Avrupa’da halk meclisleri, kuruldukları bölgelerde Kürdistanlıların, kültürel, sosyal ve siyasal alanlardaki sorunlarını gündeme getirmek, çözüm bulmak, ve halkın kendi kendisini yönetmesi için oluşturuldu. Günümüzde mevcut yapının ihtiyaçlara birebir cevap vermemesinden dolayı halk meclisleri şeklinde yeni örgütleme modellerini oluşturan Kürt kurumları, ihtiyaçlara cevap verecek bir yapıda mı?
Almanya’nın Hanau kentinde faaliyetlerini sürdüren Kürt Demokratik Halk Meclisi eşbaşkanları Ruken Karakoç ve Ömer Koyuncuer, belli bir çalışma yürütülse bile istenen randımanın alınmadığı görüşünde. Karakoç ve Koyuncuer, konuyu daha çok özelleştirisel bir tarzda ele alıyor.

Sayın Ömer Koyuncuer, Meclis kurmaya neden gereksinim duydunuz?

Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin geldiği aşama, dünyanın neresinde olursak olalım bizi böylesi kurumlar yaratmaya yöneltiyor. Özellikle, “Hiçbir insanımız örgütsüz kalmamalı” şiarı önemli. Ülkede olduğu gibi Hanau ve çevresinde bulunan halkımızın ulusal ve kültürel değerlerini korumak, demokratik ulus bilincini yaratmak, dayanışma ve yardımlaşma ruhunu geliştirip birbirimize destek sunmak, Demokratik Özerklik ilkelerine göre örgütlenip iradi bir güç haline gelmek için halk meclisleri önemli bir ihtiyaç. Tüm bu gerekliliklerden dolayı 20 Mart 2011 günü halk meclisimizi ilan ettik.

Meclisinizin yapısı nasıl?

Kürt Demokratik Halk Meclisi iki eşbaşkan, 11 kişilik yönetim ve 5 kişilik koordinasyondan oluşmakta. Meclis yapı bakımından; Örgütleme Komisyonu(10 kişi), Gençlik (10 kişi), Kadın (8 kişi), Adalet (7 kişi), Sosyal (7 kişi), Kültür (7 kişi), Dış İlişkiler (7 Kişi), Kurumlar, Şehit Aileleri (6 kişi), Etkinlikler adıyla 10 komisyondan oluşuyor.

Meclis, Hanau’da Kürtlerin yaşamına belli bir katkıyı sağladı mı?

Biz genel çalışmalarımızı yetersiz buluyoruz. Avrupa geneline baktığımızda iyi bir rota yakaladığımızı söyleyebilirim. Özellikle önümüzdeki süreçte, Avrupa’da daha etkili bir çalışma içerisine girmeyi hedefliyoruz. Meclisin oluşumundan bu yana tüm aktivitelerimizde ve etkinliklerimizde hem katılımcı sayısı hem de farklı durumlarda ikiye katlanma olayı var. Bu başarıyı da meclis çalışmalarına bağlıyorum. Geçmişte meclisin olmadığı zamanda dernek tek başına yetersiz kalıyordu. Kendi çalışmalarını dahi yürütmekte zorlanıyordu. Meclisin oluşmasıyla birlikte hem dernek güçlendi hem de derneğe bağlı kurumlar güç aldı. Dolayısıyla çalışmalarımızda büyük bir farklılığın olduğunu görüyorum, fakat bunu da yeterli bulmuyorum. İçinde bulunduğumuz süreç ve ülkede yaşanan durumlarla kıyaslandığında, bu büyük bir başarı sayılmaz. Yine Hanau’daki dernek çalışmalarına ilişkin de bir şeyler söylemek gerekirse, resmi olarak 28 dernek üyemiz var. Fakat halka dernek üyeliğinin amacı, resmi üyeliğe neden gereksinim olduğu gibi konuları anlatırsak, bu sayının artacağını düşünüyorum. Dernek üyelerimiz ne kadar fazla olursa sosyal haklardan o kadar yararlanabileceğimizi insanlarımıza anlatmamız gerekiyor. Zaten bu yönlü çalışmalarımız da var. Dernek yöneticileri ve meclis sözcüleri olarak bu konuda sıkı bir çalışma yürütüyoruz. Bundan önce YEK-KOM’un başlattığı kimlik kampanyası vardı. Kampanya için Hanau’da 921 imza topladık. Bunun çok iyi bir başarı olduğuna inanıyorum. Daha da organizeli bir şekilde çalışabilseydik, çok daha iyi sonuçlar elde edebilirdik.

Şimdi de sayın Ruken Karakoç ile devam edelim. Sayın Karakoç, meclis bünyesinde şu an kaç kişi aktiv görev yapıyor?

İlk kongremizden sonra bazı arkadaşlar komisyonlardan çekildi. Şu an 53 kişi görev yürütüyor. Çalışmaların tam istenildiği, planlanıldığı gibi olduğu söylenemez. İlk kongrede bir heyecan ve istek vardı. Bu şekilde çalışmalara başladık. Fakat zaman geçtikçe bunun azaldığını gördüm.

Bunun nedeni ne olabilir?
Tabii ki, komisyon sözcülerinin veya mecliste yer alan arkadaşların duruşundan kaynaklanıyor. Yaşanan sürecin bir bütün olarak anlaşılmamasından, yine buradaki rahatlıktan kaynaklandığını düşünüyorum. Çalışmalara biraz daha yüklenirsek sayımızın artacağını düşünüyorum. Her şeyimizi birbirimizle paylaşmamız gerekirken, insanlarımızı derneğe getirmekte dahi zorlanıyoruz. Bu bir eksiklik. Bu eksikliğin büyük bir kısmının çalışanlardan kaynaklandığını, üzerimize düşen görevleri daha iyi yapmalıyız. Halk duyarsız değil, fakat çalışmak gerekiyor.
 
Duyarlı kılmak için meclisinizin bir çabası var mı?
Zaman zaman toplantılarımız oldu. Hem sözcülerle hem yönetimle kendi içimizde toplantılar yapıyoruz. Fakat halk ile iletişimimizin zayıf olduğunu söyleyebilirim. Çünkü süreç o kadar yoğun ki, toplantıdan toplantıya koşmaktan halka vakit ayıramadık. Ama halk ayağının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Örnek verecek olursak, bazı yürüyüşlerde ve eylemlerde halkı telefon veya internetle çağırdık ama yoğunluğun oldukça az olduğunu gördük. Başka bir eylemde halka direk gittiğimizde ise, katılımın oldukça yüksek olduğunu farkettik. Bunun için halka gitme konusunda meclisin sosyal komisyonuna çok iş düştüğünü düşünüyorum.

Aldığınız kararları pratiğe geçirebiliyor musunuz?
Elimizden geldiği kadarıyla komisyon toplantılarını periyodik yapmaya özen gösteriyoruz. Çalışmaların zayıf olmasının bir nedeni de, toplantılarda alınan kararların hayata geçirilmemesidir. Çünkü bir komisyon toplanıyor, planlamasını yapıyor. Herkes katlıyor, fakat kapıdan çıkıldığında o planlama hayata tam geçirilmiyor, bu yüzden de zayıf olduğunu düşünüyorum.

Bu sorunu aşmak için neler yapılmalı?
Aşmak için mecliste eğitim amaçlı toplantılar düzenlemeyi düşünüyoruz. Ancak  bu şekilde düzeleceğini düşünüyorum.


ERDEM İNAL/HANAU