Mevcut ABD Devlet Başkanı Trump’ın rekor kırmakta üstüne olmadığını daha önce yazmıştım. Kendisinin performansının adeta rekor kavramını da aşındırdığı ve artık Trump’a has yeni sıfatlar icat etmemizin zaruri olduğunu kanısındayım. Örneğin koltukta oturduğu 710 gün boyunca 7.645 yanlış veya yanıltıcı iddiada bulunması (Washington Post-30 Aralık) gibi etkileyici bir performansı kimle, neyle karşılaştırabilirsiniz. Ya da “Putin’in ajanlığını yaptığı” iddiasıyla açılan soruşturmayı. Ya 22 Aralık’tan bu yana kısmen federal hükümeti de kapayarak halkını perişan etmesine dersiniz? Bakmayın ben fakru zaruretten bahsettim ama halkın önemli bir kısmı başka yerlere bakmakla meşgul. Çünkü Trump kutuplaştırma siyasetini iyi beceriyor. Federal hükümetin kapalı olması en basitinden 850 bin çalışanı maaşsız bırakırken onun Meksika Duvarı için “Demokratlar ülkemizin güvenliğini istemiyor” diye bir tweet atması umumun “hainler”e karşı dişlerini bilemesi için yeterli oluyor. Ne çok anımsatıyor “ülkeyi böldürmeyiz”den, “orada bir devlet kurulmasına ne pahasına olursa olsun izin vermeyeyiz”e gelenleri. Bütün bunlar niye? Belki söylediklerim bazı Amerikalılara kötü bir şaka gibi gelecek ama yine de yazayım: Trump’ın hanedanlığını kurması için. Elbette ABD tahtına oturan dünyanın da -en azından şimdilik- tahtına oturur. Bakınız kızı Ivanka’yı aciliyetle Dünya Bankası başkanlığına aday yapmış. Şimdi elbette ABD’de başkanlık iki dönemle sınırlı diye, olmaz öyle şey diyenler olacaktır. TC anayasasının da bazı değişmezleri vardı, o maddeler ilki “Türkiye devleti bir meşruti monarşidir ”miydi, neydi? Hem Trump’ın dünyanın geride kalan güzide liderlerinden neyi eksik? Ortadoğu Stratejik İttifakı(MESA) Trump’ın tweet sağanağı altında devam eden Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Ortadoğu turunda görülen “yeni oyun planı” adeta eski ağza yeni taam hesabı. Sünni Nato’su türünden tasarılar tutmayınca bu kez onun yerini Ortadoğu Stratejik İttifakı(MESA) alıyor. Bu doğrultuda 13-14 Şubat’ta Polonya’da yapılacak olan zirve bir dönüm noktası olabilir. MESA Körfez ülkeleri artı Ürdün ve Mısır’ın yanı sıra (ABD ve İsrail’in katılımını da elbette telaffuz edilmeksizin var sayan) ayrıca Polonya-İtalya gibi Avrupa ülkelerini ittifaka dahil etmenin yanı sıra Rusya’yı da bu konuda en azından karşıya almayan ama asıl olarak İran’a karşı bir “birleşik cephe” arayışı olarak okunabilir. Bu tasarının sıkıntısı çok. Öncelikle Katar’ın BAE ve Suudi Arabistan’la sorunları en azından şimdilik giderilemez ölçüde. Kaşıkçı cinayeti, muhtemelen Pompeo’nun kendisini de kandıramadığı bir olay. Bu cephenin en büyük gediği olan Türkiye, Ukrayna üzerinden yavaş yavaş (Ukrayna’ya İHA satışları, bağımsız kilise desteği gibi) ABD’ye yanaşmaya çalışsa da işler beklediği gibi gitmiyor. Aksine Rusya’dan da şimdilik yüz geri edilmese bile beklentilerine karşılık bulamaz. Burada geçmişte Sovyetler Birliği karşısında cepheleştirilen “hür dünya” oyununun yeniden sahnelenmeye çalışıldığı düşünebiliriz. ABD kendi hegemonyasını koruyabilmek için bu kez bazı “terörist ülkeler”e karşı kendi etrafından toplanılmasını istiyor. Öncelikle böyle bir yaklaşımın başarısı gibi bir olasılıktan bahsetmek saçma. Çünkü bu yönelim dünyayı daha da militarize etmek, mevcut paylaşım savaşını derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmaz. Fakat bunlar savaşı büyütmekte ciddi anlaşılan. Gazetelere yansıyanlara bakacak olursak Beyaz Saray ulusal güvenlik ekibi geçen yıl Pentagon’a İran’a saldırı seçeneklerini sormuş, yanıtları bilmiyoruz, fakat iş üzerinde olduklarını gösteren birçok emare var. Son olarak Pompeo’nun Kahire’deki Obama eleştirilerine değineyim. Daha doğrusu güya eleştirilerinin bir yanına. Çünkü önce “eski Başkan radikal İslam’ı hafife aldı ve Ortadoğu’yu temelden yanlış anladı” deyip, üstüne “bu kentte karşınıza çıkan bir başka Amerikalı” diye kendini niteleyip, sonra “Ortadoğu’daki meselelerden Amerika sorumlu tutulamaz” demek ve arkasından MESA’yı organize etmek için Ortadoğu turu sürdürmek “saçma”. Fakat asıl saçma olansa on yıl önce Obama’yı alkışlayan “aynı” ellerin bugün Pompeo için çırpması.