Özgürlük yürüyüşünde ALMANYA KULVARI


“Özgürlük Yürüyüşünde Almanya Kulvarı” dosyası için Hamburg’u ziyaret ettiğimizde, Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin kongresine çok az zaman kalmıştı ve kentteki Kürtler, sık aralıklarla yaptıkları gibi, çalışmaları ulaşılan düzey ve günün ihtiyaçlarına göre yeniden düzenleme gündemiyle meşguldü. O dönemde DKTM Eşbaşkanı olan, kongre ardından ise Rojbîn Kadın Meclisi Sözcülüğü görevini devralan Hatice Kaya, kentteki tek DKTM meclisini uzun vadede bütün yerellere yayılacak biçimde 9’a, kısa vadede ise 2’ye yükseltmeyi hedeflediklerini anlatmıştı. Bugün, o hedef gerçekleşmiş durumda. Hâl böyle olunca, şimdi ortaya konulan hedefler de daha güven verici oluyor.

Kentteki muhabirimiz Mehmet Zahit Ekinci’nin verdiği bilgiye göre kentte DKTM, iki alan meclisinden oluşuyor: Harburg ve Altona Halk Meclisleri. İki meclisin toplam üye sayısı 140 kişi. Altona Halk Meclisi’nin eşbaşkanları Hediye Konakpınar ve Gündi Baydilli; Harburg Halk Meclisi’nin eşbaşkanları ise Abuzer Bilenler ve Türkan Bilin.

Bunun yanısıra Rojbîn Kadın Meclisi de yüzden fazla kadını bir araya getiriyor.

Meclislerde Örgütlenme, Kültür-Sanat, İnançlar, Hak ve Uzlaşı, Şehit Aileleri, Rojava, Basın-Yayın, Yardım Çalışmaları, Dış İlişkiler Komisyonları ve Toplumsal Komisyon bulunuyor.


Hem cami hem dergah

Her meclis, mutlaka iki ayda bir toplanıyor, yapılanları ve hedefleri tartışıyor, kararlar alıyor. Meclis eşbaşkanları ile komisyon sözcüleri ise iki haftada bir toplanıyor, meclisin belirlediği perspektif doğrultusunda somut çalışmaları planlıyor.

Meclislerin yanında kentte, Demokratik Alevi Federasyonu’na (FEDA) bağlı olarak çalışmalarını sürdüren HAK-Evi Alevilerin, Şêx Saîd Camii ise Sünni Müslümanların inançsal ihtiyaçlarına yanıt olmaya çalışıyor. İki inanç kurumunun da yüzlerce kişilik cemaatleri var.

Velhasıl kentte, Kürtlerin üç mekânı bulunuyor. İlk hedef, bu sayıyı dörde çıkarmak ve DKTM’yi iki şubeli hale getirmek. Harburg ve Altona Halk Meclisleri kendilerine ait yerlere kavuştuktan sonra ise kentteki diğer 7 alanda da halk meclisleri daha kolay inşa edilebilecek.


DKTM adayı Meclis’te

Hamburg’da Kürtlerin, doğrudan Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin adayı olarak Sol Parti’den Meclis’e giren bir de milletvekilleri var: Cansu Özdemir. Genç yaşta Eyalet Parlamentosu’na seçilen Özdemir, bu dönem ise Sol Parti Meclis Grup Eşbaşkanı oldu. Hem kentteki Kürtlerin hem de Kürdistan’ın sorunlarını ve mücadelesini Meclis gündemine taşıyor.


Kültür çalışmaları

Hamburg, kültür çalışmalarıyla da dikkat çeken bir kent. Hamburg Kürt Film Günleri, bu yıl 7. kez düzenlendi. Kent, Frankfurt’ta düzenlenen 29. Uluslararası Kürt Kültür ve Sanat Festivali’ne bir müzik grubu (Koma Rengê Nû) ve iki folklor grubuyla (Govenda Sipan Amara-Jin ve Govenda Sipan Amara) katıldı. Müzik grubu, festivalde birinciliğe layık görüldü. Hâlâ onlarca genç, kültür çalışmalarını sürdürüyor.


 Kreş açılıyor

Rojbîn Kadın Meclisi Eşbaşkanı Hatice Kaya, bu konuda yer sıkıntısı çektiklerini, yakın zamanda bunu aşmak için de adımlar atacaklarını belirtiyor. Bir de yeni projelerinden bahsediyor: Kurmancî ve Kirmanckî dillerinde eğitim veren kreş. Pedagoglar hazır, Kürtçe eğitim verecek öğretmenler hazır, hatta ilgili kurumlardan proje onayı bile tamam. Tek ihtiyaç, kreşi karşılayabilecek bir yer...


