünüz. Kiminiz silah, kiminiz para, kiminiz de lojistik destek verdi. Yeni bir soykırımla bizi yok etmek istediniz. Hepiniz bizim kanlarımız üzerinden kirli paylaşım hesapları yaptınız. Hepiniz de oradasınız, görüyoruz.
Çocuklarımız, yaşlılarımız hastalıktan, açlıktan öldüler. Ama direndik. Ay parçası, güneş parçası oğullarımızı, kızlarımızı feda ettik. Azgın saldırılarınıza karşı, gençlerin yanında analar, babalar da silaha sarıldı. Siz alçaklaştıkça biz direnişi büyüttük ve kahramanlaştık.
Kürdistan'ın ve dünyanın her köşesinde, sadece Kürtlerle değil tüm insanlıkla birleştik ve ayaklandık. Onlar bizi, biz onları çok iyi anladık. Siz ise hala anlamadınız. Paralel devlet falan diye sayıklıyorsunuz.
Siz "Kobanê düştü, düşecek" diye bayram ederken, Dersimli şehit Sakine Cansız'ın yaşlı babası, "Ben de Kobanê'ye savaşmaya gitmek istiyorum" diyor anlamıyorsunuz. Dersim yasaları gibi Kobanê yasaları hazırlıyorsunuz.
Afganistan'ın Kabil şehrinde bile Kobanê diye yürüyenleri ise hiç anlamıyorsunuz, hala anlamazdan geliyorsunuz. Hala "Kobanê nere, Hakkari nere?" diye şaşkınca soruyorsunuz. İsterseniz bu soruyu dededen komünist Paramaz Kızılbaş (Suphi Nejat Ağırnaslı) yoldaşa sorun. "Onu zaten öldürdük, Okonuşamazki artık" diye sevinmeyin. Paramaz Kızılbaş'ın ve nice devrimcinin Kobanê direnişine katılması, orada canını feda etmesi en güçlü özgürlük ve devrim manifestosudur.
Bütün dünya anladı ama siz hala anlamadınız mı? Ama yılmayacağız, anlatacağız, zor da gelse anlayacaksınız. Anlamak zorundasınız, kaçışı-kurtuluşu yok. Hala anlamazdan gelirseniz zararınız bizden çok kendinize olacaktır.
twitter.com/suatbozkus