AKP Hükümetinin her türlü yasak, engelleme ve polis terörüne rağmen, Kürtler özüne ve anlamına uygun bir Newroz kutladılar. 2012 Newrozu tüm zamanların Newroz kutlamalarında yeni bir zirve oldu. Bir kere daha görüldü ki, Newroz yasak dinelemez, Newroza kalkan halkı hiçbir engel durduramaz. Zaten Newroz demek sadece yasak ve engele karşı da değil, onlarla birlikte her türlü zulme karşı da özgürlük direnişi demektir. Kürtler AKP zulmüne karşı da yeni bir direniş ateşi yaktılar.
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı’nın da ifade ettiği gibi, bu Newrozla gerçekten de yeni bir başlangıç oldu, yeni bir süreç başladı. AKP’nin “Ezdim, bastırdım, tasfiye ettim” biçimindeki tüm çabalarına rağmen, Kürtler dört parçada ve dünyanın dörtbir yanında milyonlar halinde tutumlarını ortaya koydular, özgürlük taleplerini haykırdılar. Bu taleplerin merkezinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük talebi yer aldı. Kürt halkı bir kere daha dost-düşman herkese “Çözümün adresinin İmralı olduğunu” gösterdi.
Kuşkusuz bu tutumun önemli siyasal sonuçları olacaktır. Zaten şimdiden çok yönlü olarak tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar giderek Kürt sorununun çözümü için yeni bir kapı bile açabilir. Elbette bu konuda top AKP Hükümetindedir. Yine Kürt sorunuyla ilgili tüm çevreler açısından da 2012 Newrozu bir kez daha Kürt sorunu gerçeği açısından aydınlatıcı olmuştur. Kısaca Kürt halkı taleplerini ve tutumunu çok net ve görkemli bir biçimde ortaya koymuştur. Gerisi Kürt sorununu yaratan ve yaşatan çevrelere kalmıştır. Onlardan bir kıpırdanma olmazsa, bu durumda Kürt halkı görkemli Newroz kutlamalarını direniş mücadelesine temel yapacak ve yürüyecektir.
Başta Amed olmak üzere Kürdistan’ın tüm şehir ve kasabalarında Kürt halkı ve dostları gerçekten de takdire şayan bir tutum ortaya koymuştur. Amed halkının her türlü yasak ve baskıya rağmen milyonluk yürüyüşü, Kürdün özgürlük iradesini net bir biçimde herkese göstermiştir. Yediden yetmişe tüm halkın AKP polisinin faşist terörüne karşı gösterdiği direniş herkesi derinden etkilemiştir. Öyle ki, izleyen herkes açısından “Ancak bu kadar olur” dedirtecek düzeye ulaşmıştır. Kürt halkı 2012 Newrozunda da yeni bir Newroz devrimi yapmayı başarmıştır.
Elbette şimdiye kadar olduğu gibi bu Newroz devrimi de kolay ve bedelsiz olmamıştır. Kürt halkı ve dostları bu Newroz’da da şehit ve yaralılar vermiştir, yüzlerce neferi tutuklanmıştır. Buna rağmen, her şehit, yaralı ve tutuklanmayı daha büyük bir mücadele gerekçesi yaparak yürümeyi bilmiştir. Bu temelde halkın bu cesur, fedakar ve yiğit tutumunu kutluyoruz. Büyük Newroz şehidimiz Hacı Zengin’i, Mazlumların, Zekiyelerin, Ronahilerin izinde yürüyen demokrasi şehidi olarak saygıyla anıyoruz.
Burada özellikle 2012 Newroz devriminin gerçek anlamda bir taş devrimi olduğunu belirtmek istiyoruz. AKP polisinin gaz bombaları dahil birçok araçla halka saldırmasına ve gerçek mermilerle ateş etmesine rağmen, büyük bir yürekle taş atıp halkı savunmaya çalışan Kürt halkının küçük generallerini selamlıyoruz. Hem de bunu kendilerine yönelik “Taş atmayın, okula gidin” çağrıları yapılmış olmasına rağmen gerçekleştirmelerini çok daha anlamlı ve değerli buluyoruz. Bu anlamda 2012 Newrozunun gerçek kazananlarının taş atan çocuklar ve gençler olduğunu ifade diyoruz. Bu kazanmanın sadece AKP polisine karşı değil, aynı zamanda pasifist Kürtlere karşı da gerçekleştiğini belirtiyoruz.