Onu Gogan’daki direniş örgütledi


Abuzer Bilenler, Harburg Halk Meclisi Eşbaşkanı. Urfa’nın Bozova ilçesinde 1970’te doğan Bilenler, 1994 yılından bu yana Avrupa’da. Hamburg’daki Kürt derneğinde 1996’dan bu yana aralıksız çalışan Bilenler, Kürt Özgürlük Hareketi’ni ise memlekette, 1990 yılında, Halfeti’nin Gogan (Göklü) kasabasında çalışırken tanımış. “O zamana kadar hareketi sadece televizyondan biliyordum” diyen Bilenler, anlatıyor:

“1990’da askere gittim. İşte orada, arkadaşların neden savaştığını fark ettim. Örnek vereyim: Telefonda ailemle Kürtçe konuşurken bazıları müdahale etti, kavga ettik o yüzden. Gogan’da çalışırken arkadaşlarla tanıştım. Seçim zamanıydı, DEP bürosuna gidip geliyorduk. Ama en çok tanık olduğum çatışma beni etkiledi. İki-üç arkadaş gelmişti. Vahna köyündeki korucularla muhtarı o zaman vurmuşlardı. Yakınımızda bir evde kalıyordu arkadaşlar. Devlet geldi, evin etrafını sardı, arkadaşlar şehit düştü. Ölenlerden biri, evin sahibi Muzaffer Eryılmaz’dı. Diğeri, Halfeti’nin Dêrto köyünden Habip Kaplan arkadaştı. Hamza isminde bir arkadaş ise Rojavalıydı. Çatışmayı 5-6 saat izledim. Bizi bir evin içine koydular, oradan çıkamadık. Sonuna kadar gördük arkadaşların nasıl direndiğini. Teslim olmamak için son bombayı kendilerinde patlattılar. Üzerimde çok etki yaptı. En kötüsü de sabah askerler cenazeleri traktörle götürdü. İnsanlar, arabayla götürmek istediklerini söyledi ama devlet bırakmadı. Hepimizin çok zoruna gitti.”


Ali Dayı: Mutluyum, iyi ki PKK var


Ali Ülger’i Hamburg’da bütün Kürtler, “Ali Dayı” olarak tanıyor. Çalışmaların en bildik isimlerinden biri...

Kayseri’nin Sarız ilçesinde 1958 yılında doğan Ali Dayı, Köy Enstitüsü mezunu. Tastamam 26 Haziran 1980 gününden bu yana Almanya’da yaşıyor. Hep de Hamburg’da kalmış.

Ali Dayı, devrimci hareketi 80 öncesinde tanımış. O dönemler, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Acilciler örgütüne yakınlık duyuyormuş. Okuldan atılmış, sürgün edilmiş. Türlü eziyetler ardından yurtdışına çıkma kararı vermiş. İlk geldiğinde, birkaç ay hem kendimi unutturur hem de biraz ekonomik rahata erer, sonra geri dönerim demiş ama... 12 Eylül kapıya dayanmış. Ali Dayı’nın ailesinden tutuklananlar olmuş, köyü basılmış. Artık geri dönüleceği kalmayınca, el mahkum iltica etmiş. Fakat Alman devleti de 11 sene boyunca “terör örgütü üyesi” olduğu gerekçesiyle oturum vermemiş; daha sonra yeni çıkan bir yasa sayesinde oturum alabilmiş.


‘Zindan direnişi yakınlaştırdı’

Almanya’da da ilk etapta “Acilciler” çalışması yürüten Ali Dayı, örgütün 84-85’te yaşadığı ayrılık sırasında olan-biteni ahlaki ve devrimci bulmadığı için bağlarını koparmış. Fakat yine de eylemlere katılmayı sürdürüyormuş. Anlatıyor:

“İlk geldiğimde PKK yok denecek kadar azdı. İlk dikkatimi çektiği dönem, 1982’deki Faşizme Karşı Birleşik Mücadele Cephesi çalışmaları oldu. Ciddi açlık grevleri vardı. Diyarbakır Zindanı’nda Mazlumların direnişi sürüyordu. Benim de abim o zaman Diyarbakır Zindanı’nda yatıyordu. O dönemde ben PKK’ye daha da yakınlık hissettim. Çünkü Türkiye solu uzun süre darbeye cevap olamadı. PKK’nin o direnişi ise beni ona yakın hale getirdi. Ama yine de uzun süre PKK’nin yanına tam gelmedim. Dışarıdan bakıyordum ama yayınları alıp okuyordum.”


Onu da şehadetler örgütledi

Ali Dayı’nın kırılma noktası ise, 1994’te ilk defa ülkeye gidebildiğinde karşılaştığı şehadetler olmuş. Sarız’da üç PKK’li, Türk devlet güçleriyle girilen çatışmada şehit düşmüş; ilçe ise, bir anda tımarhaneye dönmüş. Ali Dayı, insanların, “Bunlar sünnetsizdir, gavurdur” türü sözlerine şahit olmuş. Hem cenazelere uygulanan vahşet hem de bu atmosfer onu çok etkilemiş ve Almanya’ya döner dönmez derneğe gitmiş. Şimdi, “Geç katılmışım. Keşke çocukluğumdan beri bu hareketin içinde olsaydım” diyor.


