
İngiltere’nin Brexit süreci sonrasının devrik başbakanı David Cameron, giderken beraberinde ülkenin Ulusal Sağlık Sistemi’ni (NHS) de bertaraf ederek götürdü. Özelleştirme politikaları ile AB’nin dayatmalarına boyun eğen muhafazakar Cameron hükümeti, bununla yetinmeyip sağlık sistemi kullanıcılarına yönelik yardımlarda da kesintilere gitti; hem halkın hem de NHS’nin belini büktü. İngiltere’nin yarım asırda yarattığı sosyal devlet imajının bugün esamesi okunmuyor.
Yılanın başı David Cameron
Uzun zaman İngiltere’de iktidarını devam ettiren Cameron, göreve geldiği günden istifasını açıkladığı güne kadar ülkenin sağlık sistemini geliştireceğini savunmuş ve bunun üzerinden günlük politikalar üretmişti. Cameron’un sağlık hizmetini tamamen ücretsiz ve 7/24 çalışır hale getireceğine dair ettiği sözler, halen ülkedeki mizahçılara ve ana muhalefetteki İşçi Partisi’ne malzeme oluyor.
Cameron başbakanlığında İngiltere, zorlu bir özelleştirme sürecine girmişti. Sağlık emekçilerinin çalışma koşullarının ağırlaştırılmasıyla birlikte verilen hizmetin kalitesi de düşürülmeye çalışılıyor. En az 12 saat çalıştırılan emekçilere hafta sonları için mesai ücreti veriliyordu; ancak daha sonra mesai ücretinde kesintiye gidildi. Yeni bir sözleşme dayatılarak sağlık emekçilerinin çalışma saatleri uzatıldı ve mesai ücretleri de normal saatler gibi hesaplanmaya başlandı. Bu yüzden birçok sağlık çalışanı ve doktor, daha iyi koşulları olan ABD, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada gibi İngilizce konuşulan ülkelerde çalışmaya gitti. Tüm bunların sebebi ise Cameron’un özelleştirme sürecindeki başarısızlığı ve NHS’yi dev firma Capita PLC’ye 7 yıllığına peşkeş çekmesi...
Capita PLC kara bulut gibi çöktü
NHS, son yıllarda İngiltere’de özelleştirilmeyen tek kurum olarak kalsa da bugün Capita PLC firmasının bir bölümü olarak çalışmalarına devam ediyor. Cameron döneminde imzalanan anlaşmalar ile NHS’nin büyük bölümünü devralan firma, sağlık çalışanlarını her alanda hem işsiz bıraktı hem de devlet kaynaklarından bol keseden faydalanarak neredeyse kuruttu.
İşçi kıyımı sürüyor
Capita PLC, “Primary Care Support England” adı altında imzalanan anlaşmalara göre, 1 Eylül 2015’de NHS’nin, diş sağlığı hizmetleri, mahalle hastaneleri, optisyen ve eczane hizmetlerini de kapsayan bütün yardım hizmetlerini devraldı ve 900 NHS personelini 400 kişilik bir işgücüyle değiştirdi. Capita PLC, bugün halen sağlık çalışanlarının işlerine son vermeye devam ediyor.
Capita şirketi, artık tıbbi kayıtların taşınması ve saklanması, optisyenlere ve mahalle hastaneleri stajyerlerine ödeme yapılması, hasta kaydının yönetilmesi ve müşteri hizmetleri sağlanması gibi işlerden de sorumlu olduğu anlaşmalar gereğince devlet kaynaklarından da faydalanabiliyor.
Emekçiler grevle yanıt veriyor
Capita PLC, işçi kıyımına yol açan toplum karşıtı politikaları ve cebini doldurma yaklaşımıyla attığı her hamlede grevler, protestolar ile karşılandı.
Capita firması milyonlarla oynuyor
Capita ile yapılan anlaşmalar, 7 senelik bir kontrat ile sağlandı. Anlaşma, 400 milyon Sterlin değerinde. Kontrat bu özel şirketin daha iyi ve “modernleşmiş” doktorlar sağlayabileceği düşünüldüğü ve masraflardan yüzde 40 oranında tasarruf yapabileceği düşünülerek yapıldı. NHS, 2021 yılına kadar 22 milyar Sterlin’lik “etkinlik” tasarrufu yapmak zorunda ve bunun 1 milyar Sterlin’ini özel sağlayıcılarla yapılan tasarruf sözleşmelerinden kazanması bekleniyor. Rakamlar ve stratejiler ortadayken ve İngiltere’de hastane cinayetleri son bulmazken, Capita ve devrik başbakan Cameron’un “insanlığına” siz karar verin.
