Demokratik Özerk Kürdistan statüsünün zorunlu bir seçenek; Kürt sorununun en demokratik, adil ve makul çözüm yolu olduğunu belirten KCK Hukuk Komitesi Üyesi Haydar Varto, kolektif hakları dikkate almayan sadece bireysel haklar üzerine kurgulanan bir modelin garabetliğine dikkat çekti.
KCK Hukuk Komitesi Üyesi Haydar Varto, bir süre önce yayınladıkları ‘yeni anayasa için demokratik anlayış ve çözüm belgesi’ başta olmak üzere yeni anayasa süreci ve beklentileri konusunda sorularımızı yanıtladı.

Türkiye’de tartışmaları süren yeni anayasaya ilişkin bir belge yayınladınız. Bu belgeyi hazırlarken temel espriniz ne oldu?

Nasıl bir anayasa istiyoruz sorusuna cevap olarak hazırladığımız ‘yeni anayasa için demokratik anlayış ve çözüm belgesi’nin esas amacı;  kendi taleplerimizi kamuoyuyla paylaşmak ve halkımızı aydınlatmak içindir. Bir de eğer kulakları duyabiliyorsa başta Cemil Çiçek olmak üzere bu işle ilgili olan yetkililere taleplerimizi duyurmak amacını taşıyor. Çünkü bu konuda çok spekülasyon yapılmaktadır. Hiçbir hakkı olmayıp gerçeği ifade etmediği halde pek çok kişi söz alıp KCK adına değerlendirmelerde bulunuyor.  Özelikle de Türk medyası ve hükümete bağlı akademik çevreler, toplumsal bilinci karartan değerlendirme ve açıklamalarda bulunmaktadırlar. Örneğin Türki- ye’nin en tanınmış hukukçularından biri olan anayasa profesörü Ergun Özbudun, yeni anayasa bağlamında KCK’nin demokratik özerklik taleplerini değerlendirirken; bunun nasıl imkansız ve kabul edilmez talepler olduğunu, bu taleplerin “devlet içinde devlet, devlete paralel devlet” anlamına geleceğini, KCK’nin Türkiye’deki toplumsal ve siyasal sistemden farklı, kendine has dışa kapalı hakimiyet ve iktidar alanı kurmak istediğini dilendiren değerlendirmelerini basından okumaktayız. Böyle bir çözümü kabul etmektense Kürtlerin ayrılmalarının daha hayırlı olabileceğini anlatmaya çalışıyor. KCK’nin Demokratik Özerklik modelini müstakbel dahilinde bile görmüyor. Benzer görüş ve değerlendirmeleri hükümet çevreleri ile Erdoğan da yapmaktadır. Oysa KCK’nin çözüm önerileri anlaşılmayacak, bilinmeyecek ve altından kalkılamayacak kadar çetin ve karmaşık öneriler ve görüşler değil. Burada kasıtlı ve sürekli çarpıtmayı marifet bilen ve işi yokuşa süren bir yaklaşım var. Bunlar gündüz ortasında karanlık yaratmaya çalışıyorlar. Bizim amacımız böyle bir çalışmayla bilinçli çarpıtmaların önüne geçerek halkımızı ve kamuoyunu aydınlatmaktır.
Yeni anayasa konusunda KCK’nin ne istediğini öğrenmek isteyenler varsa lütfedip bizim hazırladığımız yeni anayasa için demokratik anlayış ve çözüm belgesinden görüşlerimizi öğrenebilirler.

Türkiye’de yeni anayasa üzerinde yürütülen tartışmaların düzeyini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de yeni anayasa konusunda çeşitli kesimlerden görüş ve öneriler geliyor. Tartışmalar yürütülüyor. İçinde Türkiye sorunlarına çözüm üretmeye çalışan iyi niyetli kimi öneri ve görüşler var. Fakat bunlar kendi başına oldukça cılız, yetersiz ve fazla bir şey ifade etmiyor. Dahası kamuoyundan ve sivil toplum kuruluşlarından gelen bu öneri ve görüşlerin ne kadar dikkate alınacakları da beli değil. Ayrıca yönteme ilişkin büyük bir kusur ve anti demokratik bir yaklaşım var. Yöntem sadece ilgili kesimlerden görüş almak olmamalı. Sorunların taraflarıyla müzakereler ve diyaloglar yürütülmelidir. Toplumsal grupların ‘sözcüleri’ gidip yazılı veya sözlü görüş ve önerilerini sunuyorlar. Ama AKP ve devlet bu önerilere ne diyor, bu hiç belli değil. Bu çok cansız ve özgüvenden yoksun katılım biçimidir. Umut vaat eden ve heyecan yaratan katılım ve sunumlar değil. Halkın deyişiyle boşa kürek salamadır. Bunun temel nedeni Kürdistan’da savaşın sürmesi ve Kürt sorununa çözümsüz ve inkarcı yaklaşım politikasının devam etmesidir. Yeni anayasanın çözeceği temel sorun Kürt sorunudur. Eğer bu sorun çözülmez ve çatışmalar sürüp giderse kimsenin yeni anayasa tartışmalarına ilgi göstereceğini beklememek gerekir. Dolayısıyla bu politika böyle devam ederse toplumun bütün umut ve beklentileri boşa çıkar. Şimdilik bu konudaki gelişmeler fazla heyecan verici ve umut vaat etmiyor ama bu soğuk iklim değişir mi, bu hükümetin Kürt sorunu konusunda izleyeceği politikalara bağlıdır.

