Acıdır ama, gerçekler böyle…
“Kanlı Çarşamba”yı düşünürken, kaç türlü yaşamak vardır, kaç türlü direnmek, kaç türlü ölmek? Ne zaman yaşar insan, ne vakit ölür? Kimileri için yaşamak zulüm işkencehanelerinde direnerek alnı açık, başı dik çıkıp yüreğinin orta yerinde patlamaya hazır bir bomba gibi taşıdığı sözlerin arkasında durarak, o sözlerle egemenlerin kafasına vurarak yaşamaktır. Bu yüzden sözlerini onur yapanları ortadan kaldırmanın yollarını arar egemenler. Ama karşı durmayı bilen ölümün her türlüsünü fırlatıp atar düşmanın yüzüne…
Bizim yiğit kızlarımız böyle yaşamak için soylu bir kavgaya tutuştular; onurluca yaşadılar, parlak bir yıldız gibi de düştüler. “Devrimden söz etmek ciddi bir şeydir” derdi Sakine. O’nun özgürlük hareketiyle ilişki kurduğu yıllar, çocukluktan genç kızlığa adım attığı yıllardır. Dêrsim’den ayrıldığında henüz büyük hayalleri yoktu. İlk o zaman tanıştı Mezopotomya’yla. Uzun bir yolculuktu. Dağları, vadileri geniş ormanları düz ovaları, tarlaları ve masmavi göğü seyre daldı. Çok ama çok büyük bir diyar diye düşündü ilkin. Fakat her nereye giderse gitsin ortasından nehir geçen, her iki yanı söğüt, meşe ve yaban kavaklarıyla bezeli yeri özledi. İlk böyle başladı hayatla tanışıklığı. Mezopotamya’nın dört bir yanından gelen akranları, insanlarıyla o yaşlarda tanıştı ve sevmeye, anlamaya başladı.
Özgürlük hareketinin safları O’nu Sakine Cansız yapan önemli bir okuldu. Kişiliğini orada buldu. Sahip olduğu kültür ve değerleri ile kişiliğine yön veren bağımsızlığı, onuru, özgürlüğü anladıkça pratikleştirdi. Bu değerleri gözü gibi koruyup, yüceltmeyi öğrendi. O günden sonra hiç vazgeçmedi bunlardan. İşkenceler, hapishaneler pahasına.
PKK’nin kurucularından, ilk kuşağından olan Sakine, kavganın her alanında yer aldı. Kuzey’de, Güney’de, dağda, zindanda, Avrupa’da, Rojava’da kaldı ve çalıştığı alanlarda mücadelenin yükseltilmesinde önemli bir rol oynadı. Yaptığı her çalışmaya ruhunu, sevgisini, düşlerini, umudunu kattı. Sakine’nin kuşağı mücadele içerisinde sınanarak, denenerek, düşe kalka çelikleşti. Kavganın amansız saldırıları ve zorluklarına dayanmayı böyle öğrendiler.
Hayatın gerçekleri önlerine barikat ördüğünde, ilk kuşak her koşulda onu aşarak, mücadeleyi sürdürmeyi bildi. Onlar görev ve sorumluluk bilinciyle bu kavgaya hayat verdi ve halen mücadele azimleri ilk gün gibi canlıdır. Kendileri dışında yanındakini, uzağındakini hatta milyonları düşünerek yaşamak, çalışmak nefes almak ve mücadele etmek… Bunu ancak kendilerini özgürlük davasına adamış hakiki devrimciler yapabilir. Bu devrimciler, yeni yüzyılın manevi yenilenme yüzyılı olacağının da güvencesidir. Çoğu da büyük acılar, zorluklar yaşayarak kavgada yıldızlaştı. Ve onların yarattığı temeller üzerinde, mücadele bayrağını teslim alan yeni devrimciler ortaya çıktı.
Ancak büyük ve anlamlı ütopyalar gerçek devrimcileri ortaya çıkarabilir. Sakine arkadaşın yaşamı gibi, hayalleri de kızgın mücadelenin içinde şekillendi. Hayallerin kendini en iyi yenilenme yollarından biri olduğuna inandı. Bu nedenle sınırı yoktu hayallerinin. Kişisel istekler değil, toplumun ihtiyaçları yön verdi hayallerine. Dostluk, dürüstlük ve kolektivizm hümanizm, açık sözlülük O’nun temel özellikleriydi. Cesaret, fedakarlık, bağlılık kadar, halk düşmanlarına olan öfke de O’nun için yasa niteliğindeydi. Sakine’nin yeni erdemlerle yüklü direngen devrimci kişiliği de bu mücadelenin kızgın potasında pişti. Her zaman en önde yürüdü, kavganın ateşiyle tutuştu. Her olumsuz gelişmede yüreği kanadı, her başarıda da mutlu oldu. Gösterişten uzak, söz, öz ve pratiği arasında bir bütünlük olan Sakine Cansız, yaşamıyla, duruşuyla kültürel şekillenişiyle tam bir Dêrsimliydi.
