Generallerle yapılan Milli Güvenlik toplantısından sonra gündeme geldiğine göre bunun, "asimlasyon"da yeni hamle projesi olduğu kesin. Ancak yeni değil, entrikada beyhudeliğin bir devamıdır. Dini kullanarak Kürtleri kendilerine benzetme hamlesini, hem güler yüzlüsü, hem de dehşetiyle, daha önce Turgut Özal-Süleyman Demirel ikilisi denedi. Ki onlar, "Türk yapmak için İslam kullanma" konusunda, Recep Tayyip-Fethullah Gülen ikilisinden çok daha etkileyici geçmişe sahipti. Türk tipi İslamdan Nakşibendi’nin (Nakkaş) çıkması imkansız, ama Turgut Özal, simgesi takunya olan Nakşibendi geçiniyordu. Süleyman Demirel, makam arabasıyla cami yolunu panayıra çeviriyor, bir elinde Kur’an, ötekinde Türk bayrağı, meydan nutukları atıyor, Fethullah Gülen de masalımsı vaazlarıyla destek sunuyordu.
"Türk tipi İslamdan Nakşibendi çıkmaz" dedik. Çünkü, Nakşibendilik Kur’an sureleri ve gerçek hadislere dayalı olarak, dinin özüne inme felsefesi, çıkış yeri de Kürdistan'dır. Kürtlerde, inancı ne olursa olsun, bir insanın ötekinden üstünlüğü, ayrıcalıklı hakkı, hukuku yoktur. Türk tipi İslam ise, yalnız Türk olana yaşama hakkı tanır. Bu bütün dinlerin reddettiği ırkçılık, kurucusu, ilk uygulayıcısı da İtihhat ve Terakki çetesidir.
İttihatçı çete, Ermeni soykırımını başlatıp, Arapları, Kürtleri cendereye sıkıştırırken, din memurlarının fetvası cebindeydi. Atatürk İtihatçı, rejimi İttahat’ın devamı, bugünkü rejim de, Atatürk’ün devamıdır. Atatürk dönemindeki Kürt soykırımı, Hristiyan temizliğinde de, bunların "din uleması" dedikleri memurların fetvası vardır. Şapka kanunu, alfabenin yasağı, Kürdistan Medreseleri, Alevi ocaklarının kapatılmasında da…
"Türk tipi İslam"ın Nakşibendiliği de çarpıtma, dini saptırmadır. Dinin bir ayağını Türk ırkçılığa dayanak, ötekini çeteleşme de denilen para kazanma düzeni, ticaret, tarikat, siyaset üçgenine payanda yapıyorlar. Dünyanın en zengin dini imparatorluğunu kuran Fethullah Gülen ve işte ipi çekilince pislikleri saçılan Cübbeli Ahmet’in bağlı olduğu tarikat…
Halbuki Kürt Nakşibenler (Nakkaş), zulme başkaldıran savaşçıdırlar. Şeyh Said’in, "tek başıma da kalsam" diyerek, zalime baş kaldırması bundandır.
Bunlara bakalım, bir de: Kürdistan, bu gün zulüm işgali altında. Kürtler bu çağda hala esir. Kur’anı kendi dilleriyle öğrenme, okumaları da yasak. Ama hiç bir dinde, tarikat ve mezhepte yeri olmadığı halde, Nakşiliği de kimseye bırakmayan dolar imparatoru Gülen, özgürlüklerini, zalimden insaniyetlerini isteyen Kürtler için "köklerini kurutun" fetvaları vermektedir. Çünkü İttihatçı tipi İslamdır, o. Nakşibendi maskesi de taksa dinin evrenselliğini ret edip, Türk kavramını merkeze oturtmaktadır.
Onun için, Kürdistan'daki din kültürü ve insanlık vicdanının temsilcisi Mellelere el atmalarının beyhudeliğini anlatırken, Demirel-Özal ikilisinin denemesini örnek gösterdik. İkili çok daha hızlıydı. Öyle ki, yalnız güler yüzlü din adamı maskesi takmakla kalmadılar. Terör dehşeti Hizbullah çetesini de yarattılar. Bugünkü AKP’nin "ağır abisi" sözde Nakşibendi Abdülkadir Aksu, dönemin İçişleri Bakanı ve Hizbullahın koruyucusu diye anılırdı. Dahası, bir başka "çakma Nakşibendi" üstelik, illegal Kürt Medreseleri tedrisinden geçip Melle unvanı almış, Hınıslı Mehmet Nuri Yılmaz, ikilinin Diyanet İşleri Başkanıydı. Kürdistan yanıyor, kan nehirleri akıyor, Mehmet Nuri ise Kürdistan direnşine "kahrol" diye bağırıyor, yazdırdığı karalama metinlerini, memurları tarafından "Cuma hutbesi" diye okunuyordu. Hizbullah çeteleri, din söylemli tetikçilerin gölgesinde, sarıklı sahte Melleler, çakma Şeyhler (Kamran İnan gibileri) bu dönemde, Kürdistan’da at koşturuyordu. Kürtlerden öğrendikleri dini çarpıtıp, din olmaktan çıkararak Kürtlere öğretmeye çalışıyor, devlet dini aşısıyla onları kendi olmaktan caydırıp, Türk yapmaya çabalıyorlardı.
Ama çabaları, dökülen onca kan, Kürtleri kandırma entrika taklaları boşa çıktı. Çünkü Kürdistan, özgürlüğü olmayanın ibadetinin de makbul ve geçerli olmadığını biliyordu. Dahası el konulmuş haysiyeti, şerefinin davasındaydı. Her halkın sahip olduğu hak ve özgürlüğe erişmek, en azından "ne mutlu Türküm diyene" diye bağırdıktan sonra, "bir yudum çıkar için, aslımı, neslimi inkar eden bir sahtekarım" diye düşünüp, kendine mahçup olmaktan kurtulmak istiyordu.
Bir şey daha vardı: Herkesin dindarlığı ve dini kendine, üstelik bizden öğrenenlerin öğretmeye kalkışması da ne hadlerine diyorlardı.
Fethullah Gülen’in adamlarını Melle, sonra din memuru yapmak, Kürdistan’ın bugünkü beklentisi ve ihtiyacı da değildir. Bunun asimilasyon sarığı olduğunu bütün Kürdistan biliyor.
Ve, Kürdistan "özgürlüğü olmayanın dini sual edilmez" diyor. "Beni kandırma çaban, sana nafile, yorgunluk. Çünkü dini ırkçılığa peçe yapanların dindarlığı olmaz. Dindarsan eğer, Mellelerimi bana karşı mahçup düşürme hallerinden vazgeç. El koyduğun ülkemi, dilimi, yaşama biçimim, kültürümü geri vererek, inandır beni. Ver ki, en azından dilimle ibadetimi yapabileyim!.."