'İleri demokrasi’ kavramı, iktidarın diline pelesenk oldu, yapıştı. Demokrasi kelimesini ne kadar sık kullanırlarsa, kendilerinin de o derece demokrat olduklarına, halkı inandırabileceklerini sanıyorlar herhalde.
Ülkenin, ileri demokrasiyi AKP Hükümeti ile yakaladığını iddia eden iktidar mensuplarının, bu ‘ileri demokrasi’ kavramını hangi ölçütlerle anlamlandırdıklarıysa, ciddi bir merak konusu.
‘İleri demokrasi’nin iktidar tarafından hep ‘duble yolların yapımıyla’ birlikte anılması, onların bu kavramı kendi isteklerine ve keyiflerine göre tanımladıklarını gösteriyor.
Oysa ‘demokrasinin ilerisi’nden anlaşılması gereken temel noktalar, düşünce ve ifade özgürlüğü, mutlak adalet ve eşitliğin yanı sıra, devletin idaresinde şeffaflık, seçim sisteminde en geniş temsiliyetin sağlanması dolayısıyla bireysel ve grupsal hak ve özgürlüklerin anayasal güvenceye kavuşturulması ve uygulanmasıdır.
İleri demokrasinin en ileri yanı, tek bir birey de olsa farklı veya marjinal olan her azınlığın, toplumun en geniş kesimini oluşturan topluluklarla eşit hak ve özgürlüklere sahip olabilmesi ve aynı zamanda çoğunluk kadar, azınlık olanın da kendi geleceği konusunda karar verme iradesi ve yetkisini elinde bulundurmasıdır.
İnsan evladının bugün bilimde vardığı ileri nokta, daha demokratik ve eşitlikçi sistemler değilse bile, yönetim mekanizmalarının en azından ileri demokrasilerle işlemesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Demokraside ‘ileri’ tabirinden, çağımızın bütün teknolojik olanaklarının, halkların yararına ve eşit kullanımına adil bir şekilde sunulduğu bir demokratik sistem, kastediliyor olsa gerek.
Hükümetin ileri demokrasiden anladığıysa, ülke topraklarının açıkça işgali anlamına gelen, ABD’nin bütün ileri teknik imkanlarını kullanarak, Malatya’da bir askeri üs açması, bu üse Amerikan askerlerinin yerleştirilmesi, Amerikalılar dışında kimsenin buraya girememesi ve bütün bunların ısrarla halktan gizlenmesi.
Ya da bu ülkede, ileri demokrasinin temel kriterlerinden olan bireysel hak ve özgürlüklerin varlığını, TC cezaevlerinde tutulan 1903 çocuk ve 600 öğrencinin olduğu ve bu sayının her geçen gün artarak, büyümeye devam ettiğinden mi anlamalıyız?
Grupsal hak ve özgürlüklerden anlaşılan, halen tutuklu bulunan 6400 BDP’li olabilir mi?
İleri demokrasinin diğer bir ölçütü siyasette şeffaflık, 8 milletvekilinin halen hapislerde olmasıyla mı kanıtlanmak isteniyor yoksa?
Düşünce ve ifade özgürlüğünün teminatı olan ‘özgür basın’dan, 104 gazetecinin halen tutuklu olduğu, yüzlercesinin yargılandığı, demokratik sol basının, kapatma ve cezalarla susturulmak istendiğini mi anlamak gerekiyor?
Uydurma gerekçelerle, aylarca içerde tutulan ve zaten çoktan tahliye edilmesi gereken iki gazetecinin serbest bırakılmasıyla, demokratik muhalefetin iyice yükselen tansiyonuna hafif bir ayar çekilerek, devam eden basın operasyonlarına karşı tepkilerin frenlenmeye çalışıldığı açık.
Serbest kalan gazetecilere sevinip, halen cezaevlerinde olan binlerce siyasi tutuklu için umutlanırken, peşinden gelen saldırılara karşı tepki vermeye yetişemez olduk.
Belli ki demokratik muhalefet cendereye sıkıştırılarak, egemenlerin halktan gizledikleri planlar, daha rahat devreye sokulabiliyor.
Bunun için BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın Özgür Gündem Gazetesi’nin kapatılmasına ilişkin yaptığı yorum, hepimizi düşündürmeli bence.
Kışanak, kapatma kararına tepkisini ifade ederken; "basın özgür değilse, kimse özgür değildir. Basına sansür uygulanıyorsa, arkasında gizlenen bir konu vardır” diyerek "AKP halktan neyi gizliyor?” haklı sorusunu sordu.
Bir ülkede özgür basın susturuluyorsa, sansür uygulanıyorsa, tarafsız haberciliğin halkla buluşması yasaklarla engelleniyorsa, mutlaka egemenlerin halktan saklamaya çalıştığı bir şeyler var demektir.
Bu noktada hepimizin kendimize ve birbirimize, "AKP’nin halktan neyi gizlemeye çalıştığı” sorusunu sorması gerçekten çok önemlidir.
Soralım ki bu gizliliğin amaçlarını ve arkasında saklı gerçekleri gün ışığına çıkartabilelim.
Soralım ki zorla ve şiddetle susturulmak istenen özgür basına sahip çıkabilelim.
Soralım ki bununla kalmayacağı kuvvetle muhtemel olan, sıradaki gazete kapatmaların önünü alabilelim.
Soralım ki halk olarak en doğal hakkımız olan, tarafsız habere ulaşma hakkımızı savunabilelim.
Soralım ki sadece çobanın borazanının öttüğü, koyun sürüsü bir ülke olmaktan kurtulabilelim.
Halktan gizlenmek istenen ne?