Sakine’nin yaşamı aynı zamanda devrimci Kürt kadınının da yaşam hikayesidir. Mücadelenin zorlukları kadın için daha da sertti ve tüm açmazlarını büyük bir inançla aştı. Diğer yoldaşları gibi dağlarda her an ölümle burun buruna kaldı, çoğu kez kurşunlar bedenini sıyırıp geçti. Zorluklar ne olursa olsun boyun eğmedi, tam tersine üzerine yürüyerek, üstesinden geldi. Düşmana karşı verdiği mücadele kadar, örgüt içindeki her çatışma da O’na güç verdi, olgunlaştırdı. Yaşamı yaptıklarından çok daha olumlu, cesur ve kahramancaydı. Aslında Sakine arkadaş yaşamak için çok acele eden bir devrimciydi. Özgürlük savaşçılarının bir özelliği olarak, yaşam O’nu terk etmeden önce hedefe ulaşmak için yarış içindeydi.
Sakine arkadaş hiç bir zaman reformistlerin, teslimiyetçilerin ihanet ve işbirlikçilerin dümen suyuna girmedi. Halkın ve hakikatin rotasından hiç ayrılmadı. Mezopotamya gerçeğine yönelen zihniyeti, inancı ve halka dönük bir vicdanı vardı. Ayrıca sınırlara hiç inanmayan bir dünya vatandaşıydı. O, tüm insanların eşitlik ve özgürlüğü için mücadele etti, bunun gerekliliğini savundu. Her türlü ırkçılık, milliyetçilik, ayrımcılığa karşı çıktı, bunu insani bir sorumluluk olarak gördü. Sakine, yaşamı boyunca imhaya, asimilasyona ve yok saymaya karşı mücadele etti. Ülkesinde ve dünyada atılan her haksız tokatın acısını yüreğinde hissetti.
O’nun bu hasasiyeti ve devrimci sorumluluğu zulme karşı çıkmasını zorunlu kılıyordu. Ve zaten böylesi bir duyarlılığa sahip olduğu içindir ki, asla utanılacak bir atalet içinde olmadı. Mezopotamya’daki cehennem güçlerine karşı uzun soluklu, güçlü bir mücadele için yoğunlaştı çabaladı, çırpındı. Yaşamının her dakikasını özgürlük mücadelesinin hizmetine sundu. Sömürgeciliğin ortaya çıkardığı kötülüklerin çabucak ortadan kaldırılamayacağını biliyordu ama yaratılan olumsuzluklar ortadan kaldırılıncaya kadar adil ve devrimci bir insan olarak, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı.
Sakine arkadaş, Mezopotamya’nın çığlığını, acısını ve umutlarının omuzlayabilecek sağlam bir yürüyüşün sahibiydi. Mücadelesinde, Dêrsim’in kanayan yarasının da izlerini taşıdı. Yürüyüşü aynı zamanda zorlukların acımasızlığına, zulmün ölüm kusan karanlığına karşı zılgıt çalarak kavgaya tutuşan Besêlerin, Zarifelerin ve Beritanların tarihi, özetidir. O, felsefesi, tarih bilinci ve inancıyla yeni bir dünya uğruna mücadele eden çağdaş, öncü, sosyalist bir devrimciydi. Mezopotamya halklarının değerlerine ölümüne bağlıydı.
Sakine arkadaşın hayat hikayesi inişli çıkışlı bir merdivenin basamaklarını andırır. Buna rağmen yaşamla barışık, ender devrimci bir kişiliktir. Hayatı her yönüyle hissetti ve yaşadı. Ölçülü, çalışkan ve sonsuz umutlu. Zulmün zindanlarında ve işkencehanelerde ölüme bir nefes kalmışken bile… O’nu anmak işçiler, köylüler, ezilen tüm halklar ve ötekileştirilenlerin gözüyle dünyaya bakmak demektir. Bu bakışla onura, namusa ve özgürlüğe yönelmektir. Geleceği kurmak için bilgi, bilinç, düş ve öfke biriktirmektir. Birikim, anlamak, incelemektir, sabırdır, özveridir. Sara arkadaşı anmak, O’nun yaşadığı acıları, sevinçleri anlayabilmektir. Kırk yıllık çalışmalarında kurduğu düşü büyütmek, bugüne ve yarına bağlamaktır. O’nu anlamak, uğruna her şeyini feda ettiği özgür Mezopotamya’ya doğru yola çıkmaktır. O ülkeyi bugünden inşa etmeye başlamaktır. O’nu anlamak, düşündeki Mezopotamyalı insan gibi olabilmektir. Hemen yola çıkmak, insanlaşmaktır. Sakine Cansız, yalnızca bir devrimci değil, Kürt halkı ve Kürt kadınının aydınlık yüzü, onuru, tarihi ve geleceğidir. O’nun kurduğu düşü büyütmek boynumuzun borcudur.
* F Tipi Hacılar-Kırıkkale
HAMİLİ YILDIRIM*: Devrimi kendisinde başlattı