Özellikle politik, ekonomik ve sosyal kriz koşullarında siyasi mücadelenin en önemli sorunu, rejimin gündemini “tersine” çevirecek bir “sür’at ya da ani refleks” gösterme yeteneğidir. Bu olmadığı zaman parti ya da hareket rejimin dayattığı gündemin ya peşinde sürüklenir ya da “kendi gündemiyle” kendini sınırlar. Her iki durumda da kamuoyu, muazzam medya tekeli nedeniyle rejimin dayattığı gündeme mahkum olur.
Örneğin şu anda rejim MHP tarafından verilen “af yasa tasarısı”yla gündemi belirliyor. Ne CHP, ne İyi Parti, ne Saadet, hatta ne de HDP Erdoğan’la Bahçeli arasında gidip gelen bu gündemi “tersine çeviremiyor.”
Aynı zamanda da bu gündemin dışına da çıkamıyor. Yapılan MHP’nin “af yasasını” eleştirmekten ibaret. Bu tasarının “mafya şeflerini ve kadın katillerini kurtarmak” amacı taşıdığını söylemekle yetindiğin zaman, yalnızca MHP yasa tasarısı hakkında konuşmuş oluyorsun.
Oysa muhalefetin görevi “kendi gündemini” yaratmak ve tartışmayı bu gündem üzerinden yapmaya rejimi zorlamaktır.
Bunu zaman zaman yapıyor elbette muhalefet. Örneğin bundan birkaç ay önce, havuz medyasında hayvanlara yapılan işkenceler gündemi boydan boya kaplayınca, bir HDP’li vekil haklı olarak „refleks” göstermişti. Hemen bir etraflı yasa tasarısı hazırlamıştı, bu arada hayvan haklarını ihlal edenlere “hapis cezası” önermiş ve hazırladığı yasanın da, “Cumhurbaşkanının onayı ile yürürlüğe” gireceğini, her yasa tasarında usulden olduğu gibi, tasarının son maddesine eklemişti.
(Hapis cezası içeren bir yasa taraşının hazırlanmasını, izninizle pek anlayamadığımı not edeyim. Geleceğin demokratik cumhuriyetinde “hayvan düşmanlarını” hapsetmek yerine onları özel bir eğitimden ve rehabilitasyon sürecinden geçirerek “hayvanlar alemine yeniden kazandırmak” sanırım en insani yöntem olacak. O nedenle Cumhurbaşkanına “hayvan hakları için” olsa bile böyle bir hapsetme yetkisini vermek bana bir hayli sorunlu görünmüştü.)
Bu gibi konulardaki “refleks”in şu sırada “af” konusunda çok daha hızlı bir şekilde gösterilmesi bence çok önemli.
MHP’nin “mafyaya ve kadın katillerine af” tasarısına karşı, “genel siyasi af” tasarısıyla rejimin gündemini tersine çevirmek, onları ve rejimin kripto yandaşlarını “PKK’lileri ve FETÖ’cüleri affetme” konusunda tartışmaya zorlamak yerinde olur.
Dünkü Cumhuriyet’te gazete işgalcisi Mustafa Balbay bile şöyle yazdı:
“İçinde af geçen her sözcük genel affı çağrıştırır.”
Ve ardında da şöyle dedi:
“Halen hapiste olanların büyük çoğunluğu haksız yargılandığını düşünüyor...
İktidarın intikamcı yaklaşımı davaların seyrini değiştiriyor... Böyle bir ortamda kimsenin haksız yere hapiste tutulmasını istemeyiz.”
Yazar aynı zamanda CHP milletvekili. Yani bir “genel siyasi af” yasa tasarısı hazırlayacak mevkide. “Siyasi olmayanları” ise zaten rejim affediyor.
Şu anda PKK önderi Öcalan’a karşı yeni bir tecrit saldırısı başladı. Düne kadar hiçbir hukuki temele dayanmadan sürdürülen tecrit, şimdi yargı tarafından “6 aylık” bir disiplin cezasıyla uygulanmaya kondu. “Öcalan’a özgürlük” sloganı şimdi daha da güncel.
Öcalan’a özgürlük sorunu, Türkiye’de demokrasi, krizden çıkış ve çözüm, Ortadoğu’da barış sorunu. Bu sorunların oluşturduğu, tutulduğunda tüm zinciri sürükleyecek olan ana halka Öcalan’a, dolayısı ile tüm siyasi esirlere, PKK’lilere, HDP’lilere, sosyalistlere, Cemaatçilere, Batı yanlısı asker-sivil bürokratlara özgürlüktür.
Şimdi düşünelim, MHP’nin “mafyaya ve kadın katillerine af” tasarısını çürütmek, yani malumu ilan için mi beyhude çaba harcamak doğrudur, yoksa rejimi ve CHP’yi “genel siyasi af” tasarısı üzerinde tartışmaya mecbur etmek mi?
Örneğin Erdoğan şöyle demek zorunda kalsın: „Ben PKK’yi ve FETÖ’yü zindanda çürütürüm, ama mafyayı ve kadın katillerini kucaklarım.“
Bazı arkadaşlarım “PKK’nin yanına neden bu FETÖ’yü de yapıştırıyorsun” diye serzenişte bulunuyor.
Burada Cemaatle ve Batı yanlısı asker-sivil bürokratlarla “ittifak yasasından” söz edilmiyor. “Genel siyasi af” yasasından söz ediliyor. Arkadaşıma “biz çıkalım, onlar kalsın” demenin ayıp olduğunu, rejimin mağdurlarının hepsine sahip çıkmamanın, örneğin “FETÖ’ye karşı baskıları desteklemenin” ya da tersini yapmanın, rejime “yüzde elli” destek anlamına geldiğini, CHP’nin ise “hem PKK’ye, hem de Cemaate ve Batı yanlısı asker-sivil bürokratlara yapılan Saray baskılarını desteklediğini” bunun da faşist rejimi “yüzde yüz desteklemek” anlamına geldiğini anlattım, o da bana katıldı.
Balbay ne diyor bu işe? Gazeteye “PKK’ci ve FETÖ’cü çizgi” nedeniyle el koymuştu da, o nedenle soruyorum: “PKK’ci ya da FETÖ’cü ol” demiyorum. Var mısın bir “Genel siyasi af tasarı” hazırlamaya? Evet mi, hayır mı?