
DEVRİŞ ÇİMEN / HALEPÇE
Asık suratına takındığı polis ciddiyeti onu polis şapkasının altında biraz sevimsiz gösteriyor. Yazın beyaz olan gömleğini sonbaharda lacivert olan ile değiştirmiş. Lacivert pantolonunu ince belinde palaska ile tutuyor. Sonbahar ve kış aylarında soğuktan korunmak için siyah bir mont giymiş. Bu kıyafetler ile bir trafik polisinin giymesi gereken tüm kıyafetleri kuşanmışa benziyor. Kürdistan bölgesindeki diğer polislerin tersine Salah Kerim aşırı zayıf görünüyor. Halepçelilerin genelinden ise biraz daha uzun boylu. Hala “kanunların takipçisiyim” diyen bir memur edasıyla Halepçe şehir merkezinde trafik polisi olarak dolaşıyor. Gerçekten de sadece trafik polisi olmasından ötürü değil, hikayesinden kaynaklı onu bir çok kişi tanır. Halepçelilerin ise neredeyse tümü Saleh Kerim’i bilir. Ünü Halepçe’nin de ötesine taşınmış. Zira Saleh Kerim, “kanun varsa, herkes için geçerlidir” demiş ve babasına ceza kesmiş bir trafik polisi.
Halepçe yüzbini aşkın nüfusu ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi içerisinde adından daha küçük bir şehir. Süleymaniye, Duhok veya Hewlêr ile kıyaslandığında, trafik burada daha telaşsız ve sakin bir akış içerisinde. Buradaki toplumsal duyarlılıklar kanunlardan daha hükümlü. Örneğin şehrin hiçbir yerinde trafik lambası yok. Halepçe belediyesi buna ihtiyaç duymamış. Fakat yine de pazar ve pazar etrafındaki trafiğin aksamaması için, belediye tarafından sayılı bir kaç trafik polisi görevlendirilmiş. Buradaki trafikte kimse bir birine bağırmaz, korna çalınmaz ve birçok kişi bir diğerinin hatasını tolere eder, düzeltir ve öyle yol alır.
Babaya da ceza kesilir!
Yıl 2009… Yer Halepçe şehir merkezi… Rastlantıdır; trafik polisi olarak görev başında olan Saleh ile alış verişe çıkan baba küçük sayılabilecek Halepçe pazarında karşılaşır. Baba Kerim, trafiği aksatacak bir yere arabasını park eder. Saleh Kerim ise babasının bu yanlışını görür ve ikazda bulunur; “baba oraya park etme. Olmaz öyle, trafiğin akışını aksatır” der.
Olayın ciddiyetinin farkında olmayan baba: “Koca şehirde ben mi aksatacakmışım trafiği” şeklinde alaycı bir karşılık verir. Ve babalara has bir ‘ciddiyeti’ takınarak şöyle devam eder; “İşte park ettim ve gidiyorum.”
Saleh ısrar eder; “Baba olmaz. Oraya park edersen, ceza yazarım.”
Baba daha ciddi bir eda ile; “yaz da görelim” der ve çarşıda işini görmeye gider.
Pazar ihtiyaçlarını tamamlayan baba arabaya döner. Her zaman oturduğu şoför koltuğuna otururken cama bırakılan bir kağıdı görür. Hemen çıkar, kağıdı cam sileceğin altından alır ve bakar. Yanlış yere park etmenin bedeli olan 30 bin Irak Dinar’ını görünce şaşırır. Biraz daha dikkatli bakınca, cezanın oğlu Saleh Kerim imzası ile yazıldığını görür. Sağa sola bakınır ama etrafta polis görünmüyor artık. Birkaç tehdit ve küfür savurur ama Saleh artık oradan uzaklaşmıştır. Hayretler içerisinde kalan baba, ceza makbuzunu alır, Saleh’in bağlı olduğu trafik polisi müdürlüğüne gider. Kızgın bir vaziyette müdüre durumu izah eder. Müdür de gülümseyerek, “tamam da, Saleh senin oğlun değil mi? Sana niye ceza yazmış ki?” der ama kesilen cezayı da iptal edemeceğini ifade eder.
