
Bundan 27 yıl önce Güney Kürdistan'ın Halepçe şehrinde bir katliam yaşandı. Yaşlı, çocuk, kadın, genç binlerce Kürt kimyasal silahla acımasızca katledildi. Sanki Kürt’ü öldürmek normalmiş gibi Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri ve uluslararası güçler bu katliama sesiz kaldı. Kürtler bir daha acımasız bir biçimde çıkarlara kurban edildiler. Irak BAAS rejimi bu silahları kullandı ama insan haklarından söz eden Avrupa ve ABD de bu katliama sesiz kaldılar. “Avukatsız halk Kürtler” deyimi bir daha kanıtlanmış oldu.
Acaba dünyanın başka bir yerinde böyle bir katliam olsaydı dünya bu kadar sesiz kalır mıydı ya da dünya ayağa kaldırılmaz mıydı? Bir zamanlar Romanya’da sosyalist bir rejim devrilmek istenirken 70 ölüm 7 bin olarak gösterilmişti. Çavuşesku daha başta ölüme mahkum edilmiş ve bir duvar dibinde kurşuna dizilmişti. Daha başka yerlerde en ufak bir olayı müdahale bahanesi yapanlar, binlerce Kürt’ün böcek gibi öldürülmesine bir ufak olaymış gibi bakmışlardır. Kürtlerin bırakalım bir ulus olarak, insan olarak bile görülmediği ortaya çıkmıştır. Çıkarları gerektirdiğinde birkaç yıl sonra Halepçe katliamı dünya gündeminin baş köşesine oturtulmuştur. Irak rejimini devirmede bir argüman olarak görülmüştür. Kapitalizmin ahlakının çıkarlarla şekillendiği bir daha anlaşılmıştır.
Aslında Halepçe katliamını cesaretlendirenler Kürtleri 20. yüzyıl başında statüsüz bırakan ve yok olma sürecini başlatan uluslararası güçlerdir. Onlar Kürt’ün inkarına dayalı sistemin kurucularıdır. Kürtlere 20. yüzyılda birçok katliam yapıldığı halde ses çıkarılmaması, Kürt inkarına dayalı sistem nedeniyledir. Türkiye'de Dersim başta olmak üzere Kürtlere yönelik büyük soykırımlar gerçekleştirildiği halde dünya sesiz kalmıştır. Eğer Saddam Hüseyin Halepçe’de kimyasal silah kullandıysa, bununu cesaretlendiren 20. yüzyılda Kürtlere uygulanan politikalardır.
1990’lı yıllarda Türk devleti üç binden fazla köy yakıp yıktığı, binlerce Kürt hem devlet hem de devlet tarafından saldırtılan güçler tarafından katledildiği, 6-7 milyon insan Kürdistan’dan zorla göçertildiği halde bunlar normal olaylarmış gibi Türk devletine karşı ciddi bir tutum gösterilmemiştir. Zaten Türk devleti uluslararası güçlerin Ortadoğu ve Kürt politikasından cesaret alarak bu uygulamaları yapmıştır. Eğer Türk devletinin Kürtlere yaptıkları dünyanın başka bir köşesinde olsaydı o ülkeye yönelik her tutum geliştirilirdi. Hatta o ülkeyi işgal eder, kendilerine göre bir düzen kurarlar ve insan haklarına nasıl sahip çıktıklarını dünyaya propaganda ederlerdi. Ancak sıra Kürdistan'a geldiğinde böyle bir tutum göstermemişlerdir. Çünkü insan hakları ve uluslararası hukuk sıra Kürdistan'a geldiğinde bitmiştir. Onlar için Türkiye'nin kendilerinin müttefiki, işbirlikçisi olması ve bölgede başka halklar ve ülkelere karşı kullanılması önemlidir.
