
Kürt halkı, 9 Ocak 2013 tarihinde, PKK kurucularından Sakine Cansız, Kürt diplomasisinin özel isimlerinden Fidan Doğan ve Kürt gençlerinin Avrupa’daki soluklarından Leyla Şaylemez’i yitirdi. Üç Kürt kadını, üç barış elçisi, üç ayrı kuşak, sürgün sembolü Paris’te, başlarından vurularak katledilmişti.
Katliamdan sonra çok şey yazıldı, çizildi. Onlarca senaryo atıldı ortaya. İran, Suriye, uluslararası güçler, MİT, faşist örgütlenmeler, Gülen Cemaati... Liste uzayıp gitti. Katliamdan sonra uzun süre, ordan burdan dökülen bilgi kırıntılarıyla konuşuldu katliam. Katliamın birinci yılında ise belgeler konuşmaya başladı. 12 Ocak 2014 tarihinde sızdırılan ses kayıtları ise tartışmaları başka bir boyuta taşıdı. Ses kaydının içeriği, Ömer Güney’in katliam emrini veren MİT mensuplarıyla görüşmesiydi. Ardından, Kasım ayında “Görev Emri” başlıklı, dört MİT mensubunun imzasını taşıyan, Sakine Cansız’a dönük suikast planı yayınlandı. O günlerde seçim nutuklarıyla meşgul olan şimdinin Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, “paralel yapıyı” işaret ederek, “Paris’te bir takım cinayetler işlediler” diyor; çözüm sürecinin sabote edilmek istendiğinden bahsediyordu. Oysa aynı Erdoğan, katliamın yaşandığı günden belgelerin sızdırılmasına dek, yaşananın bir “örgüt içi infaz” olduğunda ısrar ediyordu. Üstelik, Erdoğan’ın çark etmesi ardından “paralel yapı” olarak işaret edilen MİT mensuplarına ne olduğu, sorgulanıp sorgulanmadıkları, MİT’in belgelere ilişkin tutumunun ne olduğu soruları, halen cevap bekliyor.
Katliamın üçüncü yılına girerken bunlar gibi pek çok soru, halen havada asılı duruyor. Kürdistanlılar ise dünyanın birçok merkezinde bu suskunluğun, tavırsızlığın adını koymuş bulunuyor: Suskunluğunuz suç ortaklığınızdandır!
Bugün, katliamı unutmamak, adalet talebinde ısrarcı olmak, karanlıkta bırakılmak istenen bütün detayların aydınlatılması için mücadeleye etmek, barış mücadelesinin de olmazsa olmaz koşulu.
Şimdi, o karanlık güne, 9 Ocak 2013’e dönüp katliamdan bu yana olup bitenleri kısaca tekrar hatırlayalım:
10 Ocak 2013
01:20 - Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’den haber alamayan arkadaşları, Kürdistan Enformasyon Bürosu’na gelir ve ışıkların açık olduğunu görür. Büro’nun kapısını açan Kürdistanlılar, üç kadının kafalarından kurşunlanmış cenazeleriyle karşılaşır.
01:30 - Olay yerine polisler, kriminal ekipler intikal eder. Ardından, üç Kürt kadınının katletildiğini duyan Kürdistanlılar, Enformasyon Bürosu önüne akın etmeye başlar.
02:20 - Nûçe TV ve Fırat Haber Ajansı, üç Kürt kadınının katledildiğini son dakika haberi olarak dünyaya duyurur.
02:50 - Kürdistan Enformasyon Bürosu’nda bulunan polis şeflerinden biri, Kürt kurum temsilcilerinin ısrarlı açıklama taleplerine, “Yukarıda bir vahşet var, başka da bir şey diyemeyeceğim” diye yanıt verir. Polisin o ana kadarki tavrında kriminal vakaya yaklaşım hali hakimden, Kürt kurum temsilcilerinin üç Kürt kadının Kürt halkı içindeki yerini söylemesi, tavrı değiştirir.
03:00 - Olay yerine çok sayıda polis ekibi akın etmeye başlar. Aynı anda telefon trafiğiyle katliamdan haberdar olan yüzlerce Kürdistanlı da büro önünde toplanır. Bu sırada, sonradan anlaşılacağı üzere, “Katiller her zaman olay yerine geri döner” kuralı işler; olaydan bir hafta sonra gözaltına alınıp tutuklanan Ömer Güney de Kürtlerle birlikte büro önünde, protesto gösterisindedir.
