Halkların Demokrasi Partisi (HDP) yerel yönetim Eşbaşkan adaylarını açıkladı. AKP ve CHP gibi düzen partilerinin karşısında halkçı demokratik tek alternatif HDP’dir. Türkiye’de diğer partilerin hepsi denenmiştir. Eskiden kendini Kemalist olarak tanımlayan iktidar blokları vardı. Bu iktidar blokları halka çok çektirdi. Sonunda Kürt halkının direnişiyle yüzleri açığa çıktı. Türkiye halkı bunlardan illallah etti. Türkiye demokrasi güçleri dağınık olunca, birlikte hareket etmeyince, hazır olmayınca 2002 yılında AKP iktidar oldu. AKP bir iktidar bloğu olarak seçime girdi. Bu bloğun en önemli ittifakı Fethullahçılardı. Bu ittifakın da 12 yılda ipliği pazara çıktı. Bir taraftan Kürtlere ve demokrasi güçlerine kan kustururken, diğer taraftan halktan alınan vergilerin, yapılan sömürülerin AKP yandaşlarına dağıtıldığı anlaşılmıştır. Zaten bu 12 yılda en fazla zenginleşenler ise Fethullahçılar oldu. Nitekim AKP’liler Fethullahçılara “Siz ne istediniz de vermedik” demişlerdir. Yani Türkiye’yi birlikte yağmalamışlardır.

Türkiye’de 80 yıllık ittihatçı, ulus-devletçi, kültürel soykırımcı hegemonya tarihe karışmıştır. Artık bu baskıcı, sömürücü, kültürel soykırımcı hegemonyayı CHP de diriltemez. CHP mevcut politikalarıyla tarihin akışına ve halkların iradesine karşı kürek çeken bir konumdadır. Mevcut zihniyet ve politikalarıyla bu partinin iflah olması zordur. Artık CHP’nin klasik politikaları MHP’ye kalmıştır. Türkiye’nin yeni CHP’si MHP’dir. MHP, Baykal’ın ittihatçı-ulusalcı CHP’sinin yerini almıştır.
CHP 1970’li yılların CHP’si olmaktan da uzaklaşmıştır. Aksine Kılıçdaroğlu 1970’li yıllarda CHP’ye karşı savaşan MHP’lileri CHP’ye alarak Karaoğlan yerine kara gömlekli olmaya aday olmuştur. CHP bir taraftan Fethullahçılarla flört yaparken, diğer taraftan eski MHP’lilerle dokusunu tümden değiştirmeye yönelmiştir. Zaten Mehmet Haberal ve Sinan Aygün’ü içine alarak karakterini ortaya koymuştur. Bu nedenle CHP artık 1970’li yıllarda oy tabanı olan yoksullardan değil, zenginler ve orta sınıftan oy almaya yönelmiş bir parti durumundadır.
AKP ve Fethullahçılar ise sol demokratların, radikal demokratların dağınık olduğu ortamda demokratik söylemlerde bulunarak ve halkın dini duygularına seslenerek iktidar oldular. Kürtler ve demokrasi güçlerine saldırıları nedeniyle demokrat olmadıkları, aksine yeni bir hegemonya peşinde koştukları anlaşılmıştır. Son ortaya çıkan yolsuzluklar Müslümanlığı da sadece sömürü ve baskılarını örtme sponsoru olarak kullandıklarını ortaya çıkarmıştır. Bırakalım Müslümanlığı, İslam’da var olan hak ve adalet ölçülerinin çok uzağında oldukları anlaşılmıştır. Dinin bunları sömürü ve iktidar yapan bir araç olduğu iyi görülmüştür. Dini bu kadar sömürü ve baskıları için araç yapan siyasi güçlere tarihte az rastlanmıştır. Daha doğrusu eskiden beri dini böyle kullananlar olmuştur. Özellikle siyasal alanda bunun için kullanılmıştır. Ancak dinin bu biçimde kullanılışı bu düzeyde çıplak gözle görülmüyordu. Hep kitabına uydurularak bu işler yapılıyordu. Ancak teknik gelişip de insanların yaptıkları yakından izlenince rakip olanlar birbirlerinin ipliğini pazara çıkarmışlardır. Kapitalizm de rekabet demek olduğundan, artık bu tür kirli çamaşırları bir gün biri, diğer gün başkası ortalığa dökmektedir. Bu tür rekabetler hayırlara da vesile olmaktadır. AKP ve Fethullahçılar çatışmasının hayırlara vesile olması gibi!
Bu rekabet ve kavga olmasaydı AKP’lilerin ve Fethullahçıların yüzünü bu kadar göremeyecektik. Paris Katliamı’nın MİT tarafından nasıl planlandığını öğrenemeyecektik. Demokratik bir ülkede yaşamadığımız için şeffaflık ve toplum tarafından denetlenebilirlik yoktur. Ancak sömürü ve baskıda kardeş olanların kardeşliği bozulunca Türkiye bir süreliğine şeffaf olmaya başladı. Bu şeffaflığın gerçek şeffaflık olacağı demokratik Türkiye’ye vesile olmasını diliyoruz.
Şu kesindir; artık dini böyle çirkince iktidar ve sömürüleri için kullananlar da bir daha iflah olmayacaklardır. Dinin bu kadar kötüye kullanılması amiyane deyimle onları mutlaka çarpacaktır. En başta da inanan insanlar bunlara gereken cevabı vereceklerdir.
