Arap kenti Halep’ten Kürdistan üzeri Karadeniz’in şirin kenti Amasya’ya otomobille 721 kilometredir. Antep, Maraş, Sivas üzeri giderseniz 10 -12 saatlik yolculuktan sonra hangi kentten kalksanız diğerine varırsınız. Ama Halep’ten Afrin’e, oradan Hewlêr, Süleymaniye, Kandil dağlarına uğrayıp Dersim üzeri savaşa savaşa bir gerilla olarak giderseniz yolculuğunuz hem çok hızlı, hem çok uzun olarak kesintisiz devam edermiş. Halep’te doğan Kürt genci Lokman Reşit, adını Zınar Halep yapmış ve ikinci yolu tercih etmiş. 1982 yılında Halep’te doğar. Orada büyür. İlk gençlik yıllarında Kürt halkının özgürlüğü için mücadele edenlerle tanışır.
1999 yılına gelindiğinde Lokman Reşit, Zınar Halep olma yolunda adım atar. Girişken ve atiktir. Batı Kürdistan’dan Güney Kürdistan ve Doğu Kürdistan’ı birleştiren Kandil dağlarına gider.
Arkadaşları onu olgun, mütevazi ve arkadaş canlısı olarak tarif ederler. Zınar, gerilla saflarında kendisini hızla geliştirir. Kürdistan’ın dört parçasını boydan boya kateder. Afrin’de zeytinliklerin arasından Kandil’de alıç ve meşe ağaçlarının gölgesindeki patikalardan kuzeye doğru yol alır. Bütün Kürdistan’ın güzelliklerini adım adım, nefes nefese geçer. Pusuları yarar, karlı dağların doruklarında dolanır. Botan’dan Amed’e, Serhat’a kadar nehirleri, dağları, ovaları, vadileri geçer. Dersim’dedir. Durmaz, duramaz yerinde. Her adımı ona büyük bir tecrübe kazandırır. Kürdistan’ı aşmıştır artık. Dersim’den Koçgiri’ye uzanır. Sonra Karadeniz’in güzelim kenti Amasya’ya... Ama hep dağlardadır.
Sonra baharın bahar olduğu, bademlerin, kirazların çiçeğe, güllerin tomurcuğa durduğu birgün Amasya’dan bir haber gelir. Binlerce kişilik Türk ordu birlikleri peşlerine düşmüştür. Karadeniz’in dağları, ormanları arasında Zınar Halep ile Celal Başkale’yi arayıp durmuşlar. Bombalar, mermiler, helikopterler, heronlar artık ne varsa... Sonra 9 Nisan 2012 günü Zınar Halep ve arkadaşı Celal Başkale (Mahir Koç) peşlerine takılan ordu birlikleri ile çarpışa çarpışa, direne direne can verirler.
Kurşunlarla parçalanmış bedenini Türk askerleri alır. Bomba ve kurşun yaralı ve cansız bedeni askerlerin elindedir. Askerler binlerce kurşun sıkıp, yüzlerce bomba atıp hıncını alamamışlar. Gözlerini oymuşlar Zınar Halep’in, kulaklarını kesmişler... Afrin’den kalkıp gelen annesi Ayşe Muhamet Kutlu yüzündeki ben’inden tanımış oğlunu.
Ayşe ana çocuğunu anlatırken mitolojik bir destanın kahramanını anlatır gibidir: Çocukken bize yardım için çalışıyordu. Ermeni bir usta yanında işe almak istedi. Ben “küçüktür” diye izin vermedim. Ermeni usta “o çok akıllı biri. Çocuktur ama düşüncesi büyüktür. Siz vermezseniz ben çalarım onu” demiş. Sonra Ermeni Usta’nın yanında çalışmaya başlamış. Daha 9 yaşındaydı ama ustası atölyenin anahtarını ona veriyordu. Kendisinden büyüklerin sorunlarını çözerdi.”
Annesi onun dağa çıkış kararını ise şu cümleler ile anlatıyor: “Öcalan’ın yakalanmasını televizyondan izliyorduk, gelip bize ‘Neden izliyorsunuz’ diye kızdı. ‘Bizim onlarla işimiz olmaz’ dedi. Ancak sonra anladım ki o günler gitme planları yapıyormuş. Son gördüğüm andaki gömleğini hala saklıyorum. Babası o gittikten sonra fotoğrafını karşısına koyar ve ‘Bir defa göreyim de öleyim’ derdi. O gittikten 2 yıl sonrada babası hasretine dayanamayıp öldü. Amcaları gitmesini hep bana bağladılar. Bende çare bulamayınca 2 tanesi evdedir, 1 tanesi de halkı için mücadele etsin dedim. Bu yüzden amcaları oğlum gittiğinden beridir bizimle konuşmuyorlar. Bana sürekli ‘Pîrê’ derdi. Sesini hala duyar gibiyim. ‘Pîrê virda, pîrê wêda’ derdi.”
Annesi Zınar’ı 13 yıl sonra gördü. Bedeni cansızdı. Kulakları ve burnu Türk askeri tarafından kesilmişti. Vücudu şarapnel ve kurşun parçaları ile doluydu. Ama Ayşe Ana metanetini şu sözlerle ifade ediyordu: “Ben sürekli emekçi oldum. Oğlumu her zaman anladım. Biliyorum ki onun seçtiği yol namus ve şerefin yoludur. Her zaman saygı duydum. O tüm Kürtlerin şehididir.”
Zınar Halep’in cenazesi Afrin ve Halep’de binlerce araçlık konvoy ve on binlerce kişi tarafından karşılandı. Zeytin ağaçları ile çevrili yollarda bekleyen beyaz tülbentli anaların elinde ise birer kase içinde gül yaprakları vardı. Zınar Halep’in cenazesini taşıyan araç geldiğinde önüne gül yaprakları atıyordu o analar. Halep’te doğmuş, Kürdistan’ın bütün parçalarında ve görkemli dağlarında dolaşmış taa Karadeniz’in içlerine Amasya’ya kadar uzanan Zınar Halep’in öyküsü; herşeyin unutturulmaya çalışıldığı bu zamanda mitolojik dönemleri anımsatan bir yiğitlik destanı gibidir.
Halep’ten Amasya’ya gerilla ve güller...