Bazılarının durup dururken, hem de hemen Newrozun öngününde kameraların karşısına geçip neden “Tüm çocuklara çağrı yapıyorum, ellerinize taş almayın, çocukların işi taş atmak değil okula gitmektir” dediğini bir türlü anlamıyoruz. Hem de bunun “yurtseverlik” adına yapılıyor olmasına hiçbir anlam veremiyoruz. Böylelerine elbette “Hangi okul? Kimin okulu?” sorularını sorma hakkımız var. Fakat işin daha trajikomik yanı, bir hafta önce çocuklara ve gençlere “taş atmayın” çağrısı yapanları, Newroz günü AKP polisinin faşist terörü karşısında taş atan çocukların korumuş olmasıdır.
Çok net bir biçimde görüldü ki, polis terörü karşısında halkı bir nebze de olsa gençlerin taş atışı savunmuştur. Eğer bu taşla kendini savunmada olmasa, AKP polisinin halka neler yapmaya çalışacağı ortadadır. Bu bakımdan gerçek ve doğru yurtsever tutum, Kürt gençlerini “taş atmamaya çağırmak” değil, tersine AKP’nin faşist polis terörüne karşı daha çok ve örgütlü bir biçimde taş atmaya ve direnmeye çağırmak olmalıdır. AKP faşizmine karşı daha güçlü direnebilmek için, daha çok eğitimli ve örgütlü olmak gereklidir.
Burada gelelim çocukların ve gençlerin okula gitmesine ve eğitimine. Burada bazı ciddi yanlış anlamaların ve teslimiyetçi tutumların var olduğunu görmek ve anlamak zor değil. Elbette çocukların ve gençlerin çok iyi eğitilmesi gerekir. Bir toplumun geleceği çocuklarını ve gençlerini eğitmesine bağlıdır. Bunlar genel doğrulardır. Fakat bu genel doğrular günümüzde Kürt çocuk ve gençleri için olduğu gibi geçerli ve doğru değildir. Çünkü Kürt toplumu günümüzde olağan koşulları yaşayan bir toplum değildir. Kürtler kültürel soykırımı ve asimilasyonu yaşayan bir toplumdur. Bu kültürel soykırımın ve asimilasyonun birinci ve en etkili aracı da okullardır, eğitimdir. Bu nedenle, mevcut gerçekleri hiç görmeden, liberalizmin bazı dogmalarını ezberleyerek Kürt çocuk ve gençlerini “Okula gitmeye” çağırmanın neye ve kime hizmet ettiği ve edeceği ortadadır. Bu çağrı “Haydi kızlar okula”, “Baba beni okula gönder” çağrılarının devamı gibidir.
Çocuklarımızı eğitelim, bunun için okula gitsinler! Bunlar iyi ve güzel! Fakat hangi okula gidecekler? Kimin okulunda okuyacaklar? Hangi dilde okuyacaklar? Hangi bilinci edinecekler? Bu sorulara da açık cevap verebilmek gerekiyor. AKP’nin yazdıklarını Türkçe diliyle Kürt çocuklarına okutmanın kime yararı olur? Böyle bir çocuk eğitimi kime hizmet eder? Bu soruları hiç sorgulamadan, gençliğinde ezberlenen bazı sözlerle çocukları ve gençleri “Okula gitmeye” çağırmanın anlamsız ve de tehlikeli ve zararlı olduğu açıktır.
