Aydın’ın toplumsal yapısı kozmopolittir. Aslında halklar ve inançlar mozaiğidir. Her halk ve inançtan insanların iç içe yaşadığı doğa harikası bir coğrafya.
FİLİZ DENİZ / HABER MERKEZİ
Aydın’ın halklar ve inançlar mozaiği olduğunu söyleyen Ferhat Tunç, AKP iktidarının ırkçılığı körüklediğini belirtiyor. Aydın’ın başta Kürt illeri olmak üzere hemen hemen ülkenin her yerinde göç aldığına dikkat çeken Tunç, “Cumhuriyetin ilk yıllarında Dersim ve Ağrı sürgünleriyle başlayan, doksanların köy yakmaları ve ekonomik sebeplerle Kürt yoğunluklu göçler almış. Aydın merkez başta olmak üzere Nazilli, Söke, Köşk, İncirliova, Germencik, Sultanhisar, Kuşadası ve Didim’de yoğun bir Kürt nüfusu var. Kürtler daha çok tarım, inşaat ve turizm sektöründe çalışmakta” dedi.
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), 24 Haziran seçimlerinde Aydın 1. sıra milletvekili adayı olarak katılan sanatçı ve insan hakları aktivisti Ferhat Tunç, seçim sürecine ilişkin gözlemlerini gazetemize değerlendirdi.
Seçim sürecinde Aydın’da halka yönelik olarak nasıl bir siyaset ve çalışma yöntemi izlediniz?
Bu erken seçim bir baskın seçimdi. Bir ay gibi kısa bir zaman zarfında partiler ancak çalışmalarını sürdürebilmiştir. İktidarın bilinçli olarak seçimi yaz sıcağına ve Ramazan ayına denk getirdiğini düşünüyorum. Malum gün içerisinde insanlar işte olur, ezan saati de yazın sekiz buçuk ve dokuzu buluyor. İftardan sonra teravih namazı gece on ikiyi buluyor. İşte biz bu tablonun bilinciyle çalışmalarımızı yapmaya çalıştık. Bu takvim devletin tüm imkânlarını arkasına almış ve fütursuzca kullanan iktidar için bulunmaz bir nimet, muhalefet için de zorluklar dolu bir süreçti.
Seçimin ilk ve ivedi aşaması, seçim bürolarının açılmasıyla kitlesel halk buluşmalarını gerçekleştirdik. Sivil toplum örgütlerine, inanç ve kültür derneklerine ve Cem evlerine ziyaretler gerçekleştirdik. Tabii Ramazan ayı olduğu için çok mütevazi ve kitlesel iftar yemekleri gerçekleştirdik. Tüm bu çalışmalar partimizin seçim bildirgesi ve aday tanıtım broşürleri, afiş, pankart ve anons araçları ile birlikte partimizin ilke ve vaatleri çerçevesinde propagandalar ve söylevler yaptık.
Demokratik Cumhuriyet ve barış temalı bir çalışmamız oldu. Çünkü hem demokrasi de hem de barış bu topraklar için ekmek ve su gibi elzemdir. Partimin ve şahsımın genel siyaset dili ve ahlaki görevi de bu olduğu için barış ve demokrasiyi her yerde altını çizerek dile getirdik. Tabi genel ülke sorunlarının yanında özellikle Aydın ilinin işsizlik, ulaşım, sağlık, eğitim, ekonomik ve çevreyle ilgili sorunlarını dile getirdik. Sadece dile getirmekle yetinmeyip nasıl çözüm üreteceğimizi broşürlerle anlattık.
Aydın da özelikle JES’lerin (Jeotermal santralleri) yol açtığı çevre kirliliği ile ilgili broşür çıkaran tek parti HDP’dir. Kadın ve gençlik özgülü çalışmalarımız oldu. İnanç gruplarıyla sorunlarını çözme ve dinleme tarzında irtibatımız oldu. Halka ulaşma araçlarımız sadece hoşgörü kardeşlik, demokrasi ve insan hakları inancımızdı. İktidarın para ihale, rant, milliyetçilik kutuplaştırıcı siyasetine karşı, halkların kardeşliği şiarıyla çıktık. Aydın’da seçim sürecinde hangi çalışmayla gittiğinizin cevabı bu şiardır. Alevi, Sünni, Laz, Çerkes, Kürt ve Türk’e bizi ulaştıran bu birleştirici barış ve kardeşlik diliydi. Zaten bizi de farklı kılan bu üslubumuzdur.
Aydın bölgesinin toplumsal yapısını ve politik dokusunu bizlere biraz anlatır mısınız?
Aydın’ın toplumsal yapısı kozmopolittir. Aslında halklar ve inançlar mozaiğidir. Her halk ve inançtan insanların iç içe yaşadığı doğa harikası bir coğrafya.