Halepçe'ye mücadeleyle yanıt verildi
Halepçe katliamının yıldönümünde bu gerçekleri ortaya koymak önemlidir. Kürtlerin nasıl bir coğrafyada yaşadıklarını ve hangi politikalarla karşı karşıya olduklarını bilmeleri gerekir. Doğru politika ve doğru mücadele! Başarı için bunların bilinmesi olmazsa olmazdır. Hangi siyasi gücün, hangi dönemde, hangi tutum takınacağını bilmek doğru politika ve taktikler uygulamak için önemlidir. Eğer bugün PKK Ortadoğu'da hiçbir gücün denetimine girmeden Kürdistan'ın dört parçasında etkili hale gelmişse, hatta 20. yüzyıldaki politikaları kırmışsa, bunun nedeni bölgede izlenen politikaları iyi bildiği ve buna göre davrandığı içindir. Dış güçlere dayanarak değil de öz gücünü esas alan bir mücadele geliştirdiği içindir. PKK mücadele tarihinde görülmüştür ki, dış politikada etkili olmak için bile, ortaya çıkan imkanları ve fırsatları değerlendirmek için bile özgüce dayalı bir güç olmak önemlidir. Bu bilince ulaşmada PKK'nin 20. yüzyılda yaşananlardan tecrübe çıkarması önemli rol oynamıştır.
Bu açıdan tarihte yaşanan acılar karşında dövünüp durmak bir yarar getirmez. Tabii ki katliamcıları, soykırımları lanetleyeceğiz; şehit düşen insanlarımızı anacağız. Ancak bu acılara verilecek en doğu cevap onlardan dersler çıkarıp bir daha bu tür katliam ve soykırımların önüne geçecek bir güce ulaşmak olacaktır. Böyle acıların yaşanmayacağı bir toplum ve ülke yaratmaktır. Önder Apo ve Özgürlük Hareketi Kürdistan üzerindeki politikalardan dersler çıkardığı için kırk yıldan fazladır kesintisiz bir mücadele sürdürmüş ve Kürtleri örgütlü bir güç haline getirmiştir. Bugün nerede bir katliam varsa özgürlük gerillaları oraya koşmaktadır. Şengal’de Êzıdîlere karşı gerçekleştirilen 74. Fermana ve soykırıma özgürlük gerillaları müdahale etmiş, Kerkük ve Hewlêr’in IŞİD’in eline geçmesini gerilla önlemiştir. İşte Halepçe’de katledilenlerin anısına bağlı kalmak budur.
IŞİD Türk devletinin desteğiyle Kürtleri hedef aldı
IŞİD bugün soykırımcı bir güçtür. Saddam rejiminden daha fazla faşist ve soykırımcıdır. Dini, sadece soykırımcı Arap milliyetçiliği için bir örtü olarak kullanmaktadır. Eğer IŞİD savaşın çoğunluğunu Kürtlere karşı yürütüyorsa, bunun başka bir açıklaması olamaz. Türk devletiyle faşist çete IŞİD’in Ortadoğu politikalarında ortak olması, her ikisinin de Kürtleri soykırıma uğratma hedefi olmasındandır. İŞİD Rojava'da soykırım yapacak, Kürtsüzleştirmeyi sağlayacaktı. Türk devleti de benzer politikayı yürütecekti. Güney Kürdistan tümden küçültülecek, kendilerine bağlı işbirlikçi bir parça haline getirilecekti. Türk devletinin planı buydu. Hatta IŞİD’in Kürtlere saldırtılmasında Türkiye'nin rolü birinci derecededir. Türk devleti IŞİD’le böyle uğursuz ve stratejik ittifak içinde olmasaydı, uluslararası ağır baskılara rağmen bu ilişkiyi sürdüremezdi. AKP hükümeti neden IŞİD’le ilişkiyi daha önemli gördü sorusunun cevabı her ikisinin de Kürt karşıtı olmalarındandır.
Şu anda bile IŞİD’le ilişkisini tümden kesmemiştir. “Örtülü ilişki her ikimizin de faydasındadır” denilerek, ilişkilerini yeni formatta sürdürmektedirler. Til Temır ve Serêkaniyê’ye yönelik son saldırıların arkasında bile Türk devleti vardır.
