
Tayyip Erdoğan’ın seçimi kaybettiği için savaşı başlattığı kanaati hakimdi. 400 milletvekili alamadığı için ilk önce 7 Haziran seçimlerini yok sayıp, sonra da meşruiyetini yitirmiş olan hükümetini sürdürmek için savaş başlattığı iddiası her gün daha da netleşmektedir. 7 Haziran’da iktidardan düşen AKP hükümeti, şimdi seçim hileleriyle 1 Kasım seçimlerinde yeniden iktidar olmak istiyor. Bunun için de savaşı gerekçe gösterip halkın bir kısmının oy kullanmasını engelleyecek sandık taşıma kararı aldırtıyor. Yine savaşı gerekçe gösterip baskıyı arttırarak buradan da HDP’nin oylarını düşürmeyi hedefliyor.
Seçimden sonra hemen bir propaganda başlattılar. Kürdistan’da baskı yapılıyormuş, HDP bu nedenle seçimi kazanıyormuş! HDP’nin hem başarısını gölgelemek, hem de yeni bir seçimde bunu gerekçe gösterecek hileler yapmak için aylardır bu propagandayı yaptılar. Seçim sandıklarının taşınması da bu propagandanın sonucudur. HDP baskıyla oy alıyor, propagandası yaparak seçim sandıklarının taşınması, baskının arttırılması ve hilelerin yapılmasına zemin hazırlanmıştır. Savaşı da bu uygulamalarına itiraz gelmesin diye başlatmışlardır. Tek başına iktidar olacak kadar oy almadığı için Türkiye’yi böyle bir istikrarsızlık içine sokmuştur. Ben iktidar olmazsam istikrarsızlık olur diyerek, bu savaşı başlattığını söyleyenler her gün daha fazla haklı çıkmaktadırlar.
7 Haziran seçimleriyle birlikte AKP kriz başlatmıştır. Zaten bu nedenle ne hükümet kurulmuş, ne de kurulmasına izin vermiştir. Seçimi kaybettiği halde 24 Temmuz saldırılarıyla 7 Haziran seçimini yok sayıp savaş ortamında seçime girmek istedi. Şimdiye kadar yapılanların tümünün seçimle ilgili olduğu sandık taşımayla netleşti. AKP’nin düşündüğü ve yaptığı her şeyin seçimlerle ilgili olduğu anlaşıldı. Yoksa Türkiye tarihinde görülmemiş sandık taşıma olur muydu?
Türkiye tarihinde seçim kazanmak için birçok oyun ve hile yapılmıştır. İktidarda olanlar hep bu yola başvurmuştur. Türkiye’de demokratik zihniyet olmadığı için iktidara gelenler iktidarını bırakmamak için hem devlet imkanlarını kullanmışlar, hem de baskı ve hilelerle seçim sonuçlarını etkilemeye çalışmışlardır. Ama hiçbir durumda AKP hükümetinin bu dönemi kadar bir seçim oyununa rastlanmamıştır. Seçim kazanmak için hiç bu kadar açık oyun, baskı ve hile yapıldığı görülmemiştir. Savaş başlatıp terörizme karşı mücadele ediyoruz diyerek tüm baskı, oyun ve hilelerinin üzerini örtmeye çalışmaktadırlar.