AKP’nin bu yönlü şimdiye kadar her hangi bir taslak sunmamış olmasını neye bağlıyorsunuz?

AKP siyasal kurnazlığa iyi alışmış. Benzer taktiği ‘Kürt açılımı’ adına da izledi. Hiçbir çözüm önerisini getirmeden yıllara sarkan boş tartışmalar yaratarak toplumu beklenti içinde tuttu ve bu arada gemisini yürütmeye çalıştı. Aynı taktiği anayasa konusunda yürütüyor. Öyle anlaşılıyor ki ‘Kürt açılımı’nda olduğu gibi yeni anayasa konusunda da AKP’nin ciddi bir hazırlığı ve planı yok. Ne yapacağına dair bir karar vermiş değil. Ama topluma verdiği bir söz var. Bir biçimde yeni anayasa yapmak zorunda hissediyor kendisini, fakat nasıl yapacağını bilemiyor. Onun için şimdilik nabız yoklayıp, toplumu beklenti içinde tutmaya çalışıyor. İleride duruma bakıp bir karar verecek. Belki de kafasında bir olumsuz plan var ve onu şimdilik açıklamak istemiyor.  Bunları da önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Sizce AKP’nin yeni anayasadan kastı ve anladığı nedir?

AKP’nin esas amacı iktidarda kaldığı bu süre zarfında devlet ve toplumsal kurumlaşma alanında yaptığı değişiklikleri anayasal güvenceye alarak kalıcı kılmaya çalışmak. Yeni anayasayla Kürt sorununa asgari kırıntılarla çözüm getireceğinin umudunu yaratmak istiyor. 12 Eylül anayasasının herkese batan sivri uçlu faşist tanım ve kavramlarını yumuşatarak demokratik bir anayasa görüntüsünü vermeye çalışacaktır. Eğer başarabilirse kendince böyle bir anayasayı yapmak isteyecektir. Ama bu hileyi topluma yutturmanın çok zor olacağının da farkındadırlar.

Kürtler üzerinden yürütülen tartışmalarda genelde bireysel ve kültürel hakların tanınması yönünde bir kanı var. Böyle bir yaklaşım Kürt sorununun çözümünü sağlar mı?
Genelde temel bireysel hakların, toplumsal bağlam ve ilişkilerinden koparılarak bireye tanınması mümkünü olmayan bir uygulama biçimidir. Kolektif haklar ile bireysel hakların birlikteliği ilkesi vardır. Ayrıca etle tırnak gibi biri olmadan diğerinin olamayacağı bir diyalektik bağlamları bulunmaktadır. Yani toplumsal haklar olmadan bireyin kendi bireysel toplumsallığını yaşaması mümkün olamaz. ‘Kürtlere bireysel kültürel haklar’ tezi, Türk devletinin ve özel olarak AKP’nin yeni garabet icadıdır. Kayseri tüccarlarının bir hilesi gibi eski inkarcı politikayı yeni boya ile renklendirip Kürtlere satmaya çalışıyorlar. Eğer, bireysel kültürel haklardan kastedilen, herkesin kendi evinde Kürtçe konuşup folklorunu oynamaksa bu İstiklal Mahkemeleri döneminin faşizm şartlarında bile geçerli olan bir durumdur. Bu durum inkarcılık siyasetinin sürüp gitmesinin kendisi olacak ve mevcut uygulamaları değiştirmeyecektir. Çözüm ve yenilik adına ileri sürülen bu politika asla kabul göremeyecek; sorunların ve çatışmaların sürüp gitmesine neden olacaktır.


