
Koparıldıkları zamanı özlüyorlar; belki bir ananın rahmi belki buğday başaklarından süzülen ekmeğin aşkı... Hatırlıyorlar! Hep bu yüzden yandıkları ateşe su taşımaya devam ediyorlar. Kendini yitiren bir dünyanın içinde ne uçurumlar var onları bekleyen Masallar yer değiştiriyor. Çöle düşen her Mecnunun gözlerinde şehirler açılıyor... Bilemezsin Leyla, aşktan da öte bir zehir gibi damarlarda dolaşan özgürlük için ne çöller kat edildi, Mecnun’un aşkı ne ki!
Çöldeki savaşçının vahası.
Senin için diyor Leyla, gururlu bakışların ve güzel günlerin için. Adını verdiğin savaşçı, gülüşünü gönderiyor sana. En çok seni özlüyor. Alevden kanatları varmış gözlerini kapamadan önce. Zamanın kanatlarında dağları dolanmış.
Yaz sıcağında çölden serin bir yel esiyor. Leyla, çöle bakıyor uzun uzun. Oradan, o ufuk noktasından toza bulanmış savaşçıların çıkıp geleceğini umuyor.
Büyümek ile hatırlayışın arasına çölün kumları doluyor. Bir parça bulut olsa, bir avuç yağmur biriktirse sanki geçecek her şey. Yeniden kavuşacak eski güzel günlerine.
Avuçlarını birleştirdiği yerde su yerine keder birikiyor. Çöle dönüşmüş toprakların kederi kaç avuca sığabilir ki! Küçük avuçlara mı kaldı bunca kederi toplamak ve yağmur mevsimini beklemek.
Yağmur mevsiminden önce gelmeyecek olanlar. Kimsesizlerin kederini avuç avuç içmeden dönmeyecek olanlar. Zaman eskiyecek, Leyla çölden gelecek olanları bekleyecek. Bir tas soğuk su isteyecekler yüreklerinin vahasından.
Leyla diyecek:
“Susun ve dinleyin. O yeşil bahçelerin altında hala atıyor kalpler. Orada kaç dünyayı kurabilecek kadar insan gövdesi, rüyası ve duygusu yatıyor, biliyor musunuz?”
Dinleyin diyecek Leyla. İsteyecek ki kalplerinde atan rüyalar bilinsin, orada çöl savaşçıları, üzerindeki tozlardan her daim yeniden dünyaya geliyorlar. Yeniden yeniden yeniden...
Çamurlu elleriyle evlerimizi hep yeniden kuruyorlar. O çamur nereden geliyor biliyor musunuz? Kirpiklerinde biriktirdikleri tozlara karışıyorlar gözyaşlarını...
Bakın diyecek, görüyor musunuz? Oradalar. Rüzgarın dağıttığı toz onların zerreleri... Topraktalar, ateşteler, yağmur damlasındalar, her yerdeler... “Her yerdeler” diyecek Leyla, avazı çıktığı kadar bağıracak. Bir bakacak ki, sözcükler yerin yüzeyine değil içinin derinliklerine iniyor. İşte o zaman yer Leyla’nın içine taşınacak.
Susacak Leyla. Kaç geceyi ateşler içinde yanan başını dindirecek bir avucu özleyerek geçirdiğine susacak. Bir ülkenin en güzel, en iyi kalpli çocuklarını kurban ettiği topraklara bakarak susacak. Saçlarına dolanan yalnızlığa susacak. Yarım kalan ninnilerin hatırına susacak.
Leyla, en çok da sustuklarıyla kendisi olacak, sözleriyle değil. Sustuklarında gizleyecek en dokunaklı anlarını. Bir çocuk düşü, gülüşü olarak kalacak öylece.
Çok eski bir ninniyi hatırlıyor Leyla. Çöl rüzgarları ile geliyor. Yaşlı ozanın yüreğinden dökülen ince nağmeleri henüz bilmiyor. Gülümseyen bir yüz hatırlıyor, ninniye eşlik eden:
Xweziya hêvî pêk bihatana (Keşke umutlar gerçekleşseydi)
Ew rojên xweş vegeriyana (O güzel günler geri gelseydi)
Xweziya hêvî pêk bihatana (Keşke umutlar gerçekleşseydi)
Ew rojên xweş vegeriyana (O güzel günler geri gelseydi)
Em biçuk bûn evîndar bûn (Çocuktuk, sevdalıydık)
Tiştê berê bûn xewn û çûn (Yaşananlar rüya oldu ve geride kaldı)
“Bu benim işte, bu benim çocukluğum. Daha dündü, çocuktum. Ne çabuk olup bitti her şey” diyecek Leyla. Zaman, çocuk parmaklarının arasından kumlar gibi dökülecek. Büyüyecek Leyla ama hiçbir şey geçmeyecek. Hangi zamandasın Leyla, Kürdistan denen yaralı göğün neresinde. Dersim’de dağınık saçlı, çıplak ayaklı çocuk musun, öyleyse 78 yıl geçmesine rağmen neredesin. Yoksa Halepçe dedikleri yerde bir babanın kucağında yiten sen misin Leyla. Lice’nin herhangi bir köyünde, evin beşiğinle birlikte yakılırken, bir kıyıdan bakan mısın. Beyaz bir arabanın ardında ‘meçhul’e götürülen misin. Şengal dağlarında hangi taşın altında uzanmışsın. Kaç kez öldün ve kaç kez yeniden doğdun. Kaç Leyla büyüyebildi, Kaç Leyla Cizîr’de, Sûr’da ve Gever’de...
Kaç yürek seni özledi Leyla. Kaç göz seni görmek isterken sonsuzluğa kapandı. Kaç el, elini tutmak isterken toprağa dokundu. Kaç mektup yazıldı sana, o sevgi sözcükleri kaç nehir kadar uzadı.
Sen Leyla, hangi zamandasın. Leyla...
* Ebu Leyla’ya ve annesiz-babasız bırakılan tüm çocuklara...
Deniz Bilgin