04:00 - Kürt dostları, Fransa Komünist Partisi ve çok sayıda avukat Kürdistan Enformasyon Bürosu önüne gelir. Komünist Parti milletvekillerinin hükümet yetkilileriyle yaptığı görüşmeler ardından polisin tutumu da değişmeye başlar. Kürt dernekler, açılır; üç fidanın isimleri ilk bildiride buluşur.
06:30 - İlk pankart binlerce insanın ellerindedir: “İNTİKAM!” Dünya basını, 147 Rue La Fayette önünden ilk haberlerini aktarmaya başladığında, binlerce Kürdistanlı caddeyi doldurmuş, gözyaşlarıyla “Katil Türkiye” sloganları atmaktadır.
07:00 - 09:00 - Kürdistanlılar, sloganlarla bekleyişlerini sürdürür. Nihayet büyük bir basın ordusuyla, İçişleri Bakanı Manuel Valls olay yerine gelir. Bilgi almak için Büro’ya çıkan Valls, 09:30’da basının karşısına geçer: “Üç Kürt kadın öldürülmüş. Şüphesiz ki infaz edilmişler. Çok ciddi bir olay. Bu nedenle buradayım. Hiçbir şekilde kabul edilemez. Fransız yetkililerinin olay üzerinde duracağından emin olabilirsiniz. Bu kabul edilemez olayı aydınlatacağız. Olay yeri, birçok Kürt’ün yaşadığı 10 Paris’e yer alıyor. Bu üç kadının yakınlarına sabır diliyorum. Birçok insan, Kürdistan Enformasyon Bürosu sorumlusu Fidan Doğan’ı tanıyordu.”
10:00 - Bu saatten itibaren, Avrupa’nın yakın ülkelerinden ve Fransa’nın dört bir yanından Kürdistanlılar, Sakine, Fidan ve Leyla’nın katlini protesto etmek için Enformasyon Bürosu önünde toplanmaya başlar. Üç fidanın acılı aileleri de gece yarısı uykusundan uyanmış, yollara düşmüştür çoktan. Bu saatlerde katliam, Türk medyasında da yer bulmaya başlar: “Örgüt içi infaz!” AKP medyası, daha soruşturma bile açılmadan tespiti yapmıştır!
12:00 - Üç Kürt kadınının cenazeleri Kürdistan Enformasyon Bürosu’ndan çıkarılır. Binlerce Kürdistanlı haykırmaktadır: “Hepimiz PKK’liyiz!”, “İntikam!”, “Katil Türkiye!” Cenazeler Adli Tıp Kurumu’na götürülüyor. Kürdistanlılar, Kürdistan Kültür Sanat Akademisi’ne doğru yürüyüşe geçer. Sokaklar, caddeler, Kürdistanlıların acılı çığlığıyla doludur.
Bu saatten itibaren polis birimleri, Kürt dernek yöneticilerini, kurum temsilcilerini katliam dolayısıyla sorgulamaya başlar. Fransız polisi, katil ya da katilleri bulmaya çalışmaktan çok Kürtlere yönelmiştir. Kürt kurumları, Fransız polisinin yanlış yaklaşımına rağmen doğru tutum göstermiş; katliamın aydınlatılması için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını belirterek sorulan bütün sorulara içtenlikle cevap vermiştir.
10 Ocak günü gecesi, dernek binası ve çevresi dolup taşmakta, binlerce Kürdistanlının acısı, yası birbirine karışmaktadır. Bu sırada, katliamın 9 Ocak’ta gerçekleştiği de tanık anlatımlarıyla netleşir.
Kürdistanlılar Paris’e aktı
11 Ocak‘ta, BDP milletvekilleri, Kürt dostu Fransız kurumlar ve Kürdistanlılar Paris’e akın etmiş, katliam mahaline doğru yürüyüşe geçmiştir. Burada büyük bir eylem düzenlenir, konuşmalar yapılır. Öfke acıyla, acı öfkeyle bir olur.
12 Ocak‘ta dünyanın dört bir yanında yüz elli bin Kürdistanlı Paris’tedir. Fransız yetkili makamları ise bu büyük duyarlılığa rağmen halen suskundur. Bu günde Kürt kurumları, Ömer Güney’i, üç Kürt kadınını son gören kişi olma ihtimali olduğu için Emniyet’e yönlendirmiş; ancak polis, hemen ifadesini almak yerine 14 Ocak gününe randevu vermişti.
