AKP hükümetinin Kürtlere yaklaşımını anlamak açısından Rojava Devrimi’ne nasıl baktığını bilmek gerekir. Bugün Rojava, Kürtlere yaklaşımın ölçüsü haline gelmiştir. Rojava Kürdistan’ın en küçük parçasıdır; küçük kardeş gibidir. Bu nedenle tüm Kürtler Rojava konusunda hassastırlar. Kürtlerin hassas olduğu Rojava’ya ise Türk devleti düşmandır. Kürt karşıtı olduğundan Kürtlerin her olumlu adımına da düşmanlık beslemektedir. Nitekim Girê Sipî’nîn (Til Abyad) YPG-YPJ güçlerinin denetimine girmesine en fazla tepki gösteren AKP hükümeti oldu. Öyle ki, AKP’nin yayın organı niteliğindeki gazete ve televizyonlar “PYD IŞİD’ten daha tehlikelidir” biçiminde manşetler atmışlardır. Bu haberler ve değerlendirmeler AKP’nin Kürt düşmanlığı karakterini açıkça gözler önüne sermiştir.

Dünya, IŞİD’i en tehlikeli örgüt olarak görüyor, Rojava Devrimi’ni ise özgürlükçü ve demokratik karakteriyle alkışlıyor. Rojava Devrimi’nin Ortadoğu’da bir güneş gibi doğduğu kabul ediliyor. Ortadoğu halkları da Rojava Devrimi’ni böyle görüyor. Sadece AKP ve işbirlikçileri Rojava Devrimi’ne düşmanlık beslemektedirler.

AKP, Akçakale’de IŞİD ile kucak kucağaydı. Akçakale IŞİD’in kampı haline getirilmişti. Yine Ceylanpınar IŞİD’in karargahlarından biri haline getirilmişti. Bütün dünya bunları bilirken AKP hükümetinin “PYD IŞİD’den daha tehlikelidir” demesinin ne anlama geldiği görülmelidir. AKP hükümeti dostu olduğu IŞİD’i hiç karalayabilir mi? Hatta seçimi kazanmış olsaydı Til Abyad-Girê Sipî’ye dünyanın yaygarasını koparacak ve derhal müdahale edecekti. Ancak suçlu ve seçimde yenilmiş bir parti olarak biraz bağırdılar, çağırdılar, ama YPG’nin başarısı karşısında bir şey yapamadılar.

IŞİD’in Til Abyad-Girê Sipî’den kaçmasını engelleyemeyenler “YPG ve YPJ etnik temizlik yapıyor” diyerek bu büyük başarıyı gölgelemek istediler. Öyle ki, bu başarıyı küçük göstermek için IŞİD ile PYD’nin işbirliği yaptığı yalanını bile söylediler. Bu yalan bile AKP’nin karakterini ortaya koymaya yeter. Kendisi neyi yapıyorsa AKP rakiplerini onunla suçluyor. Yıllardır Türkiye’de de bunu yapıyor, Ortadoğu’da da bunu yapıyor. Şu netleşmiştir, AKP hükümeti ve Erdoğan başkalarını neyle suçluyorsa mutlaka onu yapıyordur. Kendi suçlarını başkalarını suçlayarak örtmeyi bir siyaset tarzı haline getirmiştir. Kim akıl vermiş bilemiyoruz, ama AKP kendi suçlarını örtme yolunu böyle bulmuştur.

Aslında AKP hükümeti IŞİD eliyle Rojava’dan Kürtleri kaçırtıp Rojava’yı Kürtsüzleştirmek istemiştir. Bu nedenle Rojava’dan kaçışlara kapıyı sonuna kadar açmıştır. Til Abyad-Girê Sipî’ye kapıyı ilk önce kapatan AKP hükümeti, Kobanê’de tüm Kürtlerin kaçması ve Kobanê’nin Kürtsüzleşmesi için elinden ne gelmişse onu yapmıştır. Türk devletinin sadece Bakurê Kurdîstan’da değil, tüm Kürdistan’daki stratejisi Kürtleri bulundukları topraklardan koparıp Türkiye’nin metropollerine ve Avrupalara sürüp eritmektir. Türk devletinin gizli ajandasında, ya da kozmik odalarında en başta Kürdistan’ı Kürtsüzleştirme politikaları ve uygulamaları vardır. Bunu anlamayan Kürt, Türk devletini anlamamış Kürt’tür. Ölürken bile nasıl öldüğünü bilmeyen Kürt’tür. Malatya, Maraş ve Sivas’ta Kürtler nasıl etnik temizliğe uğratılmışlardır? Bu, tamamen üzerinde ciltler dolusu kitap yazılacak bir konudur. Kürtlerin, Alevilerin bu topraklardan kaçışı kesinlikle ekonomik değildir. Kürtler üzerinde uygulanan özel savaş politikaları sonucudur. Kürt köyleri boşaltılıyor, ama yanındaki Türk köyleri ise gittikçe büyüyor. Bu somut durum bile bunu göstermektedir.