Anatolia medeniyetinin beşiği diyebiliriz. Zaten onlarca antik kenti olan Ege bölgesinin bir ili ve bu yönüyle turist çeken kadim bir il. Coğrafik olarak iki Aydın’dan bahsedebiliriz. Doğu ve Batı Aydın. Tabi, doğu ve batı kendi coğrafik ve ekonomik özelliklerinden kaynaklı iki farklı toplum yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Batı kısmı yani sahil ilçe ve beldeleri seküler, iç ve doğu ilçeleri muhafazakar ve milliyetçi diyebiliriz.
Sahil kesimi daha çok turizm, yazlık ve hizmet bölgesi olduğu için kendine özgü bir nüfus yapısı oluşmuştur. Doğu tarafı daha çok tarım ve tarıma dayalı sanayi ve hayvancılıkla uğraşan bir alan. Oralarda da muhafazakar milliyetçi bir kimlik daha ağırlıktadır. Aydın başta Kürt illeri olmak üzere hemen hemen ülkenin her yerinde göç almış bir yer. Bu konuda kültürel çeşitlilik var. Cumhuriyetin ilk yıllarında Dersim ve Ağrı sürgünleriyle başlayan, doksanların köy yakmaları ve ekonomik sebeplerle Kürt yoğunluklu göçler almıştır. Aydın merkez başta olmak üzere Nazilli, Söke, Köşk, İncirliova, Germencik, Sultanhisar, Kuşadası ve Didim de yoğun bir Kürt nüfusu vardır.Kürtler daha çok tarım ve inşaat sektöründe çalışmaktadır. Didim ve Kuşadası’nda inşaat ve turizm hizmetlerinde çalışmakta.
Yıllardır Menderes Nehri kirliliği ve madencilik faaliyetleri, jeotermal enerji santralleri Aydın halkının yaşadığı sorunların başında geliyor. Bir zamanlar ‘Dağından yağ, ovasından bal akan kent’ olarak bilinen Aydın artık jeotermal santral ve sondajlarının yol açtığı ‘Çürük yumurta kokulu kent’ olarak anılmaya başladı. Bu konuda HDP’nin özel bir çalışması oldu mu?
Aydın’ın önemli sorunlarının başında çevre sorunları geliyor. Aydın, ölümcül hastalıklar ve bu hastalıklara bağlı ölüm artış oranlarında ön sıralarda çıkıyor. Uzmanlar ise bunu kentin çevresel sorunlarına bağlıyor. Su, hava, toprak kirliliği kentin bir türlü çözülmeyen, çözülmesi için de politika geliştirilmeyen sorunları.
Mesela, Menderes Nehri Türkiye’nin en kirli 3’üncü nehri. Yine Aydın, hiç hak etmediği halde ülkemizin en kirli illeri arasında. Peki bunlar neye yol açıyor? Ölümcül hastalıkların bu kadar yoğun olmasında çevre kirliliğinin ciddi bir payı var. AKP’nin siyaset politikası da, savaş politikası da, çevre politikası da canımızı alıyor. Başta belirttiğim gibi JES’ler yüzünden havaya karışan gazlar, toprağa, suya karışan akışkanlar ciddi çevre kirliliğine yol açıyor. İşte bu durum da sağlık sorunlarını, ölümleri beraberinde getiriyor. AKP, JES kanununa da uymuyor ve akışkanların kentimizdeki akarsulara öylece bırakılmasına zemin hazırlıyor. Her koşulda Aydın halkının sağlığı ve ekonomisi hiçe sayılıyor. İktidar, halkın sağlığına, doğaya ve ekonomiye zarar vermekten kaçınmıyor.
HDP Aydın’daki bu sorunları daha önce de Meclis gündemine taşımıştı zaten. Seçim çalışmalarımız sırasında da hükûmetin suç işlediğini, halkı ve doğayı tehlikeye attığını sıklıkla anlattık. Aydın’daki çevre eylemlerine de katıldık. Yine de yeni dönemde daha etkili ve halkın kaygılarını sahiplenen bir pratik sergilemeliyiz diye düşünüyorum.
Aydın’da HDP’nin binaları, standları ve taraftarları saldırıya uğradı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca orada nasıl bir politik dinamik ve örgütlenme var?
Aydın’da Türk milliyetçi bir eğilimin varlığını reddedemeyiz. Kitleleri harekete geçirenin hükûmet politikaları, söylemleri olduğunu da gözlemliyoruz. Fakat sadece AKP’lilerin değil, söz konusu Kürtler olduğunda diğer partilerin de kitlelerini kışkırttığı kentlerden biri, Aydın. Buna rağmen nefretin, ırkçılığın halkın geneline sirayet ettiğini söyleyemem. Demokrat kesimin, farklılıklarla yaşamayı bilenin az olmadığı bir yer.