15 Ocak sabah saatlerinde üç Kürt kadın devrimcinin naaşları Adli Tıp Kurumu’ndan alınmış, cenaze töreninin yapılacağı Villiers Le Bel’de bulunan bir salona getirilmiştir. Artık Sakine, Leyla ve Fidan, yoldaşlarının omuzlarındadır. Binlerce gülle dolmuştur tabutlarının üstü. Binlerce insan, gözyaşlarıyla son kez dokunur naaşlarına. Ve binlerce insan, yıllardır hasret kaldıkları, dağlarının dumanını özledikleri ülkelerine yolcular onları.
16 Ocak - Üç fidan, Kürdistan’da, Amed’de yüzbinlerce karşılanır. Öfkenin, acının, iradenin, sahiplenmenin, yoldaşlaşmanın tarifi yoktur. Üç fidan, özgürlük çığlığı olur, Kürdistan’ın dört bir yanında.
17 Ocak‘ta Dêrsim Sakine’yi, Elbistan Fidan’ı, Mersin Leyla’yı basar bağrına. Paris’te ise ilk “Çarşamba Adalet Nöbeti” eylemi, kurumların öncülüğü olmaksızın kendiliğinden çıkar ortaya. Bugün aynı zamnada Rojbîn’in, Fidan Doğan’ın doğum günüdür.
Güney 9 gün sonra gözaltında
18 Ocak - Fransız haber ajansı AFP, dünyaya duyurur: İki kişi gözaltına alınmıştır. Biri Ömer Güney, diğeri ise onun ev arkadaşı olan Y. A.’dır.
22 Ocak - Gözaltılardan dört gün sonra basın karşısına geçen Fransız savcılar, gözaltına alınan Sivas Şarkışla doğumlu Ömer Güney’in tutuklandığını, Y.A.’nın ise serbest bırakıldığını haber verir. Bu, Fransa makamlarınca soruşturmaya ilişkin yapılan ilk resmi açıklamadır.
Paris Cumhuriyet Savcısı François Molins, akşam saatlerinde Adliye Sarayı’nda, soruşturmayı yürüten polis müdürleri Christian Lothion ve Christian Flaesh ile birlikte basın toplantısı düzenler. Molins, katliamın işlendiği gün büroda dört bardak bulmaları üzerine üç kadın haricinde dördüncü bir kişi arayışına girdiklerini, güvenlik kamerası kayıtlarında Ömer Güney’in binadan büyük bir çanta ile çıktığını gördüklerini aktarır. Molins, devam eder: Güney, 8 Ocak’ta Sakine Cansız adına 1000 Euro çekmiştir. Gözaltına alındığında da üzerinde 930 Euro bulunmuştur. Trafik ve güvenlik kameralarına göre, Güney katliamın gerçekleştiği binaya 11:29’da gelir, 11:49’da ayrılır. Sonrasında ikinci kez 12:11’de gelir ve 12:56’da ayrılır. Otopsi sonuçları, cinayetin 12:43 - 13:21 saatleri arasında gerçekleştirildiğini açığa çıkarıyor. Bu saatler, Güney’in binaya ikinci gelişiyle çakışıyor. Zaten ilk sorguda suçlamaları reddeden Güney de, kanıtlar önüne konulduğunda çelişkili ifadeleriyle kendini ele verir.
Molins, Güney’in baş şüpheli olduğu ve hakkında “terör örgütü ve organize suç şebekesine bağlı suikast girişimine liderlik yapmaktan” dava açıldığı bilgisini verir.
Katilin kimliği ortaya çıkıyor
Katil zanlısı Ömer Güney... Kürtler arasına gönderilen bu tetikçinin kimliğine dair ayrıntılar, yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Paris’te, Kürt derneğiyle ilişkilenmesi öncesinden tanıyanlar, komşuları, basına demeç veriyor: “Kürtlerle ne alakası var, Türk’tür onlar!” Akrabaları da konuşuyor, mikrofon uzatan herkese: “Türkoğlu Türk’üz biz, PKK’yla ilgimiz olamaz!”
2011’e kadar milliyetçi Türk profili çizen Güney, Villiers Le Bel Kürt derneğine üye olduğu 18 Kasım 2011’den itibaren bir görevle yüklüdür artık. Bu tarihten itibaren Kürt derneklerinde yöneticilere tercümanlık yardımında bulunduğu ve sürekli yöneticilerle yakın olmaya çalıştığı, tanık anlatımlarından ortaya çıkıyor. Başta Facebook hesabı olmak üzere birçok detay, Güney’in yaşamındaki ‘ikiliği’ ortaya koyuyor. Fransız polisi ise bu açık tetikçiliğe rağmen, Kürtlere yönelmeyi sürdürüyor. Fakat Ağustos-Aralık 2012 arasında üç kez Türkiye’ye giden Güney’in kimlerle görüştüğü sorusu, bir türlü yanıt bulamıyor. Ayrıca ev arkadaşlarının anlatımlarına göre Güney, dört beş telefon kullanıyor. Bu telefonların kayıtları da halen büyük oranda gizemini koruyor. Bu telefonlar, ilk ev baskınında polis tarafından alınmıyor bile! Hatta ilginçtir, polis her ev baskınında başka bir parçaya el koyuyor.