Türk devleti Rojava Devrimi'ni tanıyıp demokratik yeni bir Suriye'ye razı olana kadar bu ilişki sonlanmayacaktır. Türk devleti demokratik bir Suriye’nin Türkiye'nin otoriterleşme ve Ortadoğu'ya yönelik politikalarını etkisiz kılacağını düşündüğünden hala Suriye ve Ortadoğu'da karışıklık yaratan IŞİD’le ilişkilerini sürdürmektedir. Erdoğan’ın yüz binlerce Suriyeliyi aldık, 5 milyar harcadık; onlar üç vatandaşlarının peşine düşmüşler demesi, hala ilişkiyi kesmediğinin ifadesidir. Türkiye üzerinden IŞİD’e üç kişi değil, on binlerce kişi gitmiştir. TIRlarla silah gönderilmiştir. Dünyada hiçbir devlet böyle faşist bir çeteye açıktan destek vermemiştir. Bu pervasızlık dünyada ender görülmüştür; hatta görülmemektedir.
Türkiye desteğini Suriye’den gelen mültecilere değil, IŞİD’e vermiştir. Suriye'den gelenler kamplara doldurulmuş ve en kötü koşullarda yaşamaya mahkum edilerek köle gibi çalıştırılmışlardır. Şu anda eski dönemin köle pazarları Türkiye'de kurulmuştur. Türkiye onlara bir harcamışsa, sömürerek onlardan on almıştır. Eğer Suriye'den gelen köleler olmasaydı Türkiye şu anda ekonomik krizin altında çökerdi. Türkiye, AKP'nin dediği gibi şefkatli, bağrına basan bir ülke değildir; köle gibi çalıştıran ve iliğini tüketen bir sömürü devletidir. Suriye’den gelen insanların nasıl yaşadıkları belgesel yapılsa Türkiye'nin kara yüzü daha iyi açığa çıkar. Türkiye şu anda köle işçi çalıştıran bir ülkedir. Suriye'den gelenler eski zaman köleleri gibi karın tokluğuna çalıştırılmaktadırlar. Türkiye'nin Suriye'den gelenlere yönelik politikası da yaklaşımı da budur.
Türk devletinin soykırımcı
zihniyeti değişmedi
Kürtleri inkar etme sürdüğü müddetçe Helepçeler son bulmayacaktır. Sadece yöntem değişir ama Kürtleri soykırıma uğratma politikası sürer. Şu anda bile Türkiye'de Kürtlere yönelik zihniyet değişmemiştir. Kürt Halk Önderi bu zihniyeti kırmak için büyük çaba harcamaktadır. Ancak bu politikalar hala tümden bırakılmamıştır. Türkiye'nin toplumsal zemini ve siyasi ortamı bu zihniyete güç verecek durumdan önemli oranda çıkarılmış olsa da devlet ve hükümet zihniyeti hala soykırımcıdır, “tek millet”çidir. Erdoğan’ın “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” demesi, soykırımcı zihniyeti nedeniyledir. Yoksa hiçbir baskı ve sömürü zihniyeti böyle konuşturmaz. Sadece inkarcılar ve soykırımcı olanlar bu kadar açık insanlık dışı söylemlerde bulunabilirler.
Halepçe büyük acıdır. Kadın ve çocuk demeden insafsızca katletmişlerdir. BAAS rejimi Kürtler üzerinde bu katliamı yaparak savaşta üstünlük sağlamak istemiştir. Amaca ulaşmak için her şey mubahtır anlayışıyla insanları acımasızca katletmişlerdir. Roboskî’de de bir PKK’li için 34 çocuk ve genci katletmişlerdir. Nasıl ki Halepçe’de savaşın bir ahlakı yoktuysa, Roboskî’de de olan budur. Çünkü bu katliamları yapan ve yaptıran aynı zihniyettir.
Şu açıktır ki Kürtler özgür ve demokratik yaşama kavuşmadığı müddetçe, bölge devletleri Kürtlerin varlığını tanımadıkça Halepçe gibi katliamların tehdidi her zaman vardır. Bu nedenle bu tür katliam ve soykırımların önünü alacak olan Kürt sorununun çözümü ile iç içe gelişecek biçimde bölge ülkelerinin demokratikleşmesinin sağlanmasıdır. Bölge ülkelerinin demokratikleşmesini sağlama dışında bu tür katliamları önleyecek hiçbir güç ve mekanizme olamaz.