AKP her biçimde iktidarını kaybedecektir
AKP’nin seçimde baskı ve hile yapacağı anlaşılmıştır. AKP’nin bu kadar açık hile yapmasının nedeni, onun zayıf olması durumudur. AKP en zayıf dönemini yaşamaktadır. AKP her biçimde iktidarını kaybedecektir. Seçimde de kaybedecektir, savaşta da kaybedecektir. Her ne kadar 550 yerli ve milli milletvekili istese de artık Erdoğan başkanlıktan umudunu kesmiştir. Eğer AKP tek başına iktidar olursa fiili olarak başkanlık yapacaktır. Zaten şimdi fiili olarak ben rejimi değiştirdim, şimdi bunu yasal hale getirelim demiştir. Bunun için HDP’yi baraj altına düşürmeye çalışmaktadır. Zaten şu anda tek hedefi HDP’dir. CHP’den milletvekili alması mümkün değildir. CHP’nin bir iki puanlık artışla mevcut durumunu koruyacağı anlaşılmaktadır. Her ne kadar MHP’den de oy kaydırmak istese de en iyi savaşan benim diyerek milliyetçi oylara göz dikse de bunun fazla sonuç alması mümkün değildir. Bu durumda sadece HDP’nin baraj altında tutulması kalmaktadır. Bu nedenle tüm seçim stratejisini HDP’ye giden oyları engelleme üzerine kurmuştur.
Bunun için her türlü kirli ve kara propagandayı yapmaktadır. Bir partiye karşı Türkiye tarihinde bu düzeyde kirli bir propaganda yürütülmemiştir. Türkiye’de onlarca gazete ve televizyon HDP’yi karalamak için çalışmaktadır. Bunu herkes görmektedir. Ancak AKP bunun da yetmeyeceğini görüyor. Bu nedenle oyları çalmayı ya da HDP’ye oy vermeyi engellemeyi temel hedefi olarak önüne koymuştur. Aslında onlarca gazete, TV ve başka propaganda araçlarının amacı, HDP’ye oy verenlerin kanaatini değiştirmek değildir. Çünkü o dille kimse HDP’ye yönelik kanaatini değiştirmez. Hatta o dil HDP’ye oy verenlerde tepki yaratır. Bu nedenle tüm propagandaların amacı oyun, hile ve baskıların gerekçesini yaratmaktır. Amiyane deyimle minareyi çalan kılıfını uydururmuş. Şimdi halkın köyünde, mahallesinde oy vermesi engellenmektedir. HDP’nin oy oranı düşürülüp AKP’nin oy oranı yükseltilecek, böylece Kürdistan’ın bazı yerlerinde AKP’nin milletvekili sayısı arttırılacaktır.
HDP baraj altında bırakılmak isteniyor
HDP’nin baraj altında tutulması zaten 80 milletvekilinden en azından 65’inin AKP’ye gitmesidir. Böylece AKP tek başına iktidar olacaktır. Esas hesap ve plan bunun üzerine kurulmuştur. Ama bu başarılmazsa bile Kürdistan’da şuradan buradan HDP oyları düşürülerek 15-20 milletvekili fazla çıkarılmak istenmektedir. Kürdistan’da hiçbir yerde AKP oyları artmaz. Bu nedenle Kürdistan’da HDP’lilerin az sandığa gitmesi ya da bir kısmının sandık taşıma nedeniyle gidememesi sonucu HDP’nin oy sayısını düşürecektir. Böylece AKP’nin aldığı oy oranı biraz yükselecek ve bir kısım milletvekili AKP’nin olacaktır. İşte AKP’nin aylardır yürüttüğü ve Türkiye’ye acı çektirdiği politikaların amacı böyle bir seçim sonucu yaratmak içindir. Bu nedenle AKP istediği kadar uğraşsın halktaki az milletvekili aldığı için bu savaşı başlattığı algısı değişmeyecektir.
Savaşlar şovenizmin arttığı dönemelerdir. Savaşlarda milli duygular şahlandırılır. AKP de savaşı başlatarak milli duyguları arttırıp milli 550 milletvekili olan bir Meclis hedeflemektedir. Yerli ve milli olmayan AKP’ye göre HDP’dir. Zaten yerli ve milli olmayana düşman denmektedir. Çünkü Türkiye’de toplum böyle şekillendirilmiştir. Bu nedenle yerli ve milli milletvekili istemesi bile savaşın AKP tarafından başlatıldığının kanıtıdır.