Çünkü böylesi okullarda Kürt çocukları eğitilmeyecek, asimile edilecektir. Her şeyden önce dil asimilasyonu yaşayacaktır. Kürtçe’yi unutup Türkçe konuşur ve yaşar hale gelecektir. Diğer yandan bilinç asimilasyonu yaşayacaktır. Kimliğine bağlı, özgürlükçü ve demokratik bir bilinç değil, AKP’nin ve sömürgeciliğin zehiri körpe beyinlere yedirilecektir. Yine kültürel asimilasyonu yaşayacaktır. Tarihin derinliklerinden gelen ve neolitiğe dayanan toplumsal Kürt kültürünü unutup, kapitalist modernitenin ve Türk ulus devletinin kültürünü edinecektir. Peki Kürt çocuğu böyle mi eğitilir? Politik ve ahlaki kişilik böyle mi yaratılır?
Mevcut TC okullarının Kürt çocuk ve gençleri için birer eğitim yuvası değil, tersine asimilasyon ve kültürel soykırım kurumu olduğu açıktır. Bu okullarda Kürt çocuğu eğitilmemekte, öldürülmektedir. Tabi bundan da başta anne-baba olduğunu söyleyenlerle tüm toplum sorumludur. Çocukları için anadillerinde demokratik bilinç edinecek bir eğitim sistemi yaratamamış olanlar, bu suçlarını örtbas edebilmek için çocuklara “Soykırım okullarına gidin” çağrısı yapmaktadırlar.
Bir de bu, “Yurtseverlik” adına yapılmaktadır. Açıkça belirtelim, böyle bir yurtseverlik sözdedir, zayıf ve sakattır. Dostla düşmanı, doğru ile yanlışı ayıramayacak kadar cılızdır. Aslında bu tutuma gerçek yurtseverlik demek mümkün değildir. Yine bu konuda bir çarpıtmada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a dair yapılmaktadır. Önder Abdullah Öcalan’ın “Çocukların ve gençlerin okumasını ve iyi eğitilmesini istediği” söylenmektedir. “Haydi okula” çağrıları buna dayandırılarak yapılmaktadır.
Önder Abdullah Öcalan’ın çocuk ve gençlerin okumalarını ve okutulmalarını istediği doğrudur. Ama bu nerede ve nasıl olacaktır? Eğer bu TC okullarında olsaydı, o zaman Önder Abdullah Öcalan’ın kendisi Türk üniversitelerini bırakmazdı. Tersine “Türkiye’nin en iyi okuluna gittim, bildiklerimi de unuttum” sözü de Kürt Halk Önderi’ne aittir. Önder Abdullah Öcalan “Gençler okusun” demektedir; ama bu, TC okullarına gidip asimile olmayı değil, kendisini, Önder Abdullah Öcalan’ın ve yurtsever aydınların yazdıklarını okusun anlamını ifade etmektedir. TC eğitimini değil, Kürt toplumunun yurtsever eğitimini dile getirmektedir. Bu konuda en son savunmasında da söylediği şudur:
“İlk asimilasyon okuluna başlarken yaşadığım trajediyi anlattım. Anadilimin yerine başka dilden eğitim veren ilkokulun altındaki tehdidi hisseder gibiydim. O çocuk halimle dilimden vazgeçirilmem varlığımdan vazgeçirilmem oluyordu. Varlığımdan (Kürtlük oluyor) vazgeçecek miydim, vazgeçirilecek miydim? Kürt olgusu veya Kürt sorunu benim için böyle başlamıştı… Yaşadığım dil kaybının altında derin bir varlık kaybı vardı…”
Sanırım yeterince anlaşılırdır. Anne ve babalar ve de tüm toplum olarak çocukların varlıklarının yok edilmesi suçuna ortak olmayalım. Kürtçe ve demokratik eğitim veren okul sistemi olmadan çocuk ve gençlerimizi soykırım yerlerine göndermeyelim. Bu temelde biz, çocuk ve gençlere tersi çağrıyı yapıyoruz. Anadilinizde ve yurtseverlik temelinde kendinizi eğitin! Kürtçe anadilinde ve demokratik içerikte eğitim olmadıkça okullara gitmeyin. Böyle bir eğitim sistemine sahip olmadıkça ve olana kadar faşizmi ve sömürgeciliği taşlayın! Bu daha iyidir ve yurtsevercedir!
Hangi okul?