90’lı yıllardan beri PKK ile Türkiye Cumhuriyeti arasında kesintili olarak süren Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesine dair kapsamlı çözüm arayışları, 2012 yılının sonlarında yeni bir sürecin başlaması ile devam etmiştir. 

Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan, henüz bu süreç başlarken siyasal planının genel çerçevesini kamuoyuna sunmuştu. Bu çerçeve gereğince Türkiye’nin demokratikleşmesi ile Kürt sorununun çözülmesi, yeni bir anayasa ile yeni bir toplumsal sözleşmeye bağlanacak, bu durumun gerçekleştirilmesi sürecinde kan akmaması, anaların ağlamaması sağlanacaktı.

Sayın Öcalan’ın yaklaşımı müzakere, self determinasyon ve Demokratik Cumhuriyet gibi üç düzlemi içermekteydi. Çözüm Süreci’nde tarafların güven ortamını tesis etmesi, kamuoyunun büyük bir barışa hazırlanması, müzakerelerin çeşitli aşamalara ayrılarak yasal-siyasal adımların atılması, görüşmelerin ilk tartışma konularıydı. Sayın Öcalan self determinasyonun genel algılanma biçimi olan ‘kendi devletini kur’ yorumunu aşarak, milleti mazlume olan halkın sorunlarını görünür kılmasını ve hakikatini eline almasını; böylece uluslar arası düzlemde haksızlıkların gündemleşmesi ve siyasal yollarla da bu haklarını elde etmesi şeklinde tanımlamıştır. 

Bu yaklaşımda self determinasyon tam da mevzu bahis olan halkın kendi hikmet-i hükümetini oluşturmasıdır. Sayın Öcalan ve Kürt Siyasi Hareketi açısından self determinasyon iradesinin üç çatı boyutu vardır: Demokratik Özerklik, Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Konfederalizm.

Söz konusu siyasal kurguda Çözüm Süreci, tek etnik kimliğe dayalı ulus devletten demokratik cumhuriyete, merkezi tahakkümden yerel demokrasiye/öz yönetime varmanın demokratik müzakeresini gerçekleştirme sürecidir. Bu süreç “Analar ağlamasın ama Kürtler sömürge olmaya devam etsin; gençler yaşamını yitirmesin ama Kürtlerin hakları, Türkiye’nin demokratikleşmesi gerçekleşmesin” şeklinde beliren ve siyasi çözüm projesi olmayan AKP aklına karşı tam da öz yönetim ve halkın kararlara katılımının sağlanması yoluyla savaşın sonsuza dek tarihe gömülmesini içermektedir. Nitekim bu siyasal barış projesinin gerçekleşmesinin mührü niteliğinde sayılacak olan, yeni bir toplumsal sözleşme için demokratik anayasa vurgusu, Sayın Öcalan tarafından en sık dillendirilen boyutlardan biridir.

Toplumsal sözleşme ile ulaşılması amaçlanan demokratik cumhuriyetin ve yerel demokrasinin bir yaşama/düşünme/bilme biçimine tekabül ettiği bir gerçekliktir. Çünkü burada amaçlanan şeyin gerçekleştirilmesi durumunda, yeni bir siyasal düzenin ve yeni bir yaşam potansiyelinin açığa çıkacağı aşikardır. Bu biçimler, devlet tahakkümüne karşı toplumun öz gücüne dayanılmasını esas alır. Toplumun öz gücünü açığa çıkaracak olan ise tüm kimliklerin ve toplumsallıkların yönetim mekanizmalarına katılmaları, bireyleri nesneleştiren kapitalist moderniteye karşı, her bir bireyi ve kimliği özneleştirmeye davettir. Bu davet ile yaşamın her katında gerçekleşen özneleşme süreci, Sayın Öcalan’ın kurguladığı ‘özerklik’ anlayışını, var olan özerklik anlayışlarından keskin bir kopuşa götürmektedir. Demokratik Özerklik ile kavramsallaşan bu anlayış, sınıflı toplum yapısının çelişkilerine, gerilimlerine, adaletsizliklerine cevap olmasıyla ve post modern yönetimselliğe, katı hiyerarşik yapılanmalara karşı birlikte yönetime, bütünleşmiş anlayışların eşit katılımı ile cevap verir. 

