Ondan dolayı da, içini açmadan o harabenin;
Başka bir yazı yazmak istedim.
Bu yılın “son” yazısı olduğu için değil;
Ankara’dakiler, insanın “canına dank” eden ve sonu bir türlü gelmeyen “operasyonlar”dan bıktırılmadıkları için, hiç değil.
Ortadoğu’daki Kürtler’in dünyanın gözleri önünde “linç” edilmelerine “icazet” veren güçlerin çirkin portrelerini kanıksayan o meşhur “dünya kamuoyu”nun “insani vicdanı” bulunmadığından dolayı değil.
Avrupa Birliği ülkeleri, 1. Dünya Savaşından bu yana, Avrupa stiline en yakın buldukları Türkiye’yi her defasında “beraat” ettiklerinden dolayı da değil.
Umudu ve ona eşanlamlı olmasa da “ütopya”yı sevdiğimden dolayı.
Her karanlık tünel, birazdan akarsulara, denize ve deryalara açılır diye düğündüğüm;
Varolmak isteyenlerin hepsi, özgürleşmeden önce mengeneden geçtikleri, geçecekleri için.
Önemlisi, karşıtlar ne derlerse desinler; siyasi manevralar ne olursa olsun; bulunduğumuz durakta, kar kış bile olsa, ütopyamızdan vazgeçemeyeceğimiz için.
Sadece tarihe inat için değil.
Bizi engelleyen bariyerleri yıkabileceğimiz güce sahip olduğumuz için.
Dünyadaki her yükseltici gelişme, hepimizin ortak emeği olduğu için.
Ütopyalarımız, yenilgilerin, yıkımların, harabenin yükseğinde durmalı:
Sosyalizm gibi.
Sosyalist Kürdistan gibi.
Somut bir umut ve somut bir ütopya…
Alman Sosyal Filozofu Ernst Bloch, taş ustünde taş kalmadığı anı, umudun başlangıcı olarak betimleyen tariflerde bulundu.
Bloch, 20. Yüzyılın adamı. Ümit ve Ütopya’nın temellerinde, Socrates (ideal devlet) ve onu takip edenler var.
Bize yakın tarihlerin başında ise, “Ütopya” (1516) romanıyla Thomas Morus geliyor. Ütopya’da evlerin kapıları açık, isteyen istediği mekanda konaklayabiliyor ve beslenebiliyor…
Birkaç düşünce generasyonu hep Morus’un ütopyasına bağlı kaldı.
Marks ve Engels, Ütopik Sosyalizm’in eleştirini yapan ilkler oldular (Komünist Manifesto). Onlar, buradaki ütopyayı, burjuva toplumun somuta dayanmayan bir düşüncesi olduğunun altını çizdiler.
İdeal Devlet’in daha daha izdüşümü olan “Ütopya” kenti, “somut tarihi gelişmelerin kanunlarına” dayanmadığı için, reddettiler.
Lenin ise bunun devamını: “Devrim ve Devlet” başlıklı metniyle somut bir projeyle cevapladı.
Ve ona göre, “insan ihtiyacı ve gücü oranında” var oluncaya kadar, hep diktatörlükler olacaktı.
Ben de bir yeni yılın sonunda, bir diğer yılın başında, somut bir “Ütopya”ya ve “Umut”a sığınıyorum.
Bir tarihi ve aktörleri olduğu için.
Geçmişi sonsuza dayandığı ve geleceği sonsuza gideceği;
Yani yakın geçmişinde, dağdan kopup gelen bir kurtuluş olduğu;
Ve de geleceğinde kentlerden yükselip dağları zaptecek özgürlük;
Ve bu mücadele hep sonsuza dek;
Temelinde sevgi,
Ütopya ve umut olacağı için…