Halkımız uygulanan kayyum politikalarına karşı iradesine sahip çıkacaktır. Bütün kadınları ve çocukları yok sayarak, sadece yandaşların rant sağlayarak belediyeleri yönettiği aşikar bir durum. Halkımız bunu görüyor ve seçimlerde cevabını verecektir.

Büyük bir finalin arifesindeyiz. Bütün bu saldırı, baskı, imha politikaları karşısında halkımız Leyla Güven öncülüğünde başlayan açlık grevi gittikçe yayılıyor. Bu sadece açlık grevi eylemcilerinin değil, herkesin talebidir. Tecridin kaldırılması için eylemde olanları selamlıyorum.

DUYGU EROL / RENNES

2014 yerel seçimleri ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Cizîra Botan Belediye eşbaşkanlığına seçilen ve sokağa çıkma yasaklarının ardından yerine kayyum atanan Leyla İmret, 31 Mart yerel seçimlerinin tarihi önemine vurgu yaparak halka iradesine sahip çıkma çağrısında bulundu.

Türkiye ve Kürdistan’da savaş politikalarının devreye girmesi ile beraber Kürdistan illerinde sokağa çıkma yasakları ilan edildi. 2014 yerel seçimlerinde 102 belediye almaya hak kazanmış Demokratik Bölgeler Partisi’ne (DBP) ait 94 belediyeye kayyum atandı, 54 belediye eşbaşkanı tutuklandı ve onlarcası sürgüne çıkmak durumunda kaldı. Cizîra Botan’da ilan edilen sokağa çıkma yasakları sürecinde, halkın vahşet bodrumlarında katledildiği ilçenin belediye eşbaşkanı olan Leyla İmret, yerine kayyum atanmasına rağmen halen Cizîr’in seçilmiş meşru eşbaşkanı. Halkın bu seçimlerde adaylarına ve belediyesine sahip çıkacağına inandığını belirten İmret ile eşbaşkanlık sistemi ve yerel seçimler üzerine konuştuk.

31 Mart 2014’te yapılan yerel seçimlerde Cizîr belediye eşbaşkanı seçildiniz. 31 Mart’tan bugüne kadar kentteki katliamlardan kayyumlara birçok şey yaşandı. 2014’ten bugüne yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biz 2014 yılında seçimlere girerken “Öz yönetimle özgür kimliğe” sloganıyla demokratik inşa üzerinden bir kampanya yürütüp seçimlere girdik. Seçimleri de büyük bir başarıyla 102 belediye alarak kazandık. Eşbaşkanlık her ne kadar devlet tarafından kabul edilmediyse de biz bu sistemi kendi belediyelerimizde uyguladık. Tabii bununla da sınırlı kalmayarak özellikle kadın birimleri, kadın müdürlükleri açarak tüm çalışmalarımıza kadının dilini, rengini şehirlerimize yansıtmaya çalıştık.

Elbette özyönetim ve demokratik özerklik bizim yerel yönetimler üzerinden yürüteceğimiz bir inşa süreciydi. DBP, belediyelerle halka hizmette herkesi dahil etme, şeffaflığı öne çıkaran bir politika izledi. Merkezi değil, ekolojik, kadın özgürlükçü yerel yönetimler anlayışıyla, yerinden yönetim esasıyla çalıştık.

Tabii bizler seçildiğimizde bir müzakere süreci vardı. Ortam oldukça ılımlı ve umut doluydu. Ama hükümet savaş politikalarını devreye soktuğunda bir tasfiye süreciyle yüz yüze kaldık. Tutuklamalar, sürgünler, sokağa çıkma yasakları, katliamlarla bir çöktürme planı devreye girdi. Tüm bunlar yapılırken insanlık suçları, savaş suçları işlendi ve insanlar susturulmaya çalışıldı.

