Hak ihlalleri ve kötü yaşam koşulları ile sık sık gündeme gelen cezaevlerinde son 10 yıl içinde 2 bin 670 kişi yaşamını yitirirken, hastane raporlarına rağmen 50’ye yakın hasta tutuklu ve hükümlü tahliye edilmiyor. Durumları giderek ağırlaşan Hediye Aksoy ve Fatma Tokmak ise ölüme terk edildi. Doluluk oranından 20 bin kişi daha fazla tutuklu ve hükümlünün bulunduğu cezaevlerindeki koşullar ve hasta tutsakların durumuna ilişkin toplumda sessizlik hakimken; aydın, yazar, akademisyenlerden ise ses çıkmıyor. Kimi kadın örgütleri tarafından başlatılan kampanyalar da sınırlı ve etkili olmazken, basında bunlara yer bile verilmiyor.

Yaşamını sürdüremeyecek durumda

Bir patlama sonucu 18 yıl önce gözlerini kaybeden Hediye Aksoy, 8 yıl boyunca tedavisi yapılmadan cezaevinde tutuldu. 1998 yılında afla salıverilen Aksoy, 2007 yılında üzerine ifade olduğu gerekçesiyle tutuklandı. İkinci kez tutuklanan Aksoy, bu defa cezaevinde kanser hastalığına yakalandı. Doktor raporlarında „Yüzde 85 engelli olduğu, yaşamını tek başına sürdüremeyeceği ve kanser tedavisinin tutukluluk koşullarında yapılamayacağı“ belirtilen Aksoy, başvurulara rağmen hala Bakırköy Kadın Tutukevi’nde tutuluyor. Serbest bırakılması için yapılan başvurulara cevap verilmeyen Aksoy, tedavi adı altında ring aracı ile hastaneye götürülürken daha fazla zorluk çekiyor. En son adli tutuklularla hastaneye götürülen ve hastane önünde ring aracında beklerken adli tutukluların saldırısına uğramıştı. Bu nedenle eylem yapan tutuklu arkadaşlarına da, gardiyanlarca müdahale edilmişti.
Ceza İnfaz Kanunu’nun (CİK) 16. maddesi gereği yaşamını kendi başına sürdüremeyecek durumda engelli olan Aksoy’un serbest bırakılması gerekirken, yasa uygulanmadığı gibi tedavisi de gerektiği kadar yapılmıyor.

Tokmak’a bir yıldır rapor bile verilmiyor
Kocaeli’de misafir olarak kaldığı evde 1996 yılında gözaltına alındıktan sonra iki buçuk yaşındaki oğlu ile birlikte ağır işkenceye maruz kalan Fatma Tokmak ise, 9 yıl kaldığı cezaevinde kalp hastalığına yakalandı. Tahliye edilen Tokmak, devam eden davada hakkındaki müebbet hapis cezasının onanmasıyla birlikte yeniden ve bu defa ağır hasta olarak cezaevine konuldu. Bakırköy Kadın Tutukevi’nde bulunan Tokmak’a doktorlar, „hayati risk var. Düzenli tedavi olması gerekir“ raporu verdi, ancak yetkililerden herhangi bir cevap gelmedi. Avukatlarının girişimleri sonucu Adli Tıp Kurumu’na gönderilen Tokmak için, bir yıldır verilmesi gereken rapor da verilmedi.

Toplum duyarsız
Ölümcül hastalıklarla boğuşan hasta tutuklu ve hükümlülerin durumu her geçen gün daha da kötüye giderken, toplumda ise bu durumu kabullenmiş gibi bir duyarsızlık söz konusu. Son 10 yıl içinde cezaevlerinde 2 bin 670 kişi yaşamını yitirirken, Türkiye’nin çeşitli illerinde İHD, MAZLUM-DER, Tabipler Odası, TUAD, TUHAD-FED, THAY-DER, MEYA-DER gibi sivil toplum örgütlerinin, basın açıklamalarının ötesine geçmeyen etkinliklerinin dışında bir çaba gösterilmiyor. Bu etkinlikler ise toplumsallaşmadığı gibi, yetkililer tarafından da ciddiye alınmıyor. Aydın, yazar ve akademisyenlerin de görmediği sorunlar karşısında, basın ise yapılan küçük basın açıklamalarını bile görmüyor.

Kampanyalar sönük geçiyor
Hastalıkları ağırlaşan kadın tutuklular için kadın örgütlerinin başlattığı kampanyaların ise etkisi olmadığı gibi, kampanyalara giderek katılım azalıyor ve zaman içinde sonuç alınmadan kendiliğinden bitiyor. Nisan ayında Hediye Aksoy şahsında hasta tutsakların özgürlüğüne kavuşması için „Hediye Aksoy’a özgürlük“ sloganı ile başlatılan kampanyada, birçok ilde yüzlerce kadınının katılımı ile „Hediye Aksoy’a özgürlük“ yürüyüşleri başladı. „Ben hapis içinde hapis yaşıyorum“ çığlıkları için Türkiye’de ve dünyada kamuoyu oluşturmayı hedefleyen kampanya kapsamında hasta tutukluların yaşadıklarını ele alan paneller, oturma eylemleri, sivil toplum örgütleriyle görüşmeler, yetkili mercilere mektupların yollanması ve dünyanın hatırı sayılır insan hakları kuruluşlarının hareket geçirilmesi gibi etkinlikler hedeflendi. 5 aydır devam eden kampanya kapsamında Uluslararası Af Örgütü (AI) ve Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu ile(FIDH) yazışmalar yapıldı. Ayrıca kadınlar 9 haftadır her Cuma günü Taksim Meydanı’nda bir saatlik oturma eylemi gerçekleştiriyor. Ancak, kampanya ve eylemler yetkililer üzerinde etki yaratacak düzeyde güçlü geçmediği gibi, toplumda da yankı uyandırma ve her hafta katılım daha da azalıyor.

Çığlıkları ne zaman duyulacak

Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan kanser hastası Güler Zere için başlatılan „Güler Zere’ye özgürlük“ kampanyası kapsamında 4 ay kesintisiz oturma eylemleri, basın açıklamaları yapılarak, duvarlara Zere’nin „Yaşamak istiyorum“ çığlığının yazılı olduğu afişler asılırken, toplumda büyük bir duyarlılık sağlanarak, Zere’nin tahliyesi sağlanmıştı. Ancak, çok geç serbest bırakılan Zere, 7 ay sonra yaşamını yitirmişti. Hastalıkları her geçen gün daha fazla ilerleyen Hediye Aksoy ve Fatma Tokmak ile diğer hasta tutuklu ve hükümlülerin çığlıkları ise hala duyulmazken, aileler „Ölümden sonra mı harekete geçilecek?“ diye soruyor.

DİHA/İSTANBUL