Belgenizde Kürtler için Demokratik Özerklik statüsü istiyorsunuz. Çifte temsil öneriniz var. Bu nasıl olacak biraz açar mısınız?
Türkiye’de Kürt sorunu herhangi bir azınlık sorunu değildir. Kürt toplumu Mezopotamya ve Ortadoğu’nun en kadim halkalarından biridir. Büyük trajediler ve acılar yaşamıştır. Sürekli ezilen ve horlanan bir toplum olarak her şeye rağmen günümüze ulaşmayı başarabilen ender toplumlardan biridir. Ayrıca Kürt sorunu sadece Türkiye ile sınırlı bir sorun değildir. Ortadoğu’nun dört büyük halkını ve devletlerini ilgilendirmektedir. Kürt halkının tarihsel olarak birikmiş olan sorunları, özlemeleri ve özgürlük talepleri bulunmaktadır. Diğer halk ve topluluklarla demokratik birlik içinde yaşamak için aşması gereken adaletsizlik düğümleri bulunuyor. Bütün toplumsal amaç ve özlemlerine ulaşabilmesi için de toplum olarak kolektif haklarına kavuşması gerekir. Bu hakkın başında demokratik ulus olarak kendini tanımlamayıp örgütleyerek, demokratik yönetimine kavuşturma hakkı gelmektedir. Bunun için bölgesel düzeyde Demokratik Özerk Kürdistan statüsü zorunlu bir seçenek olarak gündeme giriyor. Bu seçenek Kürt sorununun en demokratik, adil ve makul çözüm yoludur. Nasıl ki Katalanya, Bask gibi toplumsal sorunlar özerklik statüsüyle çözüme ulaşabildilerse Kürt sorunu da benzer bir çözüm ve statü ile çözüm yoluna girecektir.
Parlamentoda çifte temsili sistem önerisine gelince; bu sistem toplumsal sorunların çözümünde demokratik ve adil bir çözüm yöntemi olduğu için önerilmektedir. Çifte temsil sistemi ile yerel toplulukların ve azınlıkların devredilemez meşru hakları korunacaktır. Çünkü her toplumsal sorun genel geçer çoğunluğun oylarıyla çözülemez. Çoğunluk her zaman demokratik ve adil değildir. Kimi durumlarda çoğunluk kararları faşizm kararları haline gelebilir. Dolayısıyla yerelin ve azınlıkların temel haklarının korunması için çifte temsil sistemi önemli bir işlev görebilir. Bu mekanizmanın kurulduğu ülkelerde sorunların daha adil, demokratik ve uzlaşı içinde çözüldüğünü pratik hayat göstermektedir. Bu sistemin Türkiye’de kabul görmesi halinde demokratik yapılanma için olumlu sonuçlara yol açar ve demokratikleşmeye önemli katkıda bulunur.

Belgeniz konusunda basın üzerinden bazı tartışmalar yürütüldü. Bu tartışmaları nasıl görüyorsunuz?

İzleyebildiğim kadarıyla tekelci basın belgeyi fazla gündeme koymamaya çalıştı. Denge TV iyi bir özetini verdi. Taraf gazetesi küçük ve pek dikkat çekmeyen bir haber olarak geçti. Büyük basın kuruluşları görmezlikten geldiler. Bu hükümetin izlediği politikayla bağlantılıdır. Maalesef basın hükümetin ağzına bakıyor. Oradan gelen direktiflere göre hareket ediyor. Halbuki üzerinde çok iyi bir tartışma yürütülebilinirdi. Makul çözüm önerileri var. Türkiye’yi huzura ve demokratik bir ortama kavuşturacak önerilerdi.  

Bir taraftan anayasa, demokratikleşme tartışmaları sürerken bir yandan da savaş yaşanıyor ve her gün ölüm haberleri geliyor. Böyle bir ortamda sağlıklı bir anayasa yapılabilir mi?
Şu kesin ki, şiddet ve çatışmaların hüküm sürdüğü koşullarda yeni anayasa üzerinde sağlıklı tartışmalar yürütmek mümkün değildir. Demokratik ve sorun çözen anayasalar, huzurlu ve barışçı bir ortamda tartışılıp üzerinde uzlaşılarak kalıcı ve anlamlı hale gelirler. Şiddet ve çatışmalar sürdükçe kimse fazla anayasa tartışmalarına rağbet etmez ve katılım gereğini de duymaz. Çünkü bu şartlarda anayasa tartışmaları inandırıcı olmaz ve anlamlı bulunmaz. Nafile ve gereksiz bir çaba olarak görülür. Yeni Anayasanın sorunlara çözüm gücü olup olamayacağının ilk şartı, iktidarın Kürt sorunu bağlamında süre giden şiddete karşı niyetini ortaya koymasından anlaşılır. Yeni anayasanın turnusol kâğıdı budur. Toplum ve kamuoyu da temel ölçü olarak bunu böyle algılamaktadır. Kürt sorunu yeni anayasa için iyi niyet ve demokratik anlayışın barometresidir. Eğer AKP hükümeti yeni anayasa sürecinde demokratik çözüm ve uzlaşmayı esas alan iyi niyetini ortaya koyabilirse anayasa tartışmaları önemli bir ilgi odağı haline gelir ve herkes kendi taleplerini yeni anayasada tanımlamak isteyeceğinden demokratik katılımcılık için istek yoğunlaşarak gelişir.

Kürtlerin ve sistem dışında kalan diğer kesimlerin taleplerinin anayasaya yansımaması ve sorunların çözüme kavuşturulmaması durumunda nasıl bir süreç gelişir?
Toplum, tarihsel olarak birikmiş toplumsal sorunların yeni bir anayasa ile çözüleceğine inanmak istiyor. Türkiye’de toplum ve halklar böyle bir çözümü çoktan hak ediyor. Bunun zamanı çoktan gelip geçmek üzeredir. Her şeye rağmen hala da toplum çözüme dair inancını korumaya çalışıyor. Umut ve beklentiler tümüyle tükenmiş değildir. Nihayet bu sabır ve beklentinin de bir sınırı vardır. Gün gelir bu sınır aşılır ve sabrın sonuna gelinirse her halk ve topluluk kendi başının çaresine bakmak zorunda kalacaktır.

HALİT ERMİŞ / BEHDİNAN