Radikal demokrasiyi, cinsiyet özgürlüğünü ve ekolojiyi merkezine alan öz yönetime eşlik eden birçok boyut vardır. Bu boyutlardan biri Türkiye’de son dönemde yoğun şekilde tartışma konusu olan öz savunma boyutudur. AKP aklı, öz savunma pratiklerini kriminalize/marjinalize etmek ve hayat bulmasını engellemek için seferberlik ilan etmiştir. 

Oysa öz savunmanın kendinde barındırdığı hakikat ve tarihsel deneyimler, AKP aklının bu çabasının nafile olduğunu göstermektedir. Öncelikle öz savunma esasında toplumun kendini her türlü tehlikeye karşı savunması demektir. Bu tehlike, bazen eril bir anlayıştan, epik bir anlatıştan, tahakkümcü bir devlet aygıtından, doğayı talan etmek isteyen bir sermaye grubundan, bazen de IŞİD gibi barbar bir örgütten doğru gelebilmektedir. 

AKP Türkiyesi tarafından kadın katliamlarının gündelik hayatın bir parçası olduğu kabul ettirilmek istenirken ve adalet(sizlik) mekanizmaları bu kabul ettirme ediminin bir parçası haline getirilmişken öz savunmanın hayatiliği kaçınılmaz bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır. 

‘Başkan’ olabilmek için savaşı derinleştiren Erdoğan’a karşı sokağın, semtin, ilçenin savunulmasından, barış mitinglerinde taşınan savaş karşıtı pankartlara kadar tüm mücadele, öz savunma anlayışının içindedir. 

Nihayetinde çok uzağa gitmeden Ortadoğu’da yaşanan dramları irdeleyerek öz savunma boyutunun ne kadar yakıcı bir gereklilik olduğunu örnekleyebiliriz. Êzîdî halkının Şengal’de soykırımla baş başa bırakılması, Suriye halklarının iç savaşta yaşadığı dram, Türkiye toplumlarının Erdoğan tehlikesi karşısında yaşaması muhtemel toplumsal, siyasal, ekonomik dram bunlardan birkaçıdır. 

Müzakere çerçevesinin ve yol haritasının belirlenmesi ile self determinasyon hakkının yorumlanma biçiminin ortaya çıkardığı sonuçlar, Türkiye toplumu tarafından sırasıyla Dolmabahçe Mutabakatı’nda ve Rojava merkezli Kürt Siyasi Hareketi’nin tüm dünya nezdindeki imaj değişikliğinde görülmüştür. 

Kürt halkı görünür olarak, temas ederek, kendisini anlatarak, artık hakikatini ellerine almıştır. Bu hakikatin siyasal ve hukuksal metni söz konusu yeni toplumsal sözleşmedir. Bu toplumsal sözleşme, merkezi tahakküm aygıtı olan devlete karşı öz yönetime dayanan toplumu sermayeden, hiyerarşik yapılanmalardan, eril tahakküm biçimlerinden gelecek tehlikelere karşı öz savunmayı kapsamaktadır.

Sayın Öcalan’ın paylaştıklarını ve yaklaşımını 2012 yılından bu yana derin bir incelemeye tabi tutan her dikkatli takipçi, öz yönetim ve öz savunma boyutlarının Öcalan’ın siyasal kurgusunda temel bir yerde durduğunu görür. 

Nitekim AKP aklının ve devlet aklının Sayın Öcalan’ı en yakından takip eden siyasal özneler olduğunu dikkate alarak düşündüğümüzde, karşı karşıya olduğumuz gerçeklik, toplumsal barışa ulaşmak istenen Çözüm Süreci’nde öz yönetim ve öz savunmanın kaçınılmaz bir şekilde tesis edileceğini tüm tarafların ilk günden itibaren bildiğidir.

*Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi