Şehit olan Gezen’in cenazesi, Türk devlet birimleri tarafından ailesinden habersiz Amed’e getirildi, zorbalıkla vecibeler bile dikkate alınmadan defnedildi. Mezarlığa gidenlere saldırıldı, kente girişlere kısıtlama getirildi.
HDK Eşsözcüsü, korsanlık yapıldığını ve devlet olmaktan çıktığını belirterek, “Devlet yasa dışına taşmıştır. Kendi yasasını çiğnemiştir. Çiğnediği yasalara uymamızı istiyor. Biz alışmayacağız. Şehit bizim şehidimizdir” dedi.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve bütün Türk cezaevlerinde 7 bin civarında tutsağın katılımıyla devam eden süresiz-dönüşümsüz açlık grevi direnişi, ilk şehidini verdi. Tutsaklardan Zülküf Gezen, önceki gün fedai eylemiyle şehadete ulaştı.
Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde fedai eylemi yapan Zülküf Gezen’in cenazesi, önceki gece İstanbul Atatürk Havalimanı’nda alıkonularak, ailesinden habersiz Amed’e getirildi. Sabah 09.50 uçağıyla getirilmesi beklenen cenaze, İstanbul Atatürk Havalimanı morgundan alınarak, saat 00.20’de getirildi. Cenazenin Diyarbakır Havalimanı’na iniş yapması ardından Gezen’in ailesini arayan polis, “Bu gece cenazeyi defnedeceğiz. İster katılırsınız, ister katılmazsınız” dedi.
Aileyle birlikte cenazeyi almaya giden Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri, yüzlerce polis ve zırhlı araçlarla abluka altına alınan Diyarbakır Havalimanı’nda engellendi. Polis, cenazeyi alarak ranger ve sivil araçlar eşliğinde Yeniköy Mezarlığı’na götürdü. Yeniköy Mezarlığı’nı da zırhlı araçlar ve çevik kuvvet ekipleriyle abluka altına alan polis, bazı aile bireyleri dışında kimsenin katılmasına izin vermeyerek, cenazeyi zorla defnettirdi.
Savcılık: İntihar etti
Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Gezen’in eylemine ilişkin yapılan yazılı açıklamada “16 Mart 2019 günü saat 23.57 sıralarında Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda PKK hükümlüsü olarak barındırılan Zülküf Gezen’in kendisini koğuş banyosunda çamaşır ipi ile asmak suretiyle intihar ettiğinin tespit edilerek, bilgi verilmesi üzerine derhal soruşturma işlemlerine başlanılmıştır. İcra edilen soruşturma kapsamında; banyodan gelen sesler üzerine müteveffa ile aynı koğuşta bulunan diğer iki hükümlünün, şahsı ipten aldıktan sonra kurum idaresini haberdar ettiği, kurumda hazır bulunan 112 acil ekibinin şahsa derhal müdahale ettiği, ancak şahsın tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybettiği tespit edilmiştir. Müteakiben adı geçenin cenazesi hastaneye kaldırılmış ve cumhuriyet savcısı nezaretinde otopsi işlemi icra edilmiş, olaya tanık olan iki hükümlünün de ifadeleri alınmıştır. Olayla ilgili olarak soruşturma titizlikle yürütülmektedir” denildi.
Ailesi: Fedai eylemiydi
Gezen’in amcası Ahmet Gezen, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklamanın gerçeği yansıtmadığını belirterek, “Zülküf 1 Mart’ta açlık grevine katılmak istedi, ancak arkadaşları sağlık sorunlarından dolayı izin vermedi. Açlık grevinde olan arkadaşlarına refakat ediyordu. Avukatların cezaevinden edindiği bilgilere göre Zülküf fedai eylem gerçekleştirdi” şeklinde konuştu.
Devlet zorbalığı
Cenazenin aile bireyleri tarafından önceki gece İstanbul Atatürk Havalimanı’nda morga teslim edildiğini ve sabah 09.50 uçağı ile getirilmesinin planlandığını belirten amca Gezen, şunları söyledi: “Gece 23.00’te devlet güçleri Diyarbakır’daki evimize geldi. Cenazeyi getirdiklerini söylediler. Aysun adında birinin refakatçi olduğunu söylediler. Ancak ailede Aysun adında kimse yok. Bize, ‘Eğer gelip cenazenizi havalimanından alacaksanız alın, almayacaksanız yarınki olaylara tedbiren cenazeyi kaldıracağız’ dediler. Mezarı hazırladıklarını, hocayı getirdiklerini, aile katılmazsa cenazeyi kaldıracaklarını söylediler.”
Duaya müsaade etmediler
Ailenin cenazeyi almak için Diyarbakır Havalimanı’na gittiğini ifade eden Gezen, şöyle devam etti: “Havalimanından Yeniköy Mezarlığı’na kadar polis ablukasında gittik. Milletvekillerini de içeri almadılar. Cenazemizi kendimiz yıkadık. Cenaze namazında da dört kişi katıldık. Cenaze namazının ardından duaların okunmasına müsaade edilmeyerek, cenazenin derhal defnedilmesi yönünde baskıya maruz kaldık.
Ambulans verilmedi
Camiden mezarlığa kadar ambulans verilmedi. Ambulansın mesaisinin bittiğini söylediler. Bu bir konsepttir. Bütün bu tür cenazelere bunu yapacaklar. Akrabalarının dahi cenazeye katılmasına izin verilmedi. Allah hakkımızı bırakmasın.”
Mezar ziyaretine saldırı
Zülküf Gezen’in kabrini ziyaret etmek üzere Yeniköy Mezarlığı’na gitmek isteyenler, polis saldırısına maruz kaldı. Aralarında HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, DBP Eşbaşkanı Memet Arslan ile çok sayıda milletvekilinin bulunduğu grup, Gezen’in Yeniköy Mezarlığı’ndaki mezarını ziyaret etmek istedi. Polis ablukasına alınan Yeniköy Mezarlığı’na gelen HDP’lilerin geçişine izin verilmedi. TOMA ve kalkanlarla partililerin yolunu kesen polis, mezarlık girişinde açıklama yapmasına izin vermedi. Polislerin “Kitle burada olduğu için açıklamaya izin vermeyiz” demesi üzerine HDP Milletvekili Musa Farisoğulları, nedenini sordu. Polis, “Burada kanunsuz eylem yaptılar, biz de suladık” dedi. Polis ile siyasetçiler arasında bir süre tartışma yaşandı. HDP’li Ayşe Acar Başaran’ın “Siz cenazeyi kaçırdınız” sözleri üzerine polis, “Ben devletin polisiyim” dedi. Başaran da “Siz devletin kanlı elisiniz” diyerek polise tepki gösterdi. Milletvekillerinin mezarlığa girmek istemesi üzerine TOMA’lardan tazyikli su sıkıldı. Kalkanlarla milletvekillerini itekleyen polisler, milletvekillerini darp etti. Bir süre sonra milletvekilleri mezarlığa alan polisler, burada da eşbaşkanları ve milletvekilleri çembere alarak, basın açıklamasının çemberin içerisinde yapılmasını istedi. Polise tepki gösteren HDP’liler, buradan Gezen’in taziyesinin kurulduğu Şaklat Köyü Taziye Evi’ne geçti.
Amed’e girişlere kısıtlama
Zülküf Gezen’in cenazesi nedeniyle Urfa, Mardin, Elazığ ve Bingöl’den Amed’e girişlere kısıtlama getirildi.
HDP Bingöl İl yöneticileri ve yaklaşık 150 yurttaş, sabah saatlerinde araçlara binerek, Gezen’in hem mezarını hem de taziyesini ziyaret etmek için yola çıktı. Araçlar, Amed’e doğru ilerlerken üç kez askeri karakollarda durdurularak kimlik kontrolleri yapıldı. Abalı Jandarma Karakolu’nda bir kez daha durdurulan araçların geçişine izin verilmedi. Aralarında HDP Bingöl Milletvekilli Erdal Aydemir ve Bingöl Belediye Eşbaşkan adayları Hişyar Özsoy ve Senem Çakas’ın da bulunduğu gruptan sadece milletvekilleri ve araçlarında bulunan kişilerin geçişine izin verilirken, geriye kalan yurttaşlar, İçişleri Bakanlığı’nın Bingöl Valiliği üzerinden gelen ve içinde Zülküf Gezen cenazesi nedeniyle “Urfa, Mardin, Elazığ ve Bingöl’den Diyarbakır’a girişin yasaklandığı” ifadesinin bulunduğu genelge gerekçesiyle yoldan geri çevrildi.
