Tufan’dan kurtulmanın olasılıkları oluştu. Türkiye’de seçimler sonuçlandı. Halkların bayramını kutlama olasılığı yaratıldı. Bunun nedenleri seçim sonuçlarının tüm değerlendirmelerinde ortaya konuldu. Seçimden çok savaşa benzeyen, çekişmeli ve yoğun bir sürecin ardından siyasi iklim yumuşamadı. Bir anlamda seçimler bir istikrar yaratmadı. Zaten böyle bir beklenti de yoktu. Ortaya çıkan siyasal tablonun en güzel yanı sanıldığı ve sıklıkla söylendiği gibi AKP iktidarının sarsılması değildir. Tabii ki Davutoğlu’nun söylediği gibi halk, AKP’ye iktidar yetkisi vermemiştir ve bu önemli bir sonuçtur. Ama daha önemlisi halkların neye onay verdiği konusudur.  

2015 seçim sonuçlarının en güzel yanı tüm Türkiye halklarının, siyasal kesimlerin, direnen farklılıkların, inanç sahiplerinin ve özgürlük arayışçılarının seçim sonuçlarında görünür olmasıdır. İlk kez hakim etnik ve dinsel kimliğin dışında kalan, inkar edilen, yok sayılan ve soykırımlardan geçirilen kesimler milletin temsilini yapmaya hak kazandı. Cumhuriyetin kuruluşuna konulan Türk-İslam mayası, bu seçimlerle değişmiştir. Artık bu maya demokratik bir özle kendini yenileyerek demokratik bir form kazanmaya adım atmıştır. Alevi, Caferi, Êzîdî, Ermeni, Süryani, Arap, Türk, Kürt, Azeri, Roman vekillerin seçimi kazanması bayram sevincini yaratan toplumsal zemindir. 

Bu seçimler Önder Abdullah Öcalan’ın demokratik ulus modelinin zaferidir. Seçim sonuçlarıyla birlikte demokratik ulus modeli kazanmış ve devletçi tekçi ulus modeli yerle bir olmuştur. Bu anlamıyla da ortaya çıkan sonuç, Türkiye siyasal ve toplumsal tarihini değiştirmeye aday bir seçim sonucudur. 

En önemli toplumsal ideolojik sonuç da bu seçimlerde kadın vekillerin sayısındaki artıştır. Türkiye siyasetine hakim olan erkek egemenlikli yapılanmayla mücadele ve bu cinsiyetçi kültürü ortadan kaldırmayı hedeflemek, meclisteki kadın vekillerin de bir görevi olarak ortaya çıkmıştır. Kadın vekillerin sayısal artışı önemlidir. Bu bileşim, vereceği mücadeleyle siyasetteki erkek hakimiyetine, siyasetin egemenlik ideolojisiyle yürütülmesine karşı güçlü, istikrarlı ve yaratıcı bir mücadele vermek suretiyle nicel artışı nitel artışa dönüştürebilir. 

Yine seçimlerin ortaya çıkardığı önemli bir sonuç, her ne kadar büyük haksızlıklarla yürütülmüş ve yüzlerce saldırıya uğramış olsa da Kürdistan’daki sonuçların ortaya çıkardığı demokratik özerkliktir. Kürdistanlıların hemen hemen tamamı, HDP’ye verdikleri oylarla demokratik ulus modelini onaylamış, demokratik özerklik istemlerini ortaya koymuşlardır. 

Türkiye ve Kürdistan halkları İstanbul’dan İzmir’e, Kocaeli’den Bursa’ya kadar kendi rengini siyasete katmıştır. Kürdistan’da başta Agirî olmak üzere Serhat bölgemiz büyük bir kültürel demokratik çıkış yaparak betonları kırdığını daha gür bir sesle dillendirmiştir. Colemêrg de tüm saldırı ve özel savaş oyunlarına rağmen yüzde yüzlük rekorla Kürdistan özgürlük mücadelesini ve demokratik ulus çizgisini sahiplenme kararlılığını ortaya koymuştur. Yine Dêrsim de CHP’yi kendi sınırlarından çıkararak kendi özgün ve özerk yapılanmasını, kendi doğal akışıyla bir kez daha buluşturmayı başarmış ve önemli bir tarihe imza atmıştır. Adıyaman ve Antep’teki HDP seçmeninin ortaya çıkardığı irade de önemli bir iktidar karşıtlığını, halkların demokrasi istemini ortaya koymuş ve kültürel direniş tarihine denk bir sonuca yaklaşmıştır. 

Her yönüyle uzun süre tartışılacak olan seçim sonuçlarının tarihsel olduğu bugünden bellidir. 

Henüz hükümet kurulmuş değil.  Bu kapsamda hükümet kurmaya yönelik koalisyon tartışmalarının yürütülmesi olağandır. Türkiye halkları, oy vermeyle vatandaşlık sorumluluğunu yerine getirmiş olsa da, bundan sonra da siyasete dahil olmalı, oluşacak koalisyonun nasıl olacağını kendi demokratik eylemleriyle ortaya koymalıdır. Halkın siyasete katılması da böyle mümkün olabilir. 