Bu durum, sonraki saat ve günlerde Halepçe’de yayılır ve bir çok tanıdık Saleh’e neden böyle bir şey yaptığını sorar durur. Saleh ise, “babam ile benim bir sorunum yok ki. Babamın herkes için geçerli olan kanunlarla sorunu vardı” diye kendini savunur.
Baba yine de kızmıştır bir kere, o kadar ki, Saleh bir hafta eve gidemez. Tabi bu süre içerisinde olay bir çok yerde duyulmaya başlar. Yaşanan olay, dönemin Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Berham Saleh’e de ulaşır. Berham Salah ise gülerek “eğer oğul babaya ceza kesebiliyorsa, bu Halepçe’de kanunlarımızın yürürlükte olduğunu gösteriyor” der.
O dönem; trafik polisinin babasına kestiği ceza, Halepçe’de toplumsal değer yargıları ile çeliştiği aşikar. Fakat şehirlerdeki insanların ortak yaşam akışı için belirlenen kural ve kanun gibi idari sistemin yürüyebilmesi için de, tüm yurttaşların ortak sorumluluğunu gerektirdiği de açık. Ortak yaşam için sorumluluk gerektiren kanunlar adına, eğer oğulun babaya kestiği ceza örneğindeki duyarlılık ve sorumluluk genelleşmiş olsaydı, bugün Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde işler biraz daha farklı olabilirdi.
Zira o dönem sistemleşmeye doğru yol almaya başlamış olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi kendi koyduğu kanunları uygulamak yerine, hep “birilerine” ayrıcalıklı davranmış ve özel muameleye tabi tutulmuştu. Bu “birileri” ise bugün Kürdistan Bölgesel Yönetimi içerisinde siyaseti, ekonomiyi ve toplumsal yaşamı dumura uğratanlar.
Çünkü “birileri” bireysel, ailesel ve dar aşiretsel ve partisel çıkarları ‘kanun’lardan daha üstün tutarak, adına “gendali” dedikleri ciddi düzeydeki yolsuzluklara geliştirdi. Örneğin bir “binemala” (belirli aileye) mensubu olmak, “mesul” adı verilen iktidar partilerinin birinde yönetici olmak, “kompani” olarak adlandırılan şirket sahibi olmak gibi pozisyonlar hep ‘ayrıcalıklı’ bir muamele görmüştür. Bu yüzden hak ve hukuka göre değil, mensup olduğu veya yakın durduğu parti, aile ve aşirete göre yol almış, yol vermiş veya yol kapatmıştır. Eğer ‘mesul’ ise trafik cezası almıyor, istediğini yapıyor ve yaptırıyor... Dolayısıyla “gendali” olarak adlandırılan yolsuzlukların bu türden muamelelerin ürünü olduğu doğruya daha yakındır. Çünkü söz konusu bireysel, ailesel ve aşiretsel meseleler ve çıkarlar olunca kanunlar hep rafa kaldırılarak, başka mekanizmalar devreye sokulmuştur. Birey, aile, aşiret veya parti kanunlardan daha önemli hale gelmiş veya getirilmiştir.
Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde siyasetin tıkatılması, parlamentonun işlememesi, gelir dağılımının şeffaf olmaması, zengin ile fakir arasında uçurumun derinleşmesi ve yasaların uygulanmamasının temelinde babanın oğlu, oğulun babayı her şeyin üstünde tutan dar ailesel, aşiretsel ve parti korumacılığının sorunsallığı ile doğrudan bağlantılıdır. Kürdistan Bölgesel Yönetimi sahasında ortak hukukun, adaletin ve kanunların işleyebilmesi için bunlardan ısrar eden Saleh Kerim gibi, babası olsa dahi, eşit yaklaşan uygulayıcılara fazlasıyla ihtiyaç var. Katılımcı ve demokratik bir siyaset ve yönetim ancak böylesi bir zihniyet değişimin akabinde gelebilir… Aksi takdirde Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde sistemsizlik kendisini mutlak sisteme kavuşturur ki, bu da günümüzdeki toplumsal bunalım ve mutsuzluğun devem etmesini sağlar...