HDP Bingöl Merkez İlçe Eşbaşkanı Zeynel Barlas, saat 10.00’da yola çıktıklarını belirterek, yaşadıklarını şöyle anlattı: “Genç ilçesi girişinde tüm araçlar durdurularak kimlik kontrolü yapıldı. Genç çıkışında da aynı muameleyle karşılaştık. Her iki noktada da yarım saat bekletildik. Yine Tapan Tepe Karakolu’nda daha sıkı bir arama ve kimlik kontrolü yapıldı. Bingöl il sınırını geçtikten sonra Abalı Jandarma Karakolu’nda vekillerin araçları geçti. Geri kalan tüm araçları durdurdular. Geri dönmemiz istendi. Genelge geldiği söylendi.”
Genelgenin kim tarafından çıkarıldığını sorduklarını ifade eden Barlas, “Kontrol noktasında bulunan rütbeli astsubay telefonunu çıkararak valilik tarafından kendisine mail olarak gönderilen kararı gösterdi. Kararda Urfa, Mardin, Elazığ ve Bingöl’den Diyarbakır’a girişin yasaklandığını gördüm” diye konuştu.
Barlas, zırhlı araçla yollarının kapatıldığını ve kimlik kontrollerinden sonra geri dönmek zorunda kaldıklarını söyledi.
AMEDTabutuna bile sarılamadım
Zülküf Gezen’in annesi Havva Gezen, “Oğlumu kör karanlıkta gömdüler, tabutuna bile sarılamadım” dedi.
Kayapınar ilçesi Huzurevleri Mahallesi’nde bulunan Şaklat Yas Evi’nde 16 Kasım 2017’de şehit düşen ve önceki gün kimlikleri açıklanan 12 kişi arasında yer alan Ferman Tarhan’ın (Reber Farqin) taziyesi de kuruldu. İki anne yan yana otururken, gelen taziyeleri beraber kabul etti. Anneler güçlü durmaya çalışırken, çocuklarıyla gurur duyduklarını sık sık dile getirdi.
İki anne, iki evlat, iki acı
Zülküf’ün annesi Havva ve Ferman’ın annesi Sıtkıye, evlatları ile son yaptıkları sohbeti, en son söyledikleri sözleri, çocuklarının kişiliklerini birbirlerine anlatarak yüreklerini soğutmaya çalışıyor. Sıtkıye, oğlunu en son 2011’de görmüş. Sonrasında hiç haber alamadığını anlatıyor. Havva ise oğlunun cezaevine girdiğinden beri her gün yüreği ağzında beklediğini…
Taziye dileklerinde bulunanlara şu sözleri söylüyor Havva, “Oğlum, kendini feda etti. Özgürlük ve barış için. Oğlumu ellerimizle defnetmemize bile izin vermediler. Kör karanlıkta gömdüler oğlumu. Sarılamadım tabutuna. Tabutunu bile kaçırdılar benden. Allah hakkımızı bırakmasın. Allah aynı acının bin katını onlara da yaşatsın. Allah evlatlarımızın ahını çıkarsın onlardan. Mezarlığın her yerini kapatmışlardı. Kuş uçsa yolunu bulamazdı o polislerden, araçlardan. Bu kadar mı korkuyorlar bizden?”
“Evet” diye karşılık veriyor bir kadın. “Bu kadar korkuyorlar, korkacaklar. Bizim çocuklarımız onların vicdanı. Vicdanlarından kaçıyorlar. Yoksa hangi dinde yazıyor cenaze kaçırmak” diyor. Hem öfkenin hem de duygusallığın hakim olduğu anlar yaşanıyor.
Güven: Yüreğime kor düşürdün
Açlık grevinin 132. gününde olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, tecride karşı fedai eylemi yapan hamlenin ilk şehidi Zülküf Gezen’in ardından bir mesaj paylaştı.
Güven, Gezen’in cezaevindeki bir fotoğrafını etiketlediği mesajında, “Zülküf! Canım hevalim, ben siz ölmeyin diye çıktım bu yola ama sen yüreğime bir kor düşürdün. Senin Amed’e gelişin böyle olmamalıydı. Surlara birlikte çıkacaktık. Sen ne yaptın! Biliyorum sen bu eylemi bizi yaşatmak için yaptın. Senin fedai ruhuna kurban olaydım. #ZülküfGezen” dedi.
