Veysel IŞIK
1803 ile 1882 yılları arasında yaşayan ABD'li düşünür ve yazar Ralph Waldo Emerson, "Bir tutsağın boynuna geçirdiğiniz zincirin öteki ucu, kendi boynunuza takılı verir" der. Bu sözler neredeyse 200 yıl önce söylenmişti. Bunca zaman dilimine rağmen tutsağın boynuna geçirilen her zincir dönüp sahibine de musallat oldu. Ancak egemen olanlar boyunlarına geçen zincirleri ya çabuk unuttular ya da intikam almak için o zinciri daha da sıktılar.
Devletlerin ve egemenlerin ellerinde kalan yalnızlıklardır hapsedilmek. Egemenler hapsettikleri muhalifler üzerinden kendi savaş dillerini oluşturuyorlar. Devlet ve demokrasi ya da devlette karşılığını bulan en alt demokrasi olan seçme ve seçilme hakkı toplumların avunma ve avutulma aracıdır.
Artı ürün ve onun şekillendirdiği otorite kendisine alternatif için uzun süreli planlanmış bir suikast biçimi olan hapsetmeyi hayatın her alanında uyguluyor. Bir biat ettirme kültürü olarak ortaya çıkan bu egemen anlayış sivil alanda da yaşam alanı oluşturmuş durumda. Zorbalarca hapsedilmek kişinin en yakınlarınca da bazen mübah görülür. Çünkü biat kültürü aynı zamanda iradesizleştirme ve kendisine tabii kılmadır.
Hep eşitsiz koşulların umuda yelken açmasıdır düşünce ve ifade özgürlüğü. Kimisi bunu siyaset dili ile yapıyor, kimisi basın-yayın yolu ile, kimisi sanat-tiyatro, kimisi ekolojik jargonla, kimisi ise Jin, jîyan, Azadî desturu ile. İsyanlar ve darbeler silsilesi olan cumhuriyet tarihi, bir dönem iktidarda olanın boynuna bir sonraki dönemde tutsaklık zincirleri geçildi. Kimileri canlarıyla, kimileri ise yıllarını hapiste geçirerek bu bedelleri ödedi. Yıllara mal olmuş bu mücadele biçimleri her devirde devam etti ve bu günde devam etmektedir.
Düşünce farklılıkları aynı zamanda en iyi uzlaşma ve anlaşma aracıdır. Dolayısı ile bir uzlaşma dili olan siyaset, farklılıkları bir araya getirme ve uzlaşıyı sağlama sanatıdır. Ancak 21. yüzyılda egemen olan faşist ve despot seçilmişler yönetimi farklılıkları daha çok bertaraf etme üzerinden hesap yapıyor.
İnsanlığın en büyük sorunu, özgür olduğunu sananların tutsak olmasıdır. Eğer özgür olduklarını düşünenler tutsaklıklarının farkına varırlarsa belki hapsedilenler olmazdı. 20. yüzyılın en etkili Alman şair ve yazarlarından biri olan Bertolt Brecht, "Özgürlük neye yarar, yaşarsa bir arada özgürlerle tutsaklar" der. Hapsedilenlerle hapis dışında olanların içiçe olduğu bir düzende tutsakların zincirlerini elinde tutanlar onu sıkmaya devam edeceklerdir.
Ancak direnenler nasıl geçmişte zincirleri sıkanların zulmüne yeri geldiğinde bedenlerini bedel vererek son verdiyse, bugün de direnenler Erdoğan-Bahçeli faşizminin zulmüne son vermeye kararlıdır. Tarih göstermiştir ki zafer hep haksızlığa, zulme karşı direnenlerin olmuştur.