Daha sonra Türkiye’de kontrollü bir darbe süreci gerçekleşti. Ve zaten Erdoğan bu darbe girişimi için, “Bu bize Allah’ın bir lütfudur” dedi. Bunu kendi lehine kullanarak OHAL ve KHK’lerle demokratik kazanımları, Kürt kazanımlarına karşı büyük bir saldırı gerçekleştirdi. Bizim 94 belediyemize kayyum atandı, eşbaşkanlarımız tutuklandı. Bugün kazandığımız ve sonradan kayyum atanan tüm belediyelerimiz karakola dönüşmüş durumda. Belediye yönetimleri ekolojik, kadın özgürlükçü, şeffaf, demokratik bir yapıdan tek adam yönetimlerine dönmüş, meclisler tamamen lağvedilmiş durumda. Herhangi bir denetleme olmadan, belediyenin tüm ihaleleri yandaşlara peşkeş çekiliyor. Üstelik bunlar belediyeleri büyük borçlar altına sokarak yapılıyor. Biz kendi halkımıza uzun vadeli ve geniş vizyonlu programlar hazırlamıştık. Arıtma tesisi, altyapı, içme suyunu iyileştirme gibi projelerimiz vardı. Şu an sadece AKP’lilere rant sağlayan, kaynakları peşkeş çeken bir yaklaşım var. AKP baştan aşağıya kadını aile ile birlikte gören bir yaklaşıma sahip olduğu için kadın birimlerimizi de kapattı. Anne olan, eşine biat eden kadın dışında, özgürlüğünü sağlayan, ekonomik olarak ayakta kalan kadın istemedikleri için bu kurumlara saldırdılar. Kürtçe açtığımız kreşleri, Kuran kurslarına çevirerek Türkçe eğitime geçtiler. Kuran dersi almak isteyenlere elbette ki verilebilir, buna karşı değiliz. Biz Kürtçe olan her tabelanın sökülüp her alanda Kürtçe’nin yasaklanmasına karşıyız. Gençleri zehirleyip, uyuşturucu madde kullanımını arttırdılar, fuhuşu yaygınlaştırdılar. Büyük bir asimilasyon politikası izleniyor.

Özyönetim direnişleri sonrasında Cizîr ve Şirnex’te yıkılan yerlere TOKİ eliyle, apartmanlar yapıldı, yapılmaya devam ediyor. TOKİ’lerin yapılmasındaki amaç nedir sizce?

Şu an Cizîr, Sûr, Gever ve Şirnex gibi yerlerde yıkılan yerlerin yerine TOKİ binaları dikmelerinin esas sebebi demografiyi değiştirme amacıdır. Yüksek binalar yapıyorlar. Oradaki kültürel yapıya hiç uygun olmayan binalar bunlar. Çünkü bu yerlerde komşuluk ilişkileri çok güçlü, aileler geniş ve bu nedenle de bahçeli evlerde yaşamayı tercih ediyorlar. Ama şimdi aileleri TOKİ’ye mahkum ediyorlar. Sokağa çıkma yasakları öncesinde bazı yerlerde yıkım başlamıştı aslında. Hem kültürel yapıyı değiştirmek hem de göçleri sağlayarak, demografiyi değiştirecek zemini yaratmaya çalışıyorlar.

2014 yerel seçimlerinde ilk defa eşbaşkanlık sistemi uygulandı. Eşbaşkanlık deneyimlerinizden bahsedebilir misiniz?

Yerel yönetimlerde eşbaşkanlık sistemi büyük bir yankı uyandırdı ve bu kadınlar açısından büyük bir devrimdi aslında. Çünkü artık bütün belediyelerde kadının rengi, dili, bakış açısı ortaya çıktı. Bu bizim için büyük ve pozitif bir değişim. Tüm Türkiye’de de karşılık bulan bir sistemdi. Bunu yaparken de bir iddia belirttik. Toplumun yarısı kadınsa yönetenlerin de yarısı kadın olmalı dedik. Çünkü özellikle yerel yönetimlerdeki inşa sürecinde kadının rolü, kadın bakış açısı oldukça önemli. Kadın özgürlükçü politikamız da tam olarak buydu. Yıllarca erkekler tarafından yönetildik ve eşbaşkanlık sistemi ile güçlü bir değişiklik yapıldı. Belediyelerimizde kadınlar daha aktif oldular. Bu bizim için yerelde devrim mahiyetindeydi tabii.

Önümüzdeki yerel seçimlere ilişkin neler söylemek istersiniz?

Bu seçimlerde, uygulanan kayyum politikalarına karşı halkımız iradesine sahip çıkacaktır. Bütün kadınların ve çocukların yok sayarak, sadece yandaşların rant sağlayarak belediyeleri yönettiği aşikar bir durum. Halkımız bunu görüyor ve seçimlerde cevabını verecektir.

Ben bugün hala Cizîr’i temsil eden, seçilmiş bir belediye eşbaşkanıyım. Avrupa’da halkımıza yaşatılanları anlatarak diplomasi çalışmaları yürütüyoruz. Halkımız hiçbir zalime boyun eğmemiştir bugüne kadar. Şu an büyük bir finalin arifesindeyiz. Bütün bu saldırı, baskı, imha politikaları karşısında halkımız Leyla Güven öncülüğünde başlayan açlık grevi gittikçe yayılıyor. Bu sadece açlık grevi eylemcilerinin değil, herkesin talebidir. Tecridin kaldırılması ve Öcalan’la görüşülmesi için eylemde olanları da selamlıyorum.