İran’dan gelen mail
Bu aşamada basına yansıyan bilgi kırıntıları dışında bir şey bilmeyen aileler ve Kürdistanlılar, bıkmadan usanmadan sürdürür eylemlerini. Sokaklar, bir an için boş bırakılmaz. Fakat Fransız makamlarının suskunluğu da aynı ısrarla devam eder. Bir süre sonra önemli bir bilgi, yine Fransız makamlarından değilse sızdırma sonucu öğrenilir: Güney Fransız polisinin elindeyken İran’dan açılmış bir mail adresinden Emniyet birimlerine mail geçilir. Mailde, Ömer Güney isimli Türk istihbarat elemanının 18 Aralık 2012’de Ankara’da yaptığı görüşmeyle PKK yöneticilerini öldürme emri aldığı bilgisi verilir. 2013 Mayıs ayında basına yansıyan bu bilgi dışında aileler ve Kürdistanlılar, uzun süre hiçbir açıklama duyamaz.
İstihbaratçı toplantısı ardından...
Derken, 23 Eylül tarihinde hakim Duye’nin evine giren “hırsız”, üç Kürt kadına dair dosyanın da içinde olduğu bilgisayarı “çalıverir”! Bundan üç gün önce, 20 Eylül’de ise Türk, İngiliz ve Fransız istihbarat mensupları Paris’te toplantı yapmıştır. Ne tesadüf! Bugünlerde Reuters Haber Ajansı, Güney’in Türkiye’yle sistematik telefon bağlantısı kurduğu iddiasını haberleştirir ve Türk yetkililerin Fransa’ya bilgi vermeyi reddettiği belirtilir. Haber, Türk Adalet Bakanlığı tarafından anında yazılı açıklamayla yalanlanır: “Söz konusu dosya kapsamında iddia edildiği gibi Fransa’nın bugüne kadar Türk yetkili makamlarından bilgi talevi olmamıştır.”
Ortaya çıkan bütün bilgi-belgeye rağmen Fransız polisi, birinci yılın ardından bile “iç infaz” soruşturmasını gündeminden düşürmedi. Fakat 12 Ocak 2014’te internette yayınlanan kayıtlar, tartışmaları bambaşka bir düzleme taşıdı. Yayınlanan ses kayıtlarında, MİT mensupları ile Ömer Güney’in görüşmesinin ortam kaydı vardı. Güney, MİT mensuplarından talimat alıyordu. Ardından basına servis edilen MİT imzalı “Görev Emri” de, “iç infaz” tartışmasını artık kapatmıştı. Fransız yargısı da MİT bağlantısını araştırmaya başlamıştı. Fakat bu noktada açıklama yapan dosya hakimi Duye, “Ankara’da, MİT’in kapısında tıkanıyoruz. Onun ötesine gidemiyoruz. Çünkü tüm yazılı başvurularımıza karşın Türkiye’de ilgili savcılık dosyayı paylaşmıyor. Yazılı başvurularımıza yanıt vermiyor.”
Şüpheli ziyaretçi
Tüm bu gelişmeler yaşanırken katil zanlısı Güney, Almanya’da kaldığı sürede tanıdığı R.S. adlı bir kişi tarafından ziyaret ediliyor; ziyaret sırasında Güney’in R.S.’ye MİT’e iletilmek üzere bir not verdiği, Fransız polisi tarafından tespit ediliyor. Elde edilen verilere göre Güney, cezaevinden kaçmak amacıyla MİT’ten gerekli malzeme talebinde bulunuyor. R.S. adlı kişinin MİT ile bağlantısının ne olduğu, izlenip izlenmediği gibi sorular ise halen cevap bekliyor.
Katliamın üçüncü yılında, cevap bekleyen çok soru var. Yargının tavrını ise hukukla açıklamak güç. Katliamla ilgili gerçekler, kirli ilişkiler ve hesaplar dolayısıyla hasır altı edilmeye çalışılıyor. Güney’e katliam emrini verenlerin kim olduğu, neyi amaçladıkları gibi sorular, resmi makamlarca yanıtlanmayı bekliyor.
HABER MERKEZİ