Türkiye’nin bu durumu gerçekten demokratik olan güçlerin Türkiye’nin kaderini ele almasına imkan vermektedir. Aslında radikal demokratların mücadele birikimi Türkiye halkının özyönetim gücü olmasını defalarca hak edecekleri düzeydedir. Zaten Türkiye’nin siyasal ve sosyal sorunlarını solun da içinde bulunduğu radikal demokratlar dışında hiçbir siyasi güç çözemez. CHP ve dini kendine maske edinen grupların artık halkın karşısına çıkacak yüzleri kalmadığı için çeşitli sol kesimleri ve demokrasi güçlerini içine alan HDP’nin bu yerel seçimlerde şansı bulunmaktadır. Özellikle demokrasinin beşiği olan yerel yönetimlerde bu şansı daha fazladır. Solun, radikal demokratların “Biz toplumu örgütleyerek toplumla birlikte kendi şehirlerimizi yöneteceğiz” demesi ve yerel yönetimlerin bu gerçekliğe yakın olması HDP’nin şansını yükseltmektedir.
Toplum için yerel yönetime aday olmak yanlıştır. Topluma şöyle hizmet edeceğiz, şunu yapacağız demek de yanlıştır. Bunlar klasik siyasi anlayışın ve rantçı belediyeciliğin anlayışıdır. “Biz şehirlerimizi birlikte yöneteceğiz, tüm işleri de halkla birlikte yapacağız” denilmelidir. Sadece hangi işlerin yapılacağına karar vermek de yeterli değildir. Hem hangi işlerin yapılacağına karar vermek, hem de karar verilen işleri toplumla birlikte yapmak toplumcu belediyeciliktir. Toplumun özgürlüğünü hedefleyen yerel yönetimler işte böyle demokratik topluma dayalı yönetim anlayışıyla gerçeklik haline gelebilir. Bu belediyecilikte çözülmeyecek sorun yoktur. Bu yerel yönetim anlayışıyla bugünkü bütçelerin çıkardığı işlerin dört beş katı iş yapılır. Yani şehrin güzelleşmesi ve kalkınması yüzde yüz değil, daha fazla artar. Dolayısıyla radikal demokrasi anlayışıyla, doğrudan demokrasi anlayışıyla toplumun tüm gücünü harekete geçirip açığa çıkarma zamanı gelmiştir.
HDP Türkiye’de bu düzeyde iddialı olmalıdır. Bu iddiasıyla tüm halkı seçim kampanyasına seferber etmelidir. Tüm halkı seçime seferber ederek bu seferberlik içinde halkı bilinçlendirme ve örgütlemeyi de planlamalıdır. İşte şimdi devrimciliklerin ayağa kaldırılma zamanıdır. Solculuğun, sosyalistliğin, proleterliğin ayağa kalkma zamanıdır. Gerçek demokrat, aydın ve yazar olmanın zamanıdır. Halkla birlikte harekete geçmenin zamanıdır. Kesinlikle tarz, tempo ve coşkuyla alternatif olunduğunun gösterilmesi zamanıdır. Halk bunu gördüğü anda HDP’ye yönelecektir. İşte o zaman sadece CHP’yi değil, AKP’yi de paramparça edecektir. HDP iyi çalışırsa CHP’den alacağı oydan daha fazlasını AKP’den alacaktır. AKP’nin tabanı HDP’ye oy vermeye yatkındır. Bir zamanlar Ecevit’in oy aldığı yerlerden AKP’nin oy alması bu gerçekliği kanıtlamaktadır.
CHP ve AKP bu seçimde “Oylarınızı bölmeyin, bölerseniz AKP ya da CHP kazanacak” diyeceklerdir. Böyle bir ucuz propaganda yapılacaktır. HDP böyle ucuz bir propagandayı kırarsa kesinlikle seçimlerin en kazançlı partisi çıkacaktır. Bize oy vermezseniz şu kazanır, bu kazanır propagandasının demokratik olmayan sömürücü ve baskıcı güçlerin seçim stratejisi olduğu iyi ortaya konulmalıdır. Bu aldatmayla onlarca yıldır demokratik seçeneklerin önüne geçilmiştir. Bu seçimle bu oyuna, bu aldatmaya son verilmelidir. Aksine bu partiler demokratik güçlerin oyunu çalarak halk güçlerini zayıf düşürmektedirler. HDP güçlenirse halk güçlenecektir. HDP’nin güçlendiği yerde halk üzerinde sömürü ve baskının kolay olmayacağı ortaya konulmalıdır.
HDP, Kürt sorununu çözecek tek partinin de kendisi olduğunu ortaya koymalıdır. Türkiye’de halkların kardeşliğinin de, birliğinin de çimentosu olduğu ortaya konulmalıdır. Kürtlerin özgürlüğü de, Türklerin ve başka halkların özgürlüğü de ancak adil barış olursa sağlanacaktır; Türkiye’de demokrasi güçleri güçlenmezse Kürt sorunu çözümsüz kalmaya devam edecektir, demelidir. Türkiye’de demokrasi güçleri güçlenmeden Kürt sorununu çözmek kolay olmayacaktır. Bu nedenle HDP güçlendirilmelidir ki Kürt sorunu çözülsün ve Türkiye demokratikleşsin, denilmelidir.
Yine Alevilere özel seslenmelidir. CHP Alevilerin sorununu çözmez, sadece çözümsüz bırakıp üzerinde politika yapar. AKP nasıl ki Kürt sorununu çözümsüz bırakıp üzerinde politika yapıyorsa, CHP de Alevi sorununu çözümsüz bırakarak Aleviler üzerinde politika yürütüyor. Sorunları çözümsüz bırakarak üzerinde politika yapmak kadar çirkin ve ahlaksız politika olamaz. HDP sorunlardan söz etmeyi değil, sorunları çözmeyi hedeflediğini, çözümsüzlükten nemalanan partilerin bu çirkin politikalarına son vereceğini ortaya koymalıdır. HDP kendini iyi tanımlar ve iyi propaganda yaparsa önü açıktır.