Cizreli analar buzlukta sakladıkları çocuklarının cenazelerini gömerken ‘barış olsun, kimsenin çocuğu ölmesin’ dedi. Asker aileleri Türkiye tarihinde ilk kez çocuklarının cenazeleri başında isyan ederek ‘kardeşi kardeşe kırdırtmayın’ dedi. Son yapılan anketlerde Türkiye toplumunun yüzde 70’e yakını çözüm sürecinin devam etmesinden yana.
Kısacası toplum barış ve huzur istiyor, bunu da her koşul altında dillendiriyor.
Peki Türkiye’ye barış ve demokrasi nasıl gelecek? Savaşın acı, kan ve gözyaşından başka sonuç vermediğine en çok tanıklık etmiş olan bu coğrafyanın insanına neden barış layık görülmüyor?
Sadece Türkiye değil tabii; bölgede yıllardır kan gövdeyi götürüyor ve diyalog yoluyla, siyasal yollarla sorunların çözümü akıl edilmiyor. Savaş bir kader gibi bölge halklarının anlına yazılmış sanki. Hiçbir bölge liderinin buna dönük bir perspektifi yok. Adeta herkes güç denemesi yapıyor. Hem de binbir zorlukla, emekle yetiştirilmiş gencecik insanların sırtından. ‘Ya bana tabii olursun ya da ölürsün’ kültürü adeta esir almış durumda iktidarları. Öl-öldür politikası amansızca dayatılıyor Ortadoğu insanına. Her ölüm yeni bir ölüme gebe bırakıyor toplumu. Belki bütün bölge için henüz bunu konuşamıyoruz. Ama Türkiye halkları için bunu daha fazla konuşmak durumundayız. Çünkü Türkiye’de barışın adresi belli.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 1993’ten beri Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için defalarca tek taraflı ateşkesler ilan etti. Devletin tekçi zihniyeti bu ateşkes çabalarını heba etti. Her seferinde ateşkeslerin sonuç almaması için bir neden bulundu.
Mart 2013’te yapılan Newroz deklarasyonu 2 yılı aşkın bir süre inanılmaz bir barış umudu yarattı. Ancak devlet hiçbir zaman tekçi zihniyetinden vazgeçmediği için bu kez de AKP iktidarı ve Erdoğan’ın eliyle süreci sonlandırdı. Önemli olan Türkiye halklarının barış içerisinde yaşaması değil, Erdoğan ve AKP iktidarıydı. Nitekim bunu çok açıktan dillendirdiler.
Oysa toplum Erdoğan ve AKP yetkilileri gibi düşünmediğini açıkça söylüyor. Gerilla ve asker analarının feryadında bunu görüyoruz. Daha önceleri de böyleydi aslında ama hiçbir zaman ana akım medya görmedi, görmek istemedi.
Geçen yıl DBP Eşbaşkanı Emine Ayna ile Öcalan’a Özgürlük imza kampanyası için yapılan röportajda sayın Ayna şöyle bir olayı anlatmıştı: ‘Yaşanmış bir şeydir bu… Bir eve gidiyor arkadaşlarımız. Önce seçim çalışması kapsamında konuşuyorlar. Ardından imza kampanyasını anlatıyorlar. Evde bulunan kadın HDP’ye destek vermeyeceğini ama Öcalan’ın özgürlüğü imza kampanyasına destek vereceğini söylüyor. Ve eşinin polis olduğunu söylüyor.’’ Bu çok ilginç. “Barış buradan geçecek. Eşim gittiğinde akşam ölüm haberini almak istemiyorum, eve sinirli, gergin gelmesini istemiyorum. Bunun yolu Öcalan özgür olursa olacak” diyor.
Muhtemelen kendini açıktan ifade eden çok az kişiden biridir. Böyle binlerce insan olduğunu hem yüzde 70 oranından hem de Öcalan’ın özgürlüğü için toplanan 10 milyon 328 bin 623 imzadan anlıyoruz. (İmza kampanyasının sonuçları Şubat 2015’te Strasbourg’da açıklanmıştı)
Kısacası Türkiye halklarının önemli bir kısmı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne ve barışa hazır.
Peki 5 Nisan 2015 tarihinden bu yana Öcalan’a uygulanan tecridi bu topluma nasıl anlatacaksınız? Barışı neden tecrit ediyorsunuz? Her geçen gün ruhsal açıdan Kürtlerin kopuşunu derinleştiren, hızlandıran politikalarınızla neyi amaçlıyorsunuz?
Çokça ifade edildiği gibi Türkiye toplumunun bayrak, vatan, bölünme gibi korkuları yok aslında. Özel olarak örgütlendirilmedikçe, tetikçilik yaptırılmadıkça halkların ortak yaşam sorunu yok. Bunu en çok ‘bayrak mitingleri’nde gördük. "Milyonlarca Nefes, Teröre Karşı Tek Ses” denildi. Havuz medyası özel reklam ve çağrılar yaptı. Devlet erkanı yeni kapıda boy gösterdi. Ama yine de milyonlarca nefes sokaklara çıkmadı. Savaşın esas amacını gören Türkiye halkları, bayrak mitinginin de esas amacını gördü. Ve nitekim haklı da çıktı. Miting seçim mitingine dönüştü. Aynı zamanda AKP ve Erdoğan’ının barış karşıtı tutumunu da artık çok iyi biliyorlar. Türkiye halkı barış istiyor. Barışın Öcalan’la olacağını çok iyi biliyor. O halde sayın Öcalan üzerindeki tecridi kaldırın. Türkiye ve bölge halklarının barışa ve Öcalan’a ihtiyacı var.