Bu ateşi gürleştireceğiz
Açlık grevi eylemcileri de şu mesajları paylaştı:
Nasır Yağız (119. gün): Yoldaşım. Bu eyleminle bize bir eleştiri yöneltircesine fedai ruhunla gösterdin. Sana ve inandığın, uğruna canını feda ettiğin Önderliğimize söz veriyorum. Bu meşale sönmeyecek, her geçen gün bu ateşi gürleştireceğiz. Tecridi kırıp Önderliğimizle özgür yaşayacağız. Biz yaşayalım diye kendini feda ettin. Bu onurlu mücadeleni, duruşuna layık bir şekilde zaferle taçlandıracağız. Sessizlik ölümü, direniş onurlu yaşamı getirir. Amed halkı Zülküf yoldaşımızı yalnız bırakmamalı.
Yüksel Koç (93. gün): Zülküf Gezen eylemiyle herkesi tecride karşı onurlu duruşa ve direnişi yükseltmeye çağırıyor. Ey soysuzlar cenazeyi kaçırmakla yükselen direnişin önüne gecemesiniz. Zülküf heval, sözün sözümüzdür. Amacını gerçekleştirmek için direnişi sürdüreceğiz.
Mustafa Sarıkaya (93. gün): Tecriti kıralım, faşizmi yıkalım, Kürdistan’ı özgürleştirelim! Direniş hamlesinin ilk şehidi Zülküf Gezen yoldaşı, büyük bir saygı ve minnetle anıyoruz. Özlemin özlemimizdir. Bedeli ne olursa olsun başaracağız Berxwedan Jiyane…
Hüseyin Yıldız (60. gün): Zülküf Gezen, Leyla Güven ve Nasır Yağız yoldaşımızın öncülüğünü yaptığı devrimsel hamlenin ilk şehididir. Kürdistan’da faşist bir saldırı var buna karşı da güçlü bir direniş hamlesi yürütülüyor. Şehadet şerbeti içmek duyguların en yüksek yaşandığı bir durum olsa gerek. Heval Zülküf şahsında bütün Kürdistan devrim şehitlerini saygıyla anıyoruz. Tecridi kıralım, faşizmi yıkalım, Kürdistan’ı özgürleştirelim hamlesini gerçekleştirene kadar Zülküf yoldaşın takipçisi olacağımızın sözünü veriyoruz.
Hasbi Çakıcı (60. gün): Diyarbakır zindanlarında faşist, dikta rejimine karşı kendi bedenlerini feda edenler özgürlük mücadelesini büyüttüler. Bugün de benzer bir direniş büyüyor. Tecridin kırılması, önderliğimiz özgürlüğü için Leyla Güven öncülüğünde başlatılan onurlu direnişin ilk şehidini saygıyla selamlıyoruz. Şehidimize layık olacağız. Mücadelemiz sürecektir.
Devlet bile değil
HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, karşılarındaki zorbalığın artık devlet bile olmadığını söyledi.
Taziye evine gelen HDP’lileri, Gezen’in ailesi karşıladı. Temelli, Koçyiğit, Arslan ve milletvekilleri aileye başsağlığı dileklerini iletti. Polisin ablukaya aldığı taziye evinde ilk olarak konuşan Koçyiğit, acılarının büyük olduğunu dile getirerek, “Bu ölümler yaşanmasın diye her gün haykırıyoruz, çağrı yapıyoruz. Bütün bu çağrılarımıza karşı kör, sağır kalan bir Adalet Bakanı var. Zülküf Gezen arkadaşımız İmralı tecridini protesto etmek için yaşamına son vermiştir. Bir kez daha söylüyoruz. Dün gece cenazemizi kargoya teslim ettik. Sabah aileyle birlikte buraya gelecektik. Biletler bile alındı ama ne yazık ki, bizim ve ailenin haberi olmadan cenazemiz Amed’e getirildi. Zorla, ailenin bile katılmasına izin verilmeden, dini vecibelerin yerine getirilmesine izin verilmeden, dua bile okunmasına izin verilmeden toprağa gömüldü. Bu tutumu kabul etmiyoruz. Bu tutum korsanlıktır. Devlet devlet olmaktan çıkmıştır. Devlet yasa dışına taşınmıştır. Devlet kendi hukukunu, yasasını çiğnemiştir. Bize de çiğnediği yasalara uymamızı istemektedir. Biz alışmayacağız. Şehit bizim şehidimizdir, bütün Amed ve Kürdistan halkına aileyi sahiplenme çağrısı yapıyoruz” dedi.