‘Bana çok şey kattı...’

“PKK’yle yürümek bana çok şey kattı. Hem kişiliğimde ciddi bir gelişme gördüm hem de ülkedeki faşizme karşı ne kadar durabildiysem bu bana mutluluk verdi. Şehitlerimize, Önderliğime, halkımıza layık olmak için ben her yaptığım eylemde mutluluk duyuyorum. Bugün kendimi Özgürlük Hareketi’nin içinde buluyorum, huzurluyum. İyi ki PKK var.”


Dirbêsiyêli Zinar: Erimemizi istiyorlar, erimeyeceğiz!


Zinar, Rojava’nın Dirbêsiyê kentinden, 25 yaşından genç bir adam. Vücudunda savaş yaraları var, onlar yüzünden gelmiş Almanya’ya. Derneğin içinde her yere koşturuyor, sanki elinden her iş geliyor. Bu kadar enerjik olmasının nedenini ise, konuşmaya başladığında anlıyoruz. Âdeta “ciğerinden” konuşuyor Zinar. Sözcükleri ip gibi ardı ardına dizerken, heyecandan ses telleri titriyor. Savaşın, direnişin izi, yalnız vücudunda değil, heyecanında da görülüyor.

Zinar, Demokratik Birlik Partisi (PYD) adına gençlik çalışmaları yürütüyor. Ciwanên PYD yöneticisi, emektarı. “Neden gerekli bu çalışma” diye soruyoruz, anlatıyor: “Biz Rojava’dan geldiğimiz zaman yanımızda savaşta yaşadıklarımızı getirdik. Hep ülkeye özlemimiz vardı, geldikten sonra o özlemimiz arttı. Burada da kimliğimizi kaybetmememiz gerekiyor. Çalışmalarımızı geliştirmeliyiz, PYD’yi burada da örgütlemeliyiz.”


‘Almanya kimliksizleştirmek istiyor’

Hâlen birçok Rojavalının PYD’nin Avrupa’da örgütlendiğinden bile bihaber olduğunu kaydeden Zinar, devam ediyor: “Arkadaşlarla birlikte kamplara gidiyoruz, Rojavalıları bulmaya çalışıyoruz. Bizi tanıdıktan sonra zaten kendilerini yakın hissedip geliyorlar. O yurtseverliği burada da geliştirmeye çalışıyoruz. Almanya’nın neresinde gençlerimiz varsa, bir-iki kişi bile olsalar fark etmez, onlara yetişmeye çalışıyoruz.”

Almanya’nın kimliksizleştirme ve asimilasyon açısından “tehlikeli” bir ülke olduğunu söylüyor Zinar ve ekliyor: “Burası demokrasiyle yönetildiğini iddia eden bir ülke ama bu demokrasi bizim için sistemin içinde erime demek oluyor. Erimemizi istiyorlar. Biz de gençlerimizi, sistem içinde erimemeleri, bu çarkta ezilmemeleri için ulusal kimlikleriyle buluşturmaya çabalıyoruz.”


‘Amacımız tüm gençlerimize ulaşmak’

Kamplardaki bazı Rojavalı gençlerin mücadeleye uzak durmaya çabaladığını da hatırlatıyoruz; bu, sıklıkla şikayet konusu olan bir durum fakat Zinar itiraz ediyor: “Rojava’daki gençler, ilk defa bir savaşla karşılaştılar. İlk defa şiddeti bu kadar gördük. Bu da ister istemez bazı gençlerimizi ürküttü. Şimdi yeni yeni anlıyorlar. Bu süreci biz onlara elimizden geldiğince anlatmaya çalışıyoruz. Suriye devleti bizi özellikle işsiz bıraktı. Gençlerimizi eğitimden uzaklaştırdı. Bu durum, onları iş bulmak için daha çok metropollere savurdu. Bazı gençlerimiz metropollerde Araplaştı. Devrimin kazanımlarını hemen algılayamayabiliyorlar ama anlatıyoruz, anlatmamız lazım. Bazı gençler ise resmi sorunları, kağıt işleri hallolana kadar bize çok yakın olmak istemiyor. Ama ben eminim ki hepsinin içinde PYD’de sempati var. Birçok genç de kağıt işlerini hallettikten sonra gelip ilişki kuruyor. Avrupa’da yüzlerce, binlerce gencimiz var. Bizim isteğimiz, hepsine ulaşabilmek.”

Dernekten herhangi bir şikayetleri olup olmadığını soruyoruz, yanıtlıyor: “Olumsuz bir şey ben göremiyorum. Derneğimiz, buradaki insanlar, bizim için elinden geleni yapıyor. Herkes Rojavalılara yardımcı olmak istiyor. Tabii biz de mümkün olduğunda ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılamak istiyoruz. Ama bizi aşan bazı sorunlar oluyor. Özellikle tercümanlık ve hukuki işler. Derneklerin bu konularda her yerde Rojavalılara yardımcı olması lazım.”


OSMAN OÐUZ / HAMBURG