7 Haziran’daki yazımda, ulusal bir konsensus oluşuncaya kadar bu konuda yazmaya devam edeceğimi söylemiştim. Konuya ilişkin gelen eleştirilere toplu yanıt olması açısından, aynı zamanda yazımın konusu olduğu için bazı noktalara açıklık getirmek istiyorum.

Önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum. Ben politikacı değilim, uzmanlık alanım siyaset bilimi değil. Ancak politikacıların anlattıklarını okurum, dinlerim. Tıpkı bir terapi seansındaki gibi. Hastamın anlattıklarını dinlerken, anlatmadıklarını ve anlatamadıklarını düşünmeye çalışırım. Hasta da zaten bir sonraki seansa kadar anlatmadıklarını düşünür. Onu meşgul eden anlatmadıklarıdır. Ancak asıl önemli olan, hastanın da, benim de bilmediğim ve bilmek istediğimiz anlatamadıklarıdır. Anlatamamanın nedeni bilmemektir. Bilinçaltı dediğimiz, insani bir makinayı yönlendirir gibi yönlendiren ve yöneten mekanizma. Genellikle sorularınızın, sorularımızın yanıtsız kaldığı yer. Bu durum birey için geçerli, toplumlar için ne kadar geçerli olduğunu bu yazı serim tamamlandığında göreceğiz. Kürtler’in, Türkler’in toplumsal hafızaları, bireysel ve topumsal bilinç ve bilinçaltları v.b konular.

Sanıyorum bu kadarlık bir giriş, anlatacaklarımı anlaşılır kılar.

Eleştirilerin temeli; “ulusal bir konsensus oluşamaz, çünkü Kürt örgütlü güçlerinin ortak ulusal talepleri yoktur”. 

Bana göre absürt bir yorum. O zaman hangi talepler ulusaldır? Bunu kim ve nasıl belirleyecek? Nasıl olurda bazı yönetim biçimleri ulusal olur? Bazı yönetim biçimleri ulusal olmaz? Böylesine absürt bir yorum yaparsanız, daha absürt olan bu tali soruları da yanıtlamamız gerekir. Bu arada ulusal olan ve ulusal olmayan(!) talepleri nasıl ortaklaştırırız gibi bir soruya da yanıt aramak zorunda kalırsınız.

Şöyle bir hafızamızı sorgulayalım ve çok gerilere değil 80’li yılların başlarına bir bakalım. Kuzey Kürdistan’da var olan siyasal yapılanmaların hemen hemen bütüne yakını (Kemal Burkay’ın önderi olduğu Özgürlük Yolu, TKSP hariç) hepsi “bağımsız Kürdistan“ı savunuyorlardı. Ayrı örgütlenmeyi ve silahlı mücadeleyi de. O kadar çok ulusal ortak talepler var idi ki, sanki tek bir örgütmüş gibi, ancak hiç bir biçimde bir ortaklık sağlanamadı, sağlandığı sanılan ortaklıklar da uzun yaşamadı. 

Aynı dönemler de Güneyli güçlerin büyük kısmı “Irak’a demokrasi, Kürdistan’a Otonomi“ diyorlardı. Güneyli oluşumların Kuzeydeki devamları olanlar da bunu savunuyordu. Korkunç bir katliamdan yeni çıkmışlar, örgütleri büyük yıkımlar yaşamış, zorlukla ayakta kalabilenlerin savundukları bir ulusal talep biçimi… Ulusal talepten sadece bağımsızlığı anlayanlara sormak gerekir, Güneyli güçler o zaman ulusal talepte bulunmuyorlar mıydı?

Şimdi aradan 36 yıl geçti, neler olduğunu yazmayıp sonuca bakalım; Güneyde bir federal yapı oluştu. Otonomiden farklı, görece daha ileri (göreceli, direk bağımsızlıkla ilgili). Şimdi de bağımsız Kürdistan talebi var.

PKK’de Kuzeydeki programını değiştirdi, ‘Demokratik Cumhuriyet, Demokratik özerk yönetimler’ diyor. Bu arada PKK oldukça güçlendi ve sonuca daha yakın bir zeminde ve hayatın tam ortasında. Sürekli savaşan, çok kazanımları olan ancak çok kayıpları da olan bir hareket. Size Güneyli güçlerin 36 yıl önceki durumunu çağrıştırmıyor mu? 

Bir de daha çiçeği burnunda Rojava’ya bakalım. Üç yıl önce Kantonlar oluştu. Bir yönetim biçimi ve bir ulusal talep. Tabii bazılarına göre bu oldukça geri bir talep ve ulusal değil. Sanki Kürtlerin yönetim taleplerinin ulusal olup olmadığını ölçen bir alet var, ve bu alet de her nasılsa, Prof titele Türkler’in elinde. Bir de tabii o anlayamadıkları bilinçaltlarında dörde bölünmüş ultra şizofrenik yapılı Kürt bireyleri var, aynı şeyleri tekrar eden. 

Bu arada Rojava artık üç yıl önceki Rojava değil. Federal bir anayasası olan yönetim biçimi. Rojavalıların üç yıl önce Kantonlar biçimde olan yönetim talepleri, şimdi federasyon yönetim biçimini aldı. Hangisi ulusal değil!...

Dostlar, en iyisi hepimiz, o anlamadığımız, anlayamadığımız bilinçaltımız ile yüzleşelim. Hangi yönetim biçiminin ulusal bir talep olup olmadığını, bu savaşı yürütenlere bırakalım. Taleplerimizin ulusal olup olmadığını ölçen o kantarlar her gün ölüm-kalım savaşı veren onların elinde.