
Hezex'ın romanı
Roman, İdilli koçer (göçebe) bir ailenin oğlu Orhan ile Süryani kızı Songül’ün çocukluk arkadaşlıkları ve ardından gençlik zamanlarına akan aşkı etrafında gelişiyor. Konuyu her ne kadar aşk temalı bir cümle ile özetlediysek de, okuyucunun bundan daha fazlasını okuyacağını söylememizde yarar var. Erden, öncelikle kendi açısından bir kentin macerasını yazmış. Kürt, Êzîdî, Süryani halklarının yanısıra koçer, deman (yerli) olarak tabir edilen toplulukların yaşadığı Hezex’in toplumsal yapısı, tarihi özellikleri anlatılıyor. Yer yer yazarın tümden devreye girdiği ve roman dilinin bir kenara bırakıldığı didaktik bölümler romanda hayli fazla. Bunu romanın bir eksikliği olarak görmekle birlikte, bir asırlık tarihsel süreci farklı deneyimlerle yaşayan İdil üzerine yazılan ilk roman olması nedeniyle, bu bölümlerin de önemli bir katkısı olduğunu söylemek gerek. Türkiye’de romanın özelikle son 40 yıldır artık kent merkezli yazıldığını düşündüğümüzde İdil gibi kentlerin hatıratını tutmak önemli bir çalışma olarak karşımızda duruyor. Erden’in öz yaşamın öyküsünden kesitler taşıdığına şüphe etmediğimiz romanla, yazar kentine karşı da bir sorumluluğu yerine getiriyor. 126 sayfada kimi zaman kır şiiri adını taşıyan o küçük kenti sarih bir dille aktarıyor.
Egemenler ve ezilenler
Erden’in romanı objektif olarak politik bir roman. Bir kentin izlediği değişim çizgisini egemenler ve ezilenler perspektifinden ele alıyor. Romanı okuyan her İdilli, kendisinin yazması gereken satırları burada bulacaktır. Örneğin ilçede yapılan ilk eğitim kurumu olan okul ile ilgili şu satırlara bakalım: “Okul yolun kenarına inşa edilmişti. Yan tarafında da büyük bir cami vardı. İkisi de birbiriyle yarışır gibiydiler. Dış duvarları sarıya boyanmış okulun, giriş kapısının hemen önünde büyük ve siyah bir tabela üzerinde beyaz yazıyla ‘Anafartalar İlkokulu’ diye yazılıydı. İlk bakışta bu isim yöre insanı için hiçbir anlam ifade etmeyip takma bir organ gibi durduğu hemen fark ediliyordu. Çünkü bu isim ilçe halkı için yabancı diyarlar gibi yabancıydı.” (s.72)
Memlekete selam
Erden, romanın kahramanı Orhan’ı dönemin atmosferi içinde bir tercih yapmaya götüren koşulları da aktarır. Bir dönem değişiyordur. Televizyonlarda Kürt gençlerinin cesetleri gösteriliyordur. Tam da bu sırada Orhan’ın Süryani sevgilisi Songül ailesiyle birlikte ilçeyi terk edecektir. Yazar, Orhan’a şunları düşündürür: “Bundan böyle bir kopuşun yaşanacağına dair kanaati oluşmuştu. ‘Her kopuş, büyük bir buluşu yaşatır’ ilkesi burada da işlenecek miydi, bunu bilemiyordu. Artık olanları görüp anlam verebiliyordu. Tek tek giden ‘Baranlar...’ Göçe zorlanan aileler, geride bırakılan kırık camdan hayaller ve yaralı sokaklar.” (s. 117)
Sonuçta kahramanımız kararını verir ve ‘devrime yelken açar.’ Diyebiliriz ki Erden, duvarların ötesinden tam 18 yıldır hiç görmediği dışarıyı ve 25 yaşında sokaklarından alınıp tutuklandığı İdil’i kendini okutacak kadar iyi yazmış. İyi yazmanın ötesinde, politik bir tutuklunun aslında memleketine yıllar sonra gönderdiği toplu bir selamdır Avaz. Timur Çeşmesi, kiliseden bozma eski cezaevi, Süryani Mahallesi, Newala Hespiste ile ilçesinin resmini çizmiş diyebiliriz. Avaz’dan sonra, macerası henüz yazılmayan İdil’den daha çok roman beklediğimizi söyleyebiliriz.
MAZLUM VESEK