Alevilerin bir kısmının CHP ile olduğu gibi Kürtlerin muhafazakar bir kısmının da AKP ile ilişkisini bu dönemde HDP olarak kırdığımızı söyleyebilirim. Kürt ve Aleviler merkezde olduğu kadar pek çok ilçede de etkili. Birlik olmaları halinde belediyeleri kazanma ihtimalleri de yüksek ki bazı ilçelerde bunun deneyimleri olmuş.
Bize Kürdistan’dan Aydın’a gelip çalışan tarım işçilerin yaşadıkları ve Aydın halkının işçilere bakış açısını anlatabilir misiniz?
Aydın’da bulunan Kürdistanlıların pek çoğu emeğiyle geçinen insanlar. Kentin ekonomisine, üretimine büyük katkı sağlıyorlar. Düşük ücretler ve zor şartlarda çalışıyorlar. İktidarın ırkçılığı körükleyen politikaları kimi zaman bu tip kentlerde az da olsa karşılık buluyor. Tıpkı son dönemde Suriyelilere yöneltilen ırkçı refleksler gibi, uzun yıllardır da, sanki Kürt işçi Türk işçinin hakkını yiyormuş gibi algı yaratılıyor. Yine de bu politikalar, yönlendirmeler halkta ciddi karşılık bulmamış. Ancak kimi ilçelerde bazı patronların sadece yerli halktan çalışanları tercih ettiğini, fabrikasında, tarlasında Kürt işçiye yer vermediğini de duyduk. Bu meselenin ırkçı boyutuyken, sermayedarlar, bir süre sonra işe aldıkları Kürt işçiye böylece daha fazla sömürü uyguluyor.
Farklı halklar ve inançların bulunduğu kentte, herkes kendi düşüncelerini ifade edecek bir ortam bulabiliyor mu? Yoksa bir ötekileştirme durumu mu yaşanıyor?
Böyle kentlerde sistemin özel politikaları var. Halkların iç içe geçmesini istemiyorlar. Kimi düşünürlerin de dikkat çektiği gibi, toplumun bir kesimi, tanımadığı, ‘yabancı’ bulduğu kesime nötr kalmak bir yana, negatif olarak konumlanıyor. Sistem bunun farkında ve halkların ‘tanışmasını‘, haliyle kaynaşmasını istemiyor. Yer yer bunun etkileri görülebiliyor ama seçim döneminde AKP-MHP’nin partimizi hedef alan olağanüstü kışkırtmaları halkın genelinde ve Aydın’da karşılık bulmadı.
Aydın’ın sosyal ve politik yapısının, Aleviler ve diğer inançlara yaklaşımı anlatabilir misiniz?
Laikliği önemseyen kentlerden biri olmasının yanında, Alevi nüfusunun gerek merkezde gerek ilçelerdeki yoğunluğu ve yerli halkla teması, negatif yaklaşımların seviyesini düşürmüş durumda. Alevilerin, Kürtlerin örgütlü, ısrarlı mücadelesi, artık Alevi toplumunun inkâr edilemez olduğunu da sağladı. Fakat Alevi’nin varlığının kabul edilmesiyle yetinilmemeli; bilhassa inanan insanlar, Alevilere kendileriyle eşit hakların tanınmamasından rahatsızlık duymalı.
Öte yandan seçim çalışmalarında ilişki kurduğumuz pek çok farklı çevrenin dinlemeye açık olduğunu da gördük. HDP’nin bu çevrelerle ilişki kuracağı argümanı da az değil. Mesele köylülerin, emekçilerin gündemi ekonomileri, yoksullukları. Savaş politikalarının, bütçelerinin bu insanların ekonomisini nasıl bozduğunu daha çok anlatmalıyız. Baskıları boşa çıkarmak için hem bu çevrelerle ilişkilerin daha sıkı kurulması gerekiyor, hem de seçimden seçime sınırlanmayan günlük çalışmaların, coşkunun bu kentlere de yayılması gerekiyor, diye düşünüyorum.
HDP ve partilere yönelik baskılar var mı, bu konuda neler yapmak gerekiyor?
Son seçimde daha çok açığa çıkan bir baskı var. Ama buna rağmen HDP’nin etkisiz olduğu bir bölge değil. Her yerde olduğu gibi Aydın’da da HDP kriminalize edilmek isteniyor. Oysa seçim çalışmalarında ilişki kurduğumuz pek çok farklı çevrenin dinlemeye açık olduğunu da gördük. HDP’nin bu çevrelerle ilişki kuracağı argümanı da az değil. Mesele köylülerin, emekçilerin gündemi ekonomileri, yoksullukları. Savaş politikalarının, bütçelerinin bu insanların ekonomisini nasıl bozduğunu daha çok anlatmalıyız. Baskıları boşa çıkarmak için hem bu çevrelerle ilişkilerin daha sıkı kurulması gerekiyor, hem de seçimden seçime sınırlanmayan günlük çalışmaların, coşkunun bu kentlere de yayılması gerekiyor, diye düşünüyorum.