İnkarcı cumhuriyet yapılanmasının yarattığı kurumlaşmalar göz önünde bulundurulduğunda Kürdistan’da birçok ilde HDP’nin yüzde 100 oy aldığını söyleyebiliriz. AKP, tüm kirlilikleriyle birlikte halkların demokratik gücü tarafından Kürdistan’dan süpürülmüştür Bu, demokratik ulus çizgisinin başarısını tarihsel bir başarıya dönüştürmek için yapılması gerekenleri Öcalan demokratik çözüm süreci kapsamında defalarca ortaya koymuştur. 

Bu kapsamda ilk olarak demokratik siyasetin bir tanımı olmalı ve ortak ilkeler oluşturulmalıdır. Ortaya çıkan oy tablosunun da gösterdiği gibi ulusal ve yerel boyutlar göz önünde bulundurularak, tabloyu soykırım sisteminin gerekçesi haline getirmeyi engelleyecek bir yerel demokratik sistem yaratılmalıdır. 

Kimliklerin, ulus kavramının yeniden tanımlanarak, demokratik ulus temelinde bir tanımın anayasal kapsama alınması şarttır. Kadın konusunun asgari toplumsal haklar kapsamından çıkarılarak temel yaşam konusu haline getirilmesi, bu temelde cinsiyetçiliğin aşılması için acilen yeni bir yapılanmaya gidilmesi ve toplum yaşamının da buna göre yeniden kurumsallaştırılması olmazsa olmazdır. 

Gezi eylemleriyle çarpıcı olarak Türkiye gündemine taşınan ekoloji konusunun önemle ele alınması gerekmektedir. Gezi olaylarındaki faşizan ve düşman uygulamalarıyla gündeme giren bir polise verilen ağaç dikme ve bakımını üstlenme cezası önemli olmakla birlikte, bu eylemin bir ceza değil temel bir yaşam şartı haline getirilmesi için gerekli eğitsel, kurumsal alanlar oluşturulmalı. Ayrıca endüstriyalizmin saldırılarının sonuçlarının günlük olarak tespit edilmesi ve acil önlemler alınması gerekmektedir. Bu anlamda tarihsel mirası yok eden baraj yapımlarının acilen durdurulması meclisin ilk işi olmalıdır. 

Yine seçim sürecinde yaşanan karşıtlaştırıcı yaklaşımlar, polisin kitle karşısında sergilediği faşist tutumlar ve benzer içerikte birçok uygulamanın geriye çekilmesi, toplum bireylerinin görevleri kadar tanımı ve hakları da özgür vatandaşlık temelinde ortaya konmalıdır. Türkiye’deki ekonomik eşitsizliklerin, yolsuzlukların, gelir uçurumlarının ortaya çıkarılmasını sağlayacak güçlü bir çalışmanın zeminleri hazırlanarak ekonomik alanda yeni yapılanmaya gidilmelidir. Yine güvenlik konusunun kamu güvenliği adı altında devlet hizmetçiliğinden çıkarılarak toplumun kendi yaşamını sürdürmesinin önüne çıkacak engelleri kaldıracak bir düzeye çekilmesi şarttır. Tüm bu yaşam zorunluluklarını yerine getirmek için de, Türkiye toplumuna dayatılan hegemonyanın kırılması, bunun için de demokratik hamleleri içselleştirebilecek bir anayasanın oluşturulması gerekmektedir. 

Seçimler bitti, vekiller seçildi ama asıl görevler bundan sonra başlıyor. Hükümet oluşumu konusunun krize girdiği bugünlerde krize dair hesaplar ve ön tartışmalar yoğundur. Tüm olasılıkların içinde Türkiye’yi bu krizden çıkarmaya en yakın olasılığın ne olduğunu herkes bilmekte ve seçim gündeminin tamamlanmasıyla da Türkiye gündemine getirmektedir. 

Önder Abdullah Öcalan’ın başlattığı çözüm sürecinin ilerlemesine AKP’nin faşizan zihniyeti tahammül edememektedir. Bundan dolayı Erdoğan’ın kurmayları seçim öncesinde, “AKP iktidar olmazsa çözüm süreci biter” tehditleri yapacak kadar oy kaybettiklerini fark etmiş,  faşist uygulamaların yolunu açmaya yönelmişlerdir. Ki seçim sonrası geliştirilen provokasyonlar ve bunların engellenmemesi de bunu göstermektedir. 

Önder Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecinin temeli olan halkların demokratik çözüm modeli başarılı olmuştur. Önder Abdullah Öcalan’ın başarısı olan demokratik model, demokratik halklar, inançlar, farklı kimlikler ve gençlik başta olmak üzere toplumun tüm kesimleri nezdinde karşılık görmüş, önemli bir sinerji yaratmıştır. Bu sinerjiyi yaratan özgür ve demokratik yaşam olasılığıdır. Bu olasılığı hakikate dönüştürmek de Önder Abdullah Öcalan’ın çözüm hamlesinin ikinci tarihsel adımı olacaktır.