Kuşkusuz savaş kararı çok önceden planlanmıştır. Ancak AKP hükümeti savaşı kendi çıkarına gördüğünden seçimi kaybettikten sonra savaş politikasını daha fazla derinleştirmiş ve yaygınlaştırmıştır. Şimdi de sonuna kadar savaş demektedir. Kürt sorununda çözüm politikası olmayanlar her zaman sonuna kadar savaş demişlerdir. AKP yıllarca halkı demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için oyalamıştır. Ancak işbirlikçi siyasal İslam devlet içine alınınca Kürtleri kültürel soykırımcı sömürgeci egemenlik altında tutmak esas hedef olmuştur. Birkaç yıl oyalama ve çürütme ile bu hedefine ulaşmak istemiştir. Ancak bunun olmayacağı anlaşılınca savaş kararı alınmıştır.
Erdoğan’ın savaş çizgisi kaybedecek
Dolmabahçe Mutabakatı’nın reddedilmesi, Kürt Halk Önderi’yle 6 aydır hiçbir görüşmenin yaptırılmaması ve seçimden sonra savaşın en çirkin biçimde pratiğe konulması kesinlikle Kürt sorununda bir çözüm politikası olmaması sonucudur. Kürt sorununda bir çözüm politikası olunsaydı en makul yaklaşım gösteren Kürt Halk Önderi’yle yapılan görüşmeler bir sonuca ulaşırdı. Kürt Halk Önderi siyasi yeteneğiyle hem hükümete hem de Kürt Özgürlük Hareketi’ne Dolmabahçe Mutabakatı’nı kabul ettirmiştir. Demek ki ortak bir nokta bulunabiliyormuş; ama çözüm politikası olmayınca en makulda bile anlaşmak mümkün değildir. Nitekim olan da bu olmuştur.
Bu gerçeklik görülmeden yapılan her değerlendirme yanlış olur, kendini kandırmak anlamına gelir. Bu açıdan doğru politika bu gerçek görülerek yapılmalıdır. Eğer bir savaş dayatması varsa, ondan kaçınılamaz, nitekim kaçınılamıyor. AKP hükümeti Kürt sorunu yok diyerek zaten savaş açmıştır. Bunun sonucu olarak da Kürt Özgürlük Hareketi’ne teslim olmayı dayatmaktadır. Bu durumda ya teslim olma ya da direnme seçeneği kalır. PKK de teslim olmayacağına göre, saldırılara karşı direnmektedir. Bu durumda savaş ya teslim olunarak son bulur, ya da Türkiye demokratikleşerek ve Kürt sorunu çözülerek son bulur. Türk devleti Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezerek, yani savaşı kazanarak savaşı sonuçlandırma politikası yürütüyor. Kürt Özgürlük Hareketi ise direnerek ya devleti çözüme razı ederek ya da kendi çözümünü yaratarak savaşı sonuçlandırmak istemektedir. Zaten ister devlet tanısın, ister Kürtler kendi çözümlerini kendileri yaratsın bu sorunu çözmek ve savaşı sonlandırmaktır.
Bu açıdan Kürt halkının demokratik özerklik hamlesini en büyük barış hamlesi olarak görmek gerekmektedir. Aslında kördüğümü çözmede halkın attığı bir adımdır. Savaşla çözülmeyeni, müzakerelerle çözülmeyeni kendisi çözerek fiili çözümü yaratmaktadır. Aslında insanlık tarihinin esası da toplumların bu kendi çözümlerini yaratmasıyla belirlenmiştir. Halklar, toplumlar ilk önce kendi sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamını geliştirmişler, sonra da bunun yasalarını ortaya çıkarmışlardır. Bu açıdan Tayyip Erdoğan’ın yarattığı fiili durum gericiyken, Kürt halkının yarattığı fiili durum devrimcidir. Yani Kürt haklı tarihin akışına uygun bir hamle yapmıştır. Tayyip Erdoğan ise tarihin akışına karşı direnmektedir. Bu açıdan halk kazanacak, Tayyip Erdoğan’ın savaş çizgisi kaybedecektir.