Sorumlusu iktidardır
DBP Eşbaşkanı Mehmet Arslan da Gezen’in şehadetinin çok büyük bir anlam ifade ettiğini dile getirerek, şunları söyledi: “Zulme karşı ses çıkarmak için bugün Kürtler bedenlerini ölüme yatırmış ve ilk şehadeti yaşadık. Tüm Türkiye halkları AKP’nin kirli siyasetine karşı sesini yükseltmelidir. Artık Kürtler dini vecibelerini yerine getiremiyorsa, cenazelerini defin edemiyorsa, acılarının yasını tutamıyorsa vicdandan ve insanlıktan söz etmek söz konusu değildir. Kürtler bu acı ve zorlu süreçte belki can veriyor ama sessiz kalanlar insanlığını, vicdanını, ahlakını kaybediyor. Bu bir fedai eylemdir. Ne olursa olsun biz bu süreci sahipleneceğiz. Bu mücadeleye adım atan herkes bizim en değerli varlıklarımızdır. Bizim de onlara sahip çıkmamız en onurlu tutumdur. Tüm demokrasi güçlerinin bu sürece dair söyleyecek bir sözü olmalı. İnsanlar yaşamını yitirdikçe bizim ortak alanda yaşama irademiz daralacaktır. Yaşananların sorumlusu iktidardır. Daha büyük acılar yaşanmadan hükümet bir an önce adım atmalıdır.”
Temelli: Talebi karşılayın
HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli ise çifte hukuksuzluğu ve adaletsizliği bir arada yaşadıklarını kaydederek, şöyle konuştu: “Sayın Leyla Güven, tecrit denen bu hukuksuzluk, adaletsizlik son bulsun diye 131 gündür bedenini açlığa yatırmış durumda. Cezaevlerinde ve dünyanın bir çok yerinde insanlar bedenini açlığa yatırmış durumda. En başından Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunduk. Bu yasal ve hukuki talepleri karşılayın, dedik. Biz cezaevlerinde kimse yaşamını yitirsin istemiyoruz ama maalesef bir arkadaşımız cezaevinde yaşamını yitirdi. Eğer, Adalet Bakanlığı üzerine düşen görevi yerine getirseydi yaşamaya devam ederdi. Bir an önce Adalet Bakanlığı üzerine düşeni yapmak zorundadır. 800 kez avukatlar İmralı‘ya gitmek için başvuru yapıyor ama her defasında bir bahane uydurularak talep reddediliyor. Artık bahane üretilmesin, artık bir başka insanı daha cezaevinde yitirmek istemiyoruz. Leyla Güven’i kaybetmek istemiyoruz. Bu kayıptan, bu ölümden çıkarılacak çok önemli dersler var. Tecrit meselesi, adalet, hukuk meselesi seçimlere, siyasete alet edilemez, dedik. İnsan canı üzerinden siyasi hesap yapmayın. Adalet ve hukuka ses verin ve tecridin kalkması için ne gerekiyorsa onu yapın.”
Mezarlığın haline bakın
Bu hukuksuzluğun üzerine çok daha büyük bir hukuksuzluk binmiştir. İnsanların inançları, dinleri vardır. Bu dinlerden, inançlardan gelen hakları vardır. İnsanlar birini yitirdiği zaman dini ve inançlarına göre defnetmek ister. Bugün bu hak, burada herkesin gözü önünde gasp edilmiştir. Biz buradayız, bunu teşhir ediyoruz. Sürekli dini istismar edenler bir kez daha dini istismar etmiştir. İnsanların dini duyguları ile oynamışlardır. Gidin şu mezarlığın haline bakın, fotoğrafını çekin. Nerde görülmüştür bir mezarlığın TOMA’larla, polislerle kuşatıldığı, tecritleştirildiğidir. İnsanları tecrit ettiniz, yetmedi şimdi mezarlıkları tecrit ediyorsunuz. Orada insanlar ne yitirdiklerinin dini vecibelerini yerine getirebiliyor ne de sonrasında gidip duasını yapabiliyor. Bu reva mıdır, bu nasıl bir nefret suçudur.
Artık bu şirazesinden çıkmış iktidara dur demenin zamanıdır. Bugün yüzlerce, binlerce insanın yolu kesiliyor, taciz ediliyor. Neden? İnsanlar tabi ki acılarını paylaşacak. Hak vaki olmuş, cenaze kalkmış. Cenazeyi kaldırmaktan daha doğal ne olabilir.”