Türk devleti aslında bir zamanlar Kürtlerin göçertildiği ve kaçırtıldığı Til Abyad-Girê Sipî’ye dönmelerini istememektedir. Suriye rejiminin Arap kemeri politikasının boşa çıkması ve Kürtlerin topraklarından göçertilememesi AKP’nin derdi haline gelmiştir. AKP Hükümeti bundan dolayı etnik temizlik suçlaması yapmaktadır.

Etnik temizlik ulus-devletçiliğin, milliyetçiliğin politika ve uygulamalarıdır. Rojava Devrimi ise ne ulus-devletçidir ne de milliyetçidir. Rojava Devrimi demokratik ulusu esas almaktadır. Sadece Kürtlere dayanan, Kürt hakimiyetine dayanan bir ulusallaşmaya karşıdır. Rojava Devrimi’nin çizgisi demokratik ulus ve ortak vatandır. Til Abyad-Girê Sipî Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin, varsa başka halkların ortak vatanıdır. Soykırım ve etnik temizliğe en fazla karşı olanlar Kürt halkıdır. Çünkü Kültürel soykırıma ve etnik temizliğe en fazla maruz kalan halktır. 

Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin en önemli ideolojik yaklaşımı, teorik çizgisi ve siyasi projesi demokratik ulustur. Bu çizginin moral gücü ve üstünlüğü kaynağını bundan almaktadır. Başarısı da bu çizgiden ileri gelmektedir. Milliyetçilik ya da etnik temizlik gibi şeyler baltayı kendi ayağına vurmak ya da bindiği dalı kesmektir. Hiç kimse Rojava devrimcilerinin bu aptallığı yapacağını söyleyemez. Kaldı ki böyle bir şeyin en küçük esamesi bile görülse, buna en başta da Kürt Özgürlük Hareketi karşı çıkar. Çünkü böyle bir şey Önder Apo’ya, çizgisine ihanet olur. Bu açıdan Türk devletinin “Araplar Til Abyad’dan atılıyor” propagandaları safsatadır, yalandır. Zaten Türkiye ve IŞİD yanlıları dışında böyle bir idiada bulunan yoktur.

Girê Sipî-Til Abyad’da Kürtler, Araplar, Türkmenler ortak yönetim olacaklardır. Çünkü Rojava Devrimi’nde yönetim demokratik topluma dayalıdır. Yönetimi de belirleyen toplumdur. Til Abyad’da da yönetimi toplum belirleyecektir. Belki ilk haftalar YPG ve YPJ’nin beli bir etkisi olsa da bu durum geçicidir ve yönetim her bakımdan tüm topluluklara ait olacaktır.

Sadece Cizîrê ve Kobanê Kantonu birleşmemiştir. Rojava kantonları mevcut pozisyonlarıyla demokratik Suriye’nin en önemli siyasi modeli haline gelmiştir. Suriye’de Rojava Devrimi’ne dayanarak demokratikleşme gerçekleşebilir. Rojava somut olarak önlerinde durmaktadır. Yakın zamanda Rojava modelinin tüm Suriye tarafından benimsenmesi ve kurtuluşun bu modelde aranması söz konusu olacaktır.

Rojava Devrimi artık kalıplarını kırmış tüm Suriye halkının devrimi haline gelmiştir. Demokratik Suriye federasyonunun en güçlü parçası haline gelmiştir. Zaten bu model dışında Suriye’de istikrar ve barışı sağlamak mümkün değildir. Parçalayarak zayıflatma değil, her toplumun özyönetimine dayalı Suriye’nin birliğinin güçlenmesi ancak bu modelle gerçekleşir.