Asistan doktorların isyanı
Hükümetle doktorlar arasındaki anlaşmazlık ise hükümetin asistan doktorlara önerdiği ve 2014’ten beri üzerinde anlaşmaya varılamayan yeni iş sözleşmesinden kaynaklanıyor. Hükümet, geçen yıl yaptığı açıklamalarda doktorların temel ücretlerini yüzde 11 oranında artırdı. Fakat mesai saatlerini de uzattı ve geceleri, hafta sonları çalışmayı da normal mesaiye eklemek gibi esnek çalışma koşullarını dayattı. Hükümetin bu konudaki gerekçesi 7 gün açık etkili bir sağlık hizmeti olurken, doktorlar ve sendikaları BMA, bu durumun doktorların sağlıksız ve güvenliksiz bir biçimde uzun saatler çalışmasına yol açacağını ifade etmiş ve özellikle çalışma güvenliği ile ilgili bir dizi kaygıyı dile getirmişti.
Yapılan görüşmelere rağmen Sağlık Bakanlığı, asistan doktorların yıllık düzenli ücret artışlarını durdurmakta, doktorların uzun saatler çalıştırılmasının önündeki önlemleri ve fazla mesai ücretlerini kaldırmakta ısrar ediyor. Bu nedenle BMA geçtiğimiz dönemlerde yaptığı açıklamada, bakanlığın zam önerisinin aslında doktorların daha uzun ve daha uygunsuz saatlerde çalışmasına ve mesai ücretlerini kaldırmasıyla aslında reel ücret kaybına yol açtığı için bir aldatmaca olduğuna dikkat çekmişti.
Capita firmasının dayatmaları ve uygulamaları sonucunda çalışma koşullarındaki değişiklikler, saatlerin esnekleştirilmesi, hafta sonlarının çalışma haftasına dahil edilerek mesai ücretinde yüzde 25 kesinti yapılması, çeşitli uygulamalarla özelleştirmenin önünün açılması ve yeni sözleşmelerin dayatılmasına karşı çıkan doktorlar, son çareyi hep grev veya eylemlerde bulsa da hükümetin dayatmalarına zaman aşımıyla boyun eğdi.
Bununla beraber elbette sağlık hizmetlerinde aksaklıklar da çıkmaya başladı.
Hükümet politikaları Armağan’ın canına mal oldu
Hükümetin sağlık politikası hastaların canlarına mal oluyor. Özellikle North Middlesex Hastanesi son aylarda ölümlerde ihmali bulunduğu iddialarıyla gündemden düşmüyor. 3 yaşındaki Armağan Denli’nin ölümünde North Middlesex Hastanesi’nin ihmali olduğu iddiası, Türkiyeli ve Kürdistanlı kurumları harekete geçirmişti. Aynı hastane 2 ay önce de Murat Alaboğaz’ın ölümündeki ihmali ile gündeme gelmişti.
Hastalar cinayete kurban gidiyor
Sadece Londra’da değil Manchester’da da hastane cinayetleri yaşanıyor.
Manchester kentindeki Stepping Hill Hastanesi’nde hastalara verilen tuz çözeltisi şişelerine insülin katılması nedeniyle ölen hastaların sayısı beşe yükseldi. 41 yaşındaki bir erkek hastanın durumu da ağır, tedavisi sürüyor. Olayla ilgili 27 yaşındaki hemşire Rebecca Leighton gözaltına alınmış durumda.
1936’dan beri direniş sürüyor
İngiltere’de halk, 1936’dan beri yoksulluk ve kemer sıkma politikalarına karşı direniyor.
Her yıl 16 Ağustos tarihinde başlayan ‘Jarrow March’ yürüyüşü 1936 yılında yoksulluk ve işsizlik karşıtı yapılan ilk yürüyüş ile aynı ismi taşıyor. County Durham bölgesi sakinlerinden 30 kişilik bir grup Güney Tyneside’de bulunan Jarrow’dan yola çıkarak 300 km’lik yolu 3 haftada tamamlamıştı. Her yıl gerçekleştirilen yürüyüş, ağır aksak durumdaki sağlık sistemine tepki gösterenleri ve özellikle NHS’nin (National Health Service) özelleştirilmesine karşı çıkan birçok aktivist, sağlık çalışanı, emekçi ile duyarlı vatandaşı bir araya getiriyor.
Hükümet sosyal devletten vazgeçmeye yemin etmiş gibi
Sadece sağlık alanında değil daha birçok alanda sosyalistler ile demokratlar özelleştirme karşıtı ve AB dayatmalarına karşı mücadeleyi yükselttikçe İngiliz devleti sanki sosyal devlet olmaktan vazgeçmeye yemin etmişcesine işçi ve emekçilerin haklarını baltalamaya, yine hastane cinayetleri ile evsizliği artırmaya devam ediyor. Ayrıca AB’den çıkma süreci Brexit’le de birlikte özelleştiremediği alanları özelleştiren veya uzun vadeli anlaşmalar yapan İngiliz yönetimi, görülüyor ki vatandaşlarının sağlığına değil cebindeki paralara önem veriyor.