Halkları mutlu eden, halk olarak yaşamalarıdır. Halk olma bilincini yitirmeden, başka bir oluşa mecbur olmadan ve bir şeylere katlanmak zorunda kalmadan yaşamalarıdır. Halkları mutlu eden, ulus devletin gülmeyi dahi insanlara parayla satan kirli yüzünden sıyrılarak, özgür yaşamı yaratma yolunda adım atabilmeleridir. Bunun siyasal zemini için atılan adımların demokratik ulus projesi etrafında demokratik özerk sonuçlar yaratması halkları mutlu etmektedir.
Kürt halkı mutlu. Çünkü Kürt halkı için tarihsel anlamı olan bir zaman başladı. Kuzey Kürdistan ve Türkiye seçimlerinin sonuçları bir kez daha Kürt halkının halk olarak özgür yaşama, kendi kültürünü yaşatma, dilini konuşma, iktidarcı güçlerin temsilcileri tarafından temsil edilmeme ve demokratik ulus bileşenleriyle birlikte özgür yaşama tercihini ortaya koydu. Bu seçimler bir kez daha ulus devlet anlayışını yıktı.
Ulus devlet anlayışının halkları mutsuz eden, baskılayan, kendileri olmaktan çıkaran ve tüm halkları soykırımlardan geçirerek yapay bir ulus anlayışı içinde eriten devlet yapılanması, bu seçimlerle bir kez daha reddedildi. Kuzey Kürdistan toplumu demokratik ulus projesiyle seçimlere katılan HDP şahsında Önder Abdullah Öcalan’ın demokratik ulus projesini seçti. Tam da bu sebepten dolayı bu seçimler demokratik özerkliğin onaylanması anlamına geliyor.
Bu seçimler sadece Kürt halkının değil, Türkiye’de yaşayan ama yaşamın neredeyse yok sayıldığı bir sınırda kalmaya zorlanan, yok sayılan, dışlanan, horlanan ve ötekileştirmenin çok ötesinde bir kesintisiz siyasi-kültürel-ekonomik ve etnik soykırıma maruz bırakılan tüm halklar için bir mutluluk kaynağı oldu. Her dilden, her renkten ve her kültürden olan Türkiye toplumu evlerine sığmayıp sevincini sokağa taşırdı. Çünkü sevinç toplumsaldır. Evin içinde yaşanmayı taşıyamayacak kadar büyüktür sevinç. Duyguların coşması ve çoğalarak akıp gitmesidir mutluluk. Kürt toplumu kadar ilk kez meclise giren Azeri, Ermeni, Arap milletvekillerinin seçmenleri de aynı mutluluğu sokağa taşırdı ve coşku ırmağına büyük ve anlamlı dalgalar kattı.
Tüm bunların kökeninde ulus devlet anlayışının toplumun sevincini, coşkusunu ve varlığını bastıran, yok eden ve toplumların ruhunu dahi soykırımdan geçiren donuk, homojen, tek renk, hatta renksiz yapısının yıkılması olasılığının gerçeğe yakınlaşması vardır. Türkiye devleti, imparatorluk enkazı üzerinden inşa edilen bir ulus devlettir. Cumhurbaşkanı şahsında padişahlığın canlandırılmaya çalışıldığı bu dönemde sistem karşıtı seslerin yükselmesi, sistem karşıtı eylemlerin büyümesi, birlikteliklerin çoğalması, ulus devlet mayasının tarihsel toplum ırmağında tutmadığını gösteriyor. Nihayetinde tarihsel toplum gerçeği bize şunu söylüyor: Toplum bir defa oluşmuştur. Bu oluşumda, demokratik ulus anlamına gelecek olan öz vardır. Ve bu öz yani toplum varoldukça, kök hücre denilen ahlaki politik toplum varolmaya devam edecektir. Yeni bir mayanın tüm zorbalıkları, katliamlara, hegemonik süreçlere, dev kurumlaşmalara, tüm ambalajlamalara, illüzyonlara ve retoriğin sonsuz kullanılmasına rağmen tutmaması bundandır.
HDP’ye ve özünde de demokratik ulus projesine oy veren kesimler homojen bir yapı değildir ve olmayacaklardır. Birlik ve bütünlüğü esas alacak ama birlik ve bütünlüğü, benzeşmekte görmeyeceklerdir. Farklılıkları bir ayrılık olarak görme yerine çok renkli bir bütünün öz parçaları olarak göreceklerdir. Bir arada olmanın ortaklıklarını çoğaltmayı, daralma yöntemleriyle geliştirmeyeceklerdir. Renklilikleri bir zenginlik olarak görecek ve benzeşmeyen birliktelikleri varoluşun bir temeli olarak esas alacaklardır. Farklılıklar, renklilikler, farklı görüşler, kültürler, diller ya da tüm toplumsal renklilikler zayıflık olarak görülmeyecektir.
HDP bileşeni olan tüm kurumlar ve yapılar kadar demokratik ulus projesi etrafında toplanan ve direnen tüm topluluklar tabii ki ortak ilkelerde de birleşeceklerdir. Ahlaki politik toplum olma ilkesinde birleşen tüm yapıların ‘xwebûn’ olmalarının engellenmemesini, tersine desteklenerek sürekliliğini sağlamayı bir varoluş esası olarak ele alacaklardır. Hiçbir zaman toplumlar tek renkli olmamışlar, kendilerine ait olandan başka sesler çıkarmaya zorlanmamışlardır ulus devlette olduğu kadar. Bugün tüm Ortadoğu’da Demokratik konfederal örgütlenmenin zemini çok güçlüdür. Çünkü üniter devlet, toplumun doğasına aykırıdır ve “tarih ağırlıklı olarak konfederaldir.”