Vaktiyle bir panele katılmıştım. Her ne olduysa söz dünya gerilla hareketinden açıldı. Salona baktım, Kandil'den barış için inip, tutuklanan, yıllarca yattıktan sonra çıkan bir kadın gerilla panele katılanların arasında oturuyor.

Dünya gerilla tarihini ezbere bilen panelist ve katılımcılara dedim ki, "biz solcular, ben de içinde, dünya gerilla tarihine meraklıyızdır, geçen yıllarda Tupamaroların liderlerinden Rosencof İstanbul'a geldiği gün, biz 68'liler, hep birlikte hava alanına koşturup, bu gerillayı karşılamıştık; daha önce de nice kadın 68'li Leyla Halid'i ağırlamıştı... Evinde Che ile ilgili bir resim, poster ya da albüm olmayanımız yok gibidir..." Salondakiler bana tuhaf bir edayla bakarken, sordum: "Şu anda aranızda bir gerilla oturuyor, onu tanıyanınız var mı?"

Salon dalgalandı. Aralarında oturan ufak tefek kadın gerilla dışında herkes bir arkasına, sağına soluna bakıyordu. Elbette gerillayı göremediler. Çünkü onu tanımıyorlardı. Oysa aylardan beri hapisten çıkmıştı, medyada boy boy resimleri yayınlanmıştı. Ve hiç kimse bu gerillayı evinde, çalıştığı yerde ziyaret edip tanıma ihtiyacı bile duymamıştı.

Beş/altı gün Botan bölgesinde olan bitenleri izledikten sonra, aklıma Gezi günleri geldi. Türkiye'nin demokrat toplumu ayağa kalkmıştı. Bir hafta içinde, Gezi direnişine katılanlardan daha fazla ziyaretçi Gezi Parkı'na doluşmuştu. Yazılar yazılıyordu. Analizler yapılıyordu. Yeni bir kuşağın özgünlüğü hakkında o güne kadar duymadığımız teorik tezler etrafa saçılıyordu. Küçücük Gezi Parkı'nda, tüm Türkiye'nin yeniden doğuşuna şahit olmak isteyen meraklılar, buradaki komünal yaşama hayran oluyor, "işte yeni bir devrim" diyorlardı. Hele bizim eski Marksistler... Kimisi kendisini "Dünyayı Sarsan On Gün" içinde sanıyor, "devrimin günlüğünü tutuyor", kimisi bir Troçki, kimisi bir Sverdlov, kimisi de bir Stalin gibi, Gezi devriminin "taktik ve stratejisi" hakkında, epeydir rafa kaldırılmış eserleri "Gezi devrimine" adapte ediyordu.

Gezi direnişi elbette çok önemliydi. Gariplik, onun önemini "abese" kadar götürüp, işe yaramaz hale getirmekti.

Gezi "küçük bir yeşil alan"... Burada bir "alternatif hayat" kurulamaz. Ancak kurulma isteği dışa vurulur.

Ama Botan'da koca ilçelerde yüzlerce Gezi ortaya çıktı.

Gezi'de kurulan "derme çatma barikatlara" romantik gözlerle bakanlar, Botan ilçelerindeki "hendeklere" pek bir anlam veremediler. Geziye koşturup gidenler, buralara gitmediler. O nedenle ne olup bittiğini anlayamadılar.

Rosenkof'u "bilen", ama Türkiye "köyünden" çıkan "gerillayı" bilmeyen Türk aydını, elbette "Geziye" hayran oldu, ama Cizre ve Silopi'yi sadece bir "hendek" olarak gördüğü için, onunla ilgilenmedi. Buralarda ne olup bittiğini öğrenmek bile istemedi.

Bu "tehlikeli yabancılaşma", aslında o "hendekleri" akıl almaz bir "tehdit" haline getiren en büyük sosyo-psikolojik etkendir. Cizre'den ve Silopi'den sadece "kuşku" duyan aydın, farkına varmadan, oralarda açılan hendeklerden çok daha derin hendekleri, Türk ile Kürt toplumu arasına açmış oluyor.

Eğer bu "manevi hendek" olmasaydı, 5-8 Ekim serhıldanının arkasından başlayan "ikinci siyasi soykırıma" karşı Batı'da, tıpkı Gezicilere karşı yapılan tutuklamalara duyulan tepki gibi bir tepki duyulsaydı, Türk medyası en az Gezi kadar "hendeklere" ilgi gösterseydi, o hendeklerin ardında olan biten akıl almaz değişimi, tıpkı Gezi'deki "alternatif hayatlar" kadar halka duyursaydı, emin olun, şimdi Öcalan'ın İmralı'da yarattığı "çözüm sürecini" sıkıntıya sokan bu hendeklerden hiçbirini açmaya gerek bile kalmayacaktı.

İsterseniz neler olduğunu özetleyeyim: Birincisi 6-8 Ekim serhildanında yaklaşık elli insan hayatını kaybetti. Ama Botan'da tek bir insan bile ölmedi. İkincisi, Kürdistan'da 800 genç tutuklandı. Botan'da tutuklamalar hendeklerle önlendi. Üçüncüsü, hendekleri kazanlardan altısı hayatını kaybetti. Tek bir polis ya da asker ölmedi. Dördüncüsü, orada yeni bir toplumsal hayatın modeli inşa edildi; hırsızlık, fuhuş, uyuşturucu tasfiye edildi. Kooperatifçi bir dayanışma kuruldu. Genç kadınlar evlerinden çıktı, çadırlarda direnişi yönetti...

"İlginç" mi, değil mi?