Şemdinli (Şemzînan) dağlarında, 10 günden beri şiddetli bir savaş sürüyor.
Televizyonlarda yankılanan tanık sesleri, şehirdeki Türk güçlerinin savunma güdüsüyle, kum torbalarının gerisine sığınıp, kaybolduğunu haber veriyordu.
Fırat Haber Ajansı’nın savaş tanığı muhabiri Cihan Özgür, 10 günlük bilançoyu özetleyen haberinde, Türk ordusunun kara birliklerinin şaşkınlık içinde kışlalara hapsolduğunu, tepelerin kontolden çıkması yüzünden helikopterlerin indirme yapamadığını, Başbakan Recep Tayyip’in iki sene önce, kum torbalarının gerisine sinip, zafer işareti yaparcasına objektiflere poz verdiği Gediktepe mevzilerinin de gerilla denetimine geçtiğini yazıyordu.
Savaşın gerçek seyrini bilemiyorum. Ama bildiğim tek şey, davasına inanmış haklının hiç bir zaman kaybetmediği, eninde, sonunda zalimi dize getirip kazandığıdır. İnsan evladı tarihi böyle ve bu gerçeği yazıyor.
Kürdistan’ın yazgısı artık, fedakar çocuklarının elindedir. Henüz katledilecek katran karası yol, önlerinde zalimin insanlığımızı da içine çekip kirlettiği bataklıklar var, ama Şemzînan dağlarındaki savaşın manzarası, geriye doğru sayım başladığının habercisidir.
Türk işgal güçlerinin, huzur içinde tutunması mümkün değildir, artık. Bu gün olmasa, yakın yarınlarda “Abbas yolcu”dur.
Esat Canan televizyonda, haksız, dağlara sürülmüş ölü askerlerin ana, babalarına sesleniyordu:
“Dağlarımız yanıyor. Ama oralara sürülen oğullarınızın akibeti de belli değil. Çok sayıda askerin öldüğü haberleri geliyor. Çocuklarınızın hayatına sahip çıkın. Bir şeyler yapın, ölmesinler!..”
İnsan olmayı bırakın, Canan’ın “hewar” sedasını duyan kurtlar, kuşlar ortalığı paralardı. Kelebekler, böcekler bile ayaklanır, feryadu figan ederek yollara düşer, özel kini uğrunda, yavrusunu ölüme yollayan ayak takımı kabadayının üstüne yürürdü.
Ama ne gezer, “oğlan mı, varsın efendisinin kinine kurban gitsin” diyen taş yüreklilik ve cemedleşmiş duygular dünyasında, evladı için çarpınması beklenen insani yürekler sessiz, sağır ve dilsizdi.
Kamu vicdanı medya, Kasımpaşa sokaklarının racon kesen kabadayısının sopa göstermesi yüzünden, korkudan köşeye sıkışmış, kuyruğunu sıkmış, her kelimesi ayrı yalan, dolan ve düzmece olan propaganda bültenine bağlı, bağımlı kalmıştı. Araştırıp, gerçeği bulma ve sonucu duyurma dertleri yoktur. Yalan ve ırkçılık zehriyle beslenmiş, beslene beslene duyguları şişmanlanmış kamunun da, gerçeği öğrenme beklentisi, ihtiyacı yok. O, diktatoryal darbeler altında koyun sessizliğindedir. Tepkisz ve verilenle yetinmeye talimidir.
Medya, onun dinmeyen merakını tatmin için objektifleri plajlara ayarlamaktır. Çıplak kadın bedenlerini sergiliyor, bu yeter de artar ona.
Hamaset duygularının beslenmesine gelince, Türk ordusunuın tank yığını namluları Suriye Kürtlerine çevirmiş bekliyor. Baş kabadayı emir verince, Kürt bölgesini ezip geçtikten sonra, Halep’in fethi için hamle edecekler.
Recep Tayyip, tankların gösterisini seyrederken, “Türkiye’yi tehdit eden oluşuma izin vermeyiz” tehditleri savuruyor, fetihçi gönülleri hoş ederek. “Mal mirat” Kürtlerin yurdunu işgalden sonra Halep’e yürüyerek Savaş kazanmayı, Londra’da, kızların soyunma odasına dalma terbiyesizliğinde, yoluna çıkan kapı bekçisiyle giriştiği kavgadaki kadar kolay sanıyor.
Güney Batı Kürdistan’dan gidilen Halep oradaysa, Şemdinli dedikleri Şemzînan burada. Kimyevi gaz ve bombalarla takviyeli teknolojilerle bir avuç gerilla karşısında helak düştüler. Onlar, saplandıkları bataklıkta, yol bulup çıkamazken, Güney Batı’ya gör de göreyim seni. İşgale kalkış ki, seni hangi çiçeklerin beklediğini yaşayarak gör, başına gelecekleri!..
“Seçme savaşçı” dedikleri paralı askerler son çareleriydi. O umut da tükendi. Şemzînan dağlarında, bir avuç onur savaşçısı Kürt karşısında harabiyete uğradılar. Çünkü kiralık asker, kazancını düşünen adamdır. Cephede tek derdi yaşamaktır, hasta ruhluların kinlerini tatmin uğruna ölmek değil. Bu halleriyle bir de Güney Batı’yı işgalle kalkışıyorlar.
Öbür yandan, AKP’nin savaş bakanı Davutoğlu Güney Kürdistan’da olacak, bugün. Mesut Barzani’ye, Güney Batı Kürtlerini teslim olup, bayraklarını indirmelerini rica edecekmiş. Barzani’nin yalnızca kendi bölgesinden sorumlu olduğunu ise bilmiyorlar.
Ha Güney Batı Kürtleri, bir Türk’ün tavuğunu ürkütüp, kızına mı yan bakmış?
Hayır Türkler, Amerika’dan aldığı ihale ve Suudi Arabistan ile Katar parasıyla Suriye’yi ateş çemberine alınca, onlar da “bu bizim savaşımız değildir” diyerek, kendi güvenlik tedbirlerini almışlar.
Hepsi bu kadar da, sen ne dersin bu işlere AKP Kürdü? Kürtlükten istifadan sonra, hızla başkalaşım geçirip (kurbağalar, tırtıl, sinekler başkalaşımla oluşur), Orta Asya’dan yeni gelen Türk kisvesine bürünen kemikçi, fikrin nedir, senin?
Sen, adaylık kemiği hayaliyle kıvıra dur, fakat dünya dışında, bir garip, gariban alem anlamında, “burası Türkiye” denilen yerde, 250 kişilik Kıbrıslılara devlet mübah, milyonlarca Kürdün özerk yaşaması bile sağlıklarına ise zararlıdır, iyi mi?
Kürt kini hastalığıdır, bu. Bunlardan her şey beklenir. Hasta ruh hali, bu gidişle İstanbul ve Malatya’da Kürtlerin üstüne yürüdükleri gibi “Allah, Allah” sesleriyle Suriye’ye dalabilirler. Dalıp, orada çıkarı bulunan İran, Rusya ve Çin’i karşılarında bulabilirler.
Sonra mı? Sonra, kaderlerinin yolunda, o önde General Özel ardında…
Halep oradaysa Şemdinli burada!..