
Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi tarafından hazırlanan “Halkın sanatçısı, halkın savaşçısı Yılmaz Güney” belgeseli, Güney’in Kürt meselesine ve Türkiye’deki siyasal mücadeleye nasıl yaklaştığı sorularına yanıt arıyor.
Belgeseli hazırlayan Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi çalışanı Çetin Deste, Yılmaz Güney’in siyasi görüşlerine ağırlık verdikleri bu belgeselde, onun sanatına yön veren politik kişiliğini göstermeyi amaçladıklarını belirtiyor.
‘Kürdistan bir sömürgedir’
İki bölümden oluşan belgesel, “Halkın sanatçısı” diye adlandırılan birinci bölümde Yılmaz Güney’in sanatsal yanını ele alırken; onunla çalışmış, filmlerinde oynamış, cezaevlerinde aynı koğuşu paylaşmış insanların anlatımlarına yer veriyor. “Halkın savaşçısı” adlı ikinci bölümde ise, Yılmaz Güney’in politik yönü ön plana çıkarılıyor.
Deste, 12 Mart 1971 darbesinden sonra Mahir Çayan ve arkadaşlarına yardım ettiği gerekçesiyle tutuklanan, sonrasında marksizmle tanışan ve bu yönde bir fikriyat oluşturan Güney’in; Kürdistan’ın dört ülke arasında paylaşıldığını ve Türkiye tarafında kalan Kürdistan’ı Türk devletinin sömürgesi olarak gördüğünü belirtiyor.
“Güney, Türkiye kavramını kullandığı her yerde mutlaka Kürdistan kavramını da kullanırdı” diyen Çetin Deste, Yılmaz Güney’in Türkiye ve Kürdistan halklarının ortak mücadelesinden oluşan bir devrim anlayışını savunduğunu vurguluyor.
Belgeselde, Güney’in politik kişiliğini konuşmalarından ve yazılarından derleyerek oluşturduklarını söyleyen Deste, Güney’in hayatını kaybetmeden önce Fransa’daki çevresiyle çıkardığı Mayıs Dergisi’nden yararlandıklarını belirtiyor. Çetin Deste, Mayıs Dergisi’nin, Güney hayatını kaybettikten sonra onun siyasi yazılarını 3 ciltlik bir eserde topladığını da sözlerine ekliyor.
‘Bilinçli olarak unutturuluyor’
Yılmaz Güney’in siyasi görüşlerinin egemenler tarafından bilinçli olarak unutturulduğunu savunan Çetin Deste, Güney Kültür Sanat Edebiyat Dergisi olarak yaptıkları belgeselin, bu yönüyle önem taşıdığını vurguluyor.
Yılmaz Güney’in politik bağlamından koparılamasına ve unutturulmasına karşı çıktıklarını söyleyen Deste “Yılmaz Güney’e sahip çıkmak hem sanatsal hem politik anlamda nerede haksızlık varsa buna karşı çıkmayı, ezilen bir ulusun, emek ve kadın mücadelesinin yanında olmayı gerektiriyor” diyor.
“Rojava’nın yanında olurdu”
Yılmaz Güney yaşasaydı kuşkusuz Rojava kazanımlarının yanında dururdu. Oradaki kazanımların yaşaması için sanatsal anlamda ürün vermeye çalışırdı. Filmleri, romanları açısından da yansıtır ve değerlendirmeler de yapardı. Kuşkusuz Kürdistan’ın bu parçasının yaşaması ve oradaki kazanımların daha ileriye götürülmesi noktasında mücadele ederdi. Olanakları olsa DAİŞ’e karşı da savaşırdı.
Devrimci parti fikri
Yılmaz Güney hayatını kaybetmeden önce Mayıs dergisi içerisinde devrimci bir parti oluşturma konusunda bir çağrısı olmuştu. Son yazılarından birisi de bu konuyu irdeliyordu. İnşa etmek istediği devrimci parti sosyalistlerin anladığı anlamda bir devrimci parti değil de, cunta ve ağır faşizm koşullarına karşı mücadele edecek grupların yan yana gelmesinden oluşacak bir çatı partisi tarzında olmasını öngörüyordu. O dönemde Faşizme Karşı Birleşik Cephe oluşumu vardı. O deneyime de tanıklık ediyor ancak ağır faşizm koşullarında cunta varlığını sürdürdüğü için faşizme karşı mücadele eden tüm kesimleri bir araya getirecek bir düşünceyi savunuyor, böyle bir oluşum öngörüyordu